Yüzünün rengi uçmuştu; parmakları belli belirsiz titriyordu.
— Zeynep, bunu yapmamalıydın. Annem kötü niyetli değildi, yalnızca iyilik yapmak istedi.
Zeynep acı acı güldü.
— İyilik mi? Kime iyilik, Murat? Elif’e mi? Size mi? Peki ya bana?
— Hepimize.
— Hepinize olabilir. Ama bana değil.
Daha fazla tartışmadı. Kapıya doğru yürüdü, kolu çevirdi ve kapıyı sonuna kadar açtı.
— Emine Hanım, lütfen çıkın.
Emine çantasını hışımla kaptı. Zeynep’e öyle bir baktı ki, sanki bütün bu olanların tek suçlusu oymuş gibi.
— Sen çok kötü bir insansın. Vicdanın yok senin.
Ardından eşikten çıktı ve kapıyı arkasından sertçe çarptı. Zeynep kapıyı kapattıktan sonra sırtını duvara yasladı. Nefesi kesik kesikti; kalbi göğsünün içinde hızla çarpıyordu.
Murat salonun ortasında kalmış, karısına bakıyordu.
— Anneme neden böyle davrandın?
Zeynep başını kaldırdı.
— Peki o bana neden böyle davrandı?
— Kız kardeşime yardım etmeye çalışıyordu.
— Benim sırtımdan, Murat. Bunu anlıyor musun? Benim hakkım olanı alarak.
— Biz bir aileyiz. Birbirimize destek olmak zorundayız.
— Destek olmak, insanın elindeki her şeyi vermesi demek değildir.
— Her şeyi değil. Sadece daireyi değiştirmeni istedik.
— Ben evimi değiştirmek istemiyorum! Bunu daha kaç kez söylemem gerekiyor?
Murat ağır bir hareketle kanepeye oturdu, iki eliyle yüzünü ovuşturdu. Sanki yorulmuş, sanki haksızlığa uğrayan kendisiymiş gibi bir hâli vardı.
— Yani kardeşime yardım etmeyeceksin, öyle mi? O zaman belki de bizim de bu evliliği sürdürmenin bir anlamı olup olmadığını düşünmemiz gerekir.
Sözleri yüksek sesle söylenmemişti. Ama Zeynep’in içine bir tokat gibi indi. Kocasına baktı; iki yıldır aynı çatı altında yaşadığı adamı o an tanıyamadı. Karşısındaki kişi, sevdiğini sandığı Murat değildi sanki.
— Bu bir tehdit mi?
— Sadece bir soru.
Zeynep’in cevabı hiç gecikmedi.
— O hâlde cevabım hayır. Böyle bir evliliğin anlamı yok.
Murat başını kaldırdı, gözlerinde şaşkınlık vardı.
— Ciddi misin?
— Hem de son derece ciddiyim. Eğer bu evliliğin şartı, annemin babamın emeğiyle kurulan evden vazgeçmemse, ben böyle bir evlilik istemiyorum.
— Zeynep…
— Yeter, Murat. Söyleyeceğimi söyledim.
Murat bir süre olduğu yerde kaldı. Sonra ayağa kalkıp yatak odasına geçti. Zeynep salonda kıpırdamadan dururken dolap kapağının açıldığını, poşetlerin ve askıların hışırtısını duydu. Yaklaşık yirmi dakika sonra Murat elinde bir çantayla geri geldi.
— Bir süre annemde kalacağım.
— Ne kadar süreceğine sen karar verirsin.
Murat karısının yüzüne baktı. Bir şey söylemek ister gibi dudaklarını araladı, fakat kelimeler boğazında kaldı. Antreye geçti, montunu giydi, anahtarlarını aldı.
— Fikrini değiştirirsen beni ara.
Zeynep’in sesi sakindi.
— Aramayacağım.
Kapı kapanınca evin içine derin bir sessizlik çöktü. Zeynep bir müddet olduğu yerde kaldı. Sonra salona döndü, kanepeye oturdu. Gözleri, yıllardır ezbere bildiği duvarlarda gezindi; raflardaki aile fotoğraflarına, annesiyle babasının kendi elleriyle döşettiği parkelere baktı.
Sessizlik her yeri dolduruyordu. Fakat içinde korku yoktu. Pişmanlık da yoktu. Sadece yerinden oynatılması güç bir kesinlik vardı: Doğru olanı yapmıştı.
Bir süre sonra ayağa kalktı, pencerenin önüne gitti. Akşam karanlığı şehrin üzerine çökmüş, karşı apartmanların pencerelerinde tek tek ışıklar yanmıştı. Bu ev hâlâ onundu. Anne babasının alın teriyle kurulan, onların hatırasını saklayan yuva yerli yerinde duruyordu. Kimse onu elinden alamazdı. Kimse, başkalarının rahat etmesi için kendi hayatını feda etmeye zorlayamazdı.
Murat gitmişti. Emine’nin isteği geri çevrilmişti. Elif yine yardımsız kalacaktı belki. Ama Zeynep suçluluk duymuyordu. Çünkü yardım etmek, insanın kendisini yok sayması demek değildi.
Telefonunu aldı ve yakın arkadaşı Aslı’ya kısa bir mesaj yazdı:
“Murаt gitti. Uzun hikâye. Yarın gelebilir misin?”
Cevap neredeyse hemen geldi:
“Elbette gelirim. Yanıma çaylık bir şeyler de alırım. Dayan, yalnız değilsin.”
Zeynep’in dudaklarında yorgun ama içten bir tebessüm belirdi. Hayat devam edecekti. Karısının hakkını başkalarının isteğinin gerisine koyan bir koca olmadan da devam edecekti. Başkasının malını kendi malı gibi gören bir kayınvalide olmadan da. Onun kararına saygı duymayan insanlar hayatından çekildiğinde, geriye eksiklik değil, ferahlık kalacaktı.
Ev yerindeydi. Yuva yerindeydi. Anne babasının hatırası yerindeydi. Geri kalan her şey önemini yitirmişti.
Zeynep mutfağa geçti. Masanın başına oturdu, karşısındaki boş sandalyeye baktı. Bir zamanlar Murat orada otururdu. Şimdi yoktu. Ve tuhaf bir biçimde, bu düşünce canını yakmaktan çok içini rahatlattı.
Aklına kilitleri değiştirmek geldi. Ne olur ne olmazdı. Murat dönebilir, yeniden konuşmaya çalışabilir, belki yine baskı kurmak isteyebilirdi. Ama kapı artık kapalı olacaktı. Bu ev korunacaktı.
Yatak odasına geçti, yatağa uzandı. Gözlerini kapatırken içinden derin bir nefes bıraktı. Yarın yeni bir gün olacaktı. Kavgasız, baskısız, başkalarının bitmek bilmeyen beklentileri olmadan.
Sadece kendisi ve evi kalacaktı. Kendi kalesi. Kendi hayatı. Ve bunu artık hiç kimsenin ondan almaya gücü yetmeyecekti.
