O planların ağırlığı, taşınma günü geldiğinde kendini iyice belli etti.
6. Aşama: Sevinç Getirmeyen Boşluk
Ayşe ile Mehmet, ayın son günü eski daireden tamamen çıktılar.
Nakliyeciler kutuları, kanepeyi, Elif’in bisikletini, mutfak sandalyelerini ve kendi paralarıyla aldıkları çamaşır makinesini tek tek aşağı indirdi. Bir zamanlar yaşanmışlıkla dolu görünen evin içinde geriye çıplak duvarlar, başkasından kalma eski bir gardırop, ocak ve her köşeye sinmiş toz kokusu kaldı.
Anahtarları teslim almak için Fatma da geldi.
Kapıdan içeri adım atar atmaz durakladı. Boşluğun sesi sanki yüzüne çarpmıştı.
— Buzdolabı nerede? — diye sordu.
Ayşe sakin bir sesle cevap verdi:
— Bizimdi. Götürdük.
— Peki çamaşır makinesi?
— O da bizimdi.
Fatma’nın bakışları salona kaydı.
— Oturma odasındaki kanepe?
Mehmet yorgun ama kararlı bir ifadeyle konuştu:
— Onu da biz almıştık.
Fatma odanın içine doğru birkaç adım attı. Salon neredeyse bomboştu. Mobilyaların yıllarca durduğu yerlerde, parkede açık renkli izler kalmıştı. Ayşe o anda bu daireyi ilk kez başka bir gözle gördü. Burası onların yuvası değilmiş meğer; sadece duvarları, pencereleri ve metrekaresi olan bir yerden ibaretmiş.
Fatma’nın sesi titredi:
— Siz her şeyi mi götürdünüz?
Mehmet derin bir nefes aldı.
— Anne, bize ait olanları aldık.
— Burada şimdi nasıl yaşanacak?
Ayşe, Fatma’nın gözlerine baktı.
— Evi dilediğiniz gibi kullanmak istiyordunuz ya.
Fatma’nın yüzü bir anda soldu.
— Ben en azından gerekli eşyaları bırakırsınız sanmıştım.
— Size ait olan ne varsa bıraktık, — dedi Ayşe.
O sırada annesiyle birlikte gelen Zeynep mutfağın kapısından başını uzattı. Boş tezgâha, soğuk duvarlara, eski ocağa baktıktan sonra yüzünü buruşturdu.
— Anne, ben burada oturmam. Ev bomboş.
Fatma sertçe kızına döndü.
— Sen ne bekliyordun?
Zeynep omuz silkti.
— Ne bileyim… Eşyaları bırakırlar sanmıştım. Bir de ev düzgün olur diye düşündüm. Ben burada tadilatla uğraşamam ki, terzi atölyesini açmam gerekiyor.
Mehmet’in dudaklarından acı bir gülüş çıktı. Alay değildi bu; kırgınlığın, yorgunluğun ve geç anlaşılmış bir gerçeğin gülüşüydü.
— Aileye destek dedikleri de bu kadarmış demek.
Ayşe anahtarları pencere pervazına bıraktı.
— İstediğiniz gibi evi boşalttık.
7. Aşama: Yeni Kapı
Yeni daire onları boya kokusu ve henüz yerleşilmemiş evlere özgü yabancı bir tozla karşıladı. Ama Elif için bunların hiçbir önemi yoktu. Odadan odaya koşuyor, her kapının önünde heyecanla duruyordu.
— Burası benim odam mı? Gerçekten benim mi?
Mehmet gülümsedi.
— Senin. Duvar kâğıdını da birlikte seçeceğiz.
Ayşe mutfağın ortasındaki bir kutunun üzerine oturdu. Birkaç saniye tavana baktı, sonra gözyaşlarını tutamadı. Üzüntüden değildi ağlaması. Haftalardır biriken gerginlik, korku, kırgınlık ve yorgunluk sonunda boşalıyordu.
Mehmet yanına oturdu, kolunu omzuna doladı.
— Evimize geldik, — dedi.
Ayşe gözyaşlarının arasından gülümsedi.
— Yirmi yıllık konut kredisiyle birlikte.
— Olsun, — dedi Mehmet. — En azından artık kimse bize şart koşamayacak.
İkisi de aynı anda hem güldü hem ağladı.
İlk haftalar kolay geçmedi. Yerde serili yatakta uyudular, yemekleri kutuların üstünde yediler, tuzun hangi kolide olduğunu aradılar, perdelerin rengi yüzünden küçük tartışmalar yaşadılar. Fakat her akşam Ayşe kapıyı kendi anahtarıyla kilitlediğinde, uzun zamandır unuttuğu bir huzur içine yerleşiyordu.
Fatma başlangıçta hiç aramadı. Sonra bir gün Mehmet’in telefonu çaldı.
— Daire soğuk, — dedi annesi. — Pencerelerin değişmesi gerekiyor.
Mehmet sesini yükseltmeden karşılık verdi:
— Yatak odasıyla çocuk odasının pencerelerini biz değiştirmiştik anne. Kendi paramızla. Mutfakla diğer oda için o zaman “böyle de idare eder” demiştin.
— Demek ki hepsini tamamlamanız gerekiyordu!
Mehmet kısa ve net konuştu:
— Hayır.
Bu küçücük “hayır”, Mehmet için yeni öğrenilmiş bir kelime gibiydi. Söylemesi zordu ama insanı dik tutan bir yanı vardı.
Fatma cevap vermeden telefonu kapattı.
8. Aşama: Başkasının Parası Olmadan Açılan Atölye
İki ay sonra Zeynep yine de terzi atölyesini açtı. Ama hayal ettiği gibi çarşı girişinde, gelip geçenin bol olduğu bir dükkânda değil; bir kuru temizlemecinin yanında ayrılmış küçük, dar bir köşede. Parayı Fatma bulmuştu. Birikiminin bir kısmını bozmuş, rahmetli eşinden kalan eski arabayı satmış, yetmeyince komşusundan borç almıştı.
İlk ay Zeynep aile mesaj grubuna tabelasının fotoğraflarını gönderdi, gelen müşterilerin övgülerini anlattı. İkinci ay kiradan yakınmaya başladı. Üçüncü ay insanların her şeyi “ucuz ve hemen” istediğinden şikâyet etti. Dördüncü ay ise vergilerin “birdenbire çok yüksek çıktığını” yazdı.
Ayşe hiçbirine yorum yapmadı.
Bir akşam Mehmet telefonunu uzatıp annesinden gelen mesajı gösterdi:
“Eğer o zaman iki yüz on bin lira verseydiniz, Zeynep işini doğru düzgün büyütebilirdi. Şimdi böyle sürünüyor.”
Ayşe istemsizce acı acı güldü.
— Yani yine suçlu biziz.
Mehmet başını salladı.
— Tabii. Çünkü iş planı olmayan bir hayalin parasını biz ödemedik.
Sonra annesine kısa bir cevap yazdı:
“Anne, Zeynep’in başarılı olmasını isteriz. Ama bizim paramızla ilgili konuları artık konuşmayacağız.”
Cevap gecikmedi:
“Sen artık bize yabancı oldun.”
Mehmet uzun süre ekrana baktı. Sonra mesajı sildi.
Ayşe yumuşak bir sesle sordu:
— Canın yandı mı?
— Evet, — dedi Mehmet. — Ama eskiden daha çok yanıyordu. Çünkü sizi düşünmek yerine herkese iyi evlat, iyi kardeş, iyi insan olmaya çalışıyordum.
Ayşe onun elini tuttu.
