“Ya Zeynep’e iki yüz on bin lira vereceğiz ya da evden çıkacağız” diye ultimatom verdi kayınvalide, sofrada ağır bir sessizlik çöktü

Hikâyeler
Bu tutum iğrenç, haksız ve yıkıcı.

O akşam Elif elinde bir resimle geldi. Kâğıdın üstünde yeni evleri vardı; pencerede üç kişi çizilmişti. Altına da yamuk yumuk harflerle şunu yazmıştı:

“Burada bizi kovmuyorlar.”

Ayşe resmi uzun uzun seyretti. Sonra hiçbir şey söylemeden, tapu ve kredi evraklarının durduğu dosyanın arasına özenle yerleştirdi.

9. Aşama: Boş ev kiracı arıyor

Fatma eski daireyi kiraya vermeye uğraşıyordu.

Ama ev eşyasızdı, tamirat yarım yamalaktı, mutfak da yılların yorgunluğunu taşıyordu. Gelenler kapıdan giriyor, odalara bakıyor, birkaç soru soruyor ve çoğu bir daha dönmemek üzere gidiyordu. Genç bir adam açıkça söylemişti:

— Bu kiraya en azından bir buzdolabı olmalı burada.

Fatma bu söze alınmıştı. Hemen Mehmet’i aradı.

— Buzdolabını hiç değilse işler yoluna girene kadar bırakabilirdiniz. Zaten sizin için eski sayılır.

— Anne, biz onu kullanıyoruz.

— Yenisi alınırdı!

— Hangi parayla?

— Madem konut kredisi verdiler, demek ki banka size güveniyor.

Mehmet gözlerini kapattı. Bu cümlelerin nereye varacağını artık ezbere biliyordu.

— Anne, şu an işim var.

O sırada Ayşe, Elif’le birlikte yeni raflara küçük çıkartmalar yapıştırıyordu. Konuşmayı duymuştu ama içi eskisi gibi alev alev olmamıştı. Önceleri böyle telefonlar bütün akşamını zehir eder, boğazına bir taş oturturdu. Şimdi ise sanki yan daireden gelen boğuk bir gürültü gibiydi; duyuluyor ama evin içine hükmedemiyordu.

Bir hafta sonra Fatma haber vermeden kapılarına dayandı.

Bu kez kapı ardına kadar açılmadı. Mehmet zinciri takılı bırakarak aralıktan baktı.

— Anne, gelmeden önce araman gerekiyordu.

Fatma ne diyeceğini şaşırdı.

— Ben senin annenim.

— Yine de araman gerekiyor.

Kadın onun omzunun üzerinden içeri bakmaya çalıştı. Aydınlık antreyi, yeni duvar kâğıtlarını, duvar dibine düzgünce konmuş Elif’in botlarını gördü. Ayşe biraz geride duruyordu; yüzünde ne telaş vardı ne de öfke.

— Nasıl yerleştiniz, görmek istedim.

— Şu an uygun değiliz.

Fatma’nın yüzü soldu.

— Beni kapıda mı bekletiyorsunuz?

Mehmet’in sesi yumuşaktı ama geri çekilmiyordu.

— Kendi evimizde, kendi kurallarımızla yaşamayı öğreniyoruz.

Sonra kapıyı kapattı.

Ayşe yanına gelip elini omzuna koydu.

— Dayandın.

— Zor oldu.

— Ama dayandın.

10. Aşama: Boş evde kim kaldı?

Bahar geldiğinde eski daire hâlâ neredeyse bomboştu. Fatma bazen şehre indiğinde orada bir gece kalıyor, sonra fazla oyalanmadan yazlığa dönüyordu. Zeynep ise orada yaşamayı kesin olarak reddetmişti:

“Dikiş atölyesine çok uzak, bir de içim sıkılıyor,” demişti.

Fatma sonunda istediği şeye sahip olmuştu: İçinde kiracı olmayan bir daireye. Mobilyasız odalara. Mutfaktan yükselen torun kahkahasının eksikliğine. Eskiden Mehmet ile Ayşe’nin düzenli ödediği aidat ve faturaların yokluğuna. Artık telefonlarına hemen cevap vermeyen bir oğula.

Bir gün, hiç beklenmedik şekilde Ayşe’yi aradı.

— Elif beni özlüyor mu? — diye sordu.

Ayşe, yeni çalışma masasının başında ödev yapan kızına baktı.

— Alışmaya çalışıyor.

— Torunumu görmek isterim.

— Mehmet’i arayın. Önceden konuşup uygun bir zaman belirleyin.

Telefonun diğer ucunda kısa bir sessizlik oldu.

— Ayşe… o gün biraz ileri gittim.

Bu tam anlamıyla bir özür değildi. Ama artık bir emir de değildi.

— Evet Fatma Hanım, ileri gittiniz.

Fatma yine sustu.

— Ben… sizin korkacağınızı sanmıştım.

Ayşe gözlerini kapattı. İşte buydu. Sonunda gerçeğin kendisi söylenmişti.

— Korktuk zaten. Sadece sizin beklediğiniz biçimde değil.

Konuşma bittikten sonra Ayşe balkona çıktı. Aşağıda apartman bahçesinden çocuk sesleri yükseliyordu. İçeride Elif gülüyordu; Mehmet ise mutfakta bir şeyler arıyor, açacağın nerede olduğunu sorup duruyordu.

Hayatları birdenbire kolaylaşmamıştı. Konut kredisi omuzlarına ağırlık yapıyordu. Tamirat masrafları bitmek bilmiyordu. Mehmet’in annesiyle ilişkileri hâlâ mesafeli, dikkatli ve soğuktu. Fakat artık her zorluk onlara aitti. Başkalarının şartlarıyla önlerine konmuş bir yük değil, kendi kararlarının bedeliydi.

Akşam Mehmet çayı demledi, iki bardağı alıp Ayşe’nin yanına oturdu.

— Annem bir şey itiraf etti galiba? — dedi.

— Sayılır. Korkacağımızı düşündüğünü söyledi.

Mehmet hüzünlü bir tebessümle başını salladı.

— Biz de korktuk ve ev aldık.

Ayşe gülümsedi.

— Hayatımızdaki en hayırlı korku buydu.

Mehmet bu kez gerçekten güldü.

Ayşe kapının yanındaki küçük kâsenin içinde duran anahtarlara baktı. Artık kimse ay sonunda çıkın diyemezdi. Kimse biriktirdikleri parayı aile vergisine çeviremezdi. Kimse, ardında tehdit duran bir yardıma sevgi adını veremezdi.

Eski dairede ise geriye yalnızca Fatma kalmıştı.

Boş odalarla.

Artık içinde buzdolabı bile bulunmayan mutfakla.

Ve insanları evinden çıkarırken, bazen fark etmeden kendi hayatındaki sıcaklığı da dışarıda bıraktığını anlamanın ağırlığıyla.

Şükrüye'nin Penceresinden