“Hiçbir şeyi bölüştürmeyeceğim! Bu ev bana ait, konu kapanmıştır!” diye Zeynep kocasının gözlerinin içine bakarak sertçe çıkıştı

Hikâyeler
Bu ev haksızca paylaşılamayacak kadar kutsaldı.

Murat başını ağır ağır kaldırdı. Önce annesine baktı, ardından gözlerini Zeynep’e çevirdi.

— Aslında… tamamen kötü bir fikir sayılmaz, dedi alçak bir sesle.

Zeynep olduğu yerde donup kaldı. Duyduklarının gerçek olduğuna inanmakta zorlandı.

— Sen ciddi misin?

— Ciddiyim. Elif’in gerçekten yardıma ihtiyacı var. Evi değiştirsek… daha küçük bir yerde de yaşayabiliriz. Böylece kız kardeşime destek olmuş oluruz.

— Daha küçük bir evde mi? Zeynep’in parmakları titremeye başlamıştı. — Murat, sen ne söylediğinin farkında mısın?

— Farkındayım. Dünyanın sonu değil bu. İnsanlar ev değiştiriyor, böyle şeyler oluyor.

— Böyle şeyler oluyor mu? Zeynep’in sesi istemeden yükseldi. — Burası benim evim, Murat! Annemle babamdan kaldı. Ben bu duvarların arasında büyüdüm!

— Zeynep, bağırma lütfen. Oturup düzgünce konuşalım.

— Bunun konuşulacak nesi var? Kız kardeşin rahat etsin diye benden evimi vermemi mi istiyorsun?

— Vermeni istemiyorum, sadece değiştirelim diyorum. Sonuçta yine bir evin olacak.

— Ama bu ev olmayacak! Bu yer olmayacak!

Emine hemen söze karıştı:

— Zeynepciğim, bu kadar gerilmene gerek yok. Biz yalnızca akla yatkın bir çözüm söyledik. Sen de bir eve sahip olacaksın, Elif de. Herkes için iyi olur.

— Hayır, herkes için iyi olmaz! Ben yuvamı kaybederim!

— Altı üstü bir daire, dedi Emine elini savurur gibi yaparak. — Asıl önemli olan aile. Aile dediğin birbirinin arkasında durur.

Zeynep’in içinde bir şeylerin kaynayıp taştığını hissetti. Yanakları alev alev yanıyor, elleri istemsizce yumruk hâline geliyordu.

— Ben hiçbir şeyi değiştirmeyeceğim! Bu ev benim ve konu kapanmıştır!

Sözleri keskin bir bıçak gibi odanın ortasına düştü. Zeynep bakışlarını Murat’ın gözlerine dikmiş, bir an olsun kaçırmamıştı. Murat, tokat yemiş gibi irkildi. Emine ise derin bir iç çekti.

— Demek böyle, diye başını iki yana salladı. — Bencilsin sen. Sadece kendini düşünüyorsun.

— Ben kendi hakkımı koruyorum.

— Demek duvarlar, insanlardan daha kıymetli senin için! Emine birden ayağa kalktı. — Biz aileden söz ediyoruz, sen maldan mülkten bahsediyorsun. Nankörlük bu, Zeynep. Murat seni seviyor, sana sahip çıkıyor; sen ise onun öz kız kardeşine el uzatmayı bile çok görüyorsun!

— Kendi evimden vazgeçerek kimseye yardım etmek zorunda değilim!

— Elbette zorundasın! Sen onun eşisin. Kocanın yanında durman gerekir, hem de her konuda!

Murat da ayağa kalktı, araya girmeye çalıştı.

— Anne, sakin ol. Zeynep, lütfen… bağırıp çağırmayalım.

— Bağırıp çağırmayalım mı? Zeynep bu kez ona döndü. — Sen benim evimi elimden almaya kalkıyorsun, ben de susacak mıyım?

— Elinden almak değil, değiştirmek diyorum. İkisi aynı şey değil.

— Benim için aynı şey! Ben bu evi kaybetmek istemiyorum!

— Kaybetmek niye olsun? Başka bir evin olacak.

— Ben başka ev istemiyorum! Ben burada yaşamak istiyorum!

Emine iki elini başına götürdü.

— Allah’ım, ne kadar inatçısın! Aileyi düşündüğün yok, varsa yoksa kendin!

— Kendimi düşünüyorum, çünkü bu odada beni düşünen başka kimse yok!

Tartışma artık iyice çığırından çıkmıştı. Emine, nankörlükten, bencillikten, aile bağlarını hiçe saymaktan söz ederek sesini yükseltiyor; Murat bir yandan annesini yatıştırmaya uğraşırken bir yandan da Zeynep’i her şeyin sakinlikle çözülebileceğine inandırmaya çalışıyordu. Zeynep ise salonun ortasında dimdik durmuş, içinden geçen o soğuk gerçeği bütün ağırlığıyla hissediyordu: artık geri dönüş yoktu.

— Bu ev bana ait, dedi tane tane. — Annemle babam emekleriyle aldı, sonra da bana bıraktı. Ben burayı kimseye vermem.

Murat kaşlarını çatıp sitemle baktı.

— Zeynep, ben sadece kız kardeşime yardım edelim diyorum. Sen ise işi inada bindiriyorsun.

— Sen kendi ailenin sıkıntısını benim kaybım üzerinden çözmeye çalışıyorsun!

— Bizim kaybımız üzerinden! Çünkü biz bir aileyiz!

— Aile olmak, benim yuvamı feda etmem gerektiği anlamına gelmez!

Emine birkaç adım yaklaştı, parmağını Zeynep’e doğru uzattı.

— Sen iyi bir eş değilsin. Gerçek bir eş, kocasını her zaman destekler. Onun ailesine de sahip çıkar. Ama sen yalnızca kendini düşünüyorsun!

Zeynep’in sesi bu kez alçaktı, fakat içindeki kararlılık her kelimeden açıkça duyuluyordu.

— Emine Hanım, lütfen gidin.

— Ne dedin sen?

— Evimden çıkmanızı istiyorum. Hemen.

Emine’nin yüzü bir anda kıpkırmızı kesildi.

— Beni kovuyor musun?

— Evet. Kovuyorum. Burası benim evim ve burada bana bağırmanıza izin vermeyeceğim.

— Murat! diye oğluna döndü. — Duyuyor musun? Benimle nasıl konuşuyor?

Murat, annesiyle karısının arasında ne diyeceğini bilemeden kalakaldı.

Şükrüye'nin Penceresinden