“Siz yokken dairenin kilitlerini değiştirdim” diye yazan kayınvalidesinin mesajı, Meryem’i kapının önünde donup kalmaya zorladı

Hikâyeler
Bu haksızlık tarifsiz, utanç verici ve kabul edilemez.

Kafeye Meryem onlardan önce gelmişti. Sessiz bir köşe seçti, kendine çay söyledi ve beklemeye koyuldu. Mustafa tam on beş dakika sonra kapıda belirdi. Elbette arkasında Fatma da vardı. Kayınvalidesi, sanki bir cepheye komuta etmeye gelmiş gibiydi; beli dimdik, dudakları ince bir çizgi hâlinde sıkılmış, bakışlarında küçümseyen bir üstünlük vardı.

Daha sandalyeye oturmadan söze girdi:

— Aferin Meryemciğim, sonunda aklın başına gelmiş. Mustafa boşanma dilekçesini verdi. Sana düşen yalnızca rıza verdiğine dair imzayı atmak. Bir de daireyle ilgili hiçbir talebin olmadığını belirten evrakları hazırladık. İmzala, herkes kendi yoluna güzellikle gitsin.

Meryem, kocasına çevirdi gözlerini. Mustafa menüye gömülmüş, onun bakışlarından kaçıyordu.

— Mustafa, diye seslendi Meryem. Senin söyleyecek tek kelimen yok mu? Yoksa annen ömrünün sonuna kadar senin yerine mi konuşacak?

Mustafa yüzünü buruşturdu ama ağzını açmadı.

Fatma hemen araya girdi:

— Haddini bil. Benim oğlum daha iyisini hak ediyor. Onunla ilgilenecek, evini yuva yapacak bir kadın… Sürekli şehir şehir dolaşan biri değil. Çocuğu olacak, ocağında çorbası kaynayacak, evi derli toplu duracak. Sen nesin? Kökü belli olmayan, işinden başka bir şey düşünmeyen bir kadın.

Meryem’in dudaklarında soğuk bir tebessüm belirdi.

— Kökü belli olmayan mı? Benim ailem de geçmişim de gayet yerinde, Fatma Hanım. Diplomam var, işim var, en önemlisi de kendime saygım var. Sizin oğlunuzun ise kendine ait pek bir şeyi kalmamış gibi görünüyor. Fikri bile yok.

— Sen bana nasıl böyle konuşursun! diye parladı Fatma, masadan kalkmaya yeltendi.

Meryem’in sesi yükselmedi ama içinde keskin bir kararlılık vardı:

— Oturun. Daha sözüm bitmedi.

Fatma yarı kalkmış hâlde donup kaldı. Bu sakin ama sert ton onu hazırlıksız yakalamıştı.

Meryem çantasından bir dosya çıkardı ve düzenli hareketlerle masanın üzerine koydu.

— Hiçbir feragat belgesine imza atmayacağım. Bakın, bunlar banka dökümleri. Üç yıl boyunca kredi ödemelerine yaklaşık 490 bin lira aktarmışım. Bunlar tadilat faturaları; onlar da yaklaşık 105 bin lira tutuyor. Şu da avukatın hazırladığı yazı: Benim rızam olmadan kilitleri değiştirmeniz hukuken keyfî müdahale sayılır.

Belgeleri tek tek açıp masaya yaydı. Kâğıtlar, sanki bir oyunda son kozlar ortaya konmuş gibi önlerinde duruyordu.

— Yirmi dört saat içinde daireye girişimi sağlamazsanız karakola başvuracağım. Boşanma sırasında yaptığım harcamalar karşılanmazsa dava açacağım. Ve emin olun, kazanacağım.

Mustafa’nın yüzündeki renk çekildi. İlk kez başını kaldırıp karısına baktı; gözlerinde belli belirsiz bir korku parladı.

— Meryem, bir dur, diye kekeledi. Belki konuşarak hallederiz. Annem de biraz ileri gitti, biz de sinirlendik…

Meryem onu sözünün ortasında kesti:

— Hayır Mustafa. Konuşmamız gereken zaman üç yıl önceydi. Annen ilk kez benim eşyalarımın yerini değiştirdiğinde. “Toz yapıyor” diye çiçeklerimi çöpe attığında. Çekmecelerimi karıştırıp mektuplarımı okuduğunda. Sen o zaman sustun. Onun yaptığı tarhanayı kaşıklayıp başını salladın. Şimdi ise geç kaldın.

Fatma’nın yüzü öfkeden kıpkırmızı kesildi.

— Hiçbir şeyi ispat edemezsin, diye tısladı. O daire Mustafa’ya annemden kaldı. Tek mirasçı o.

Meryem başını hafifçe salladı.

— Miras ayrı bir mesele, buna itirazım yok. Ama kanun, evlilik içinde yapılan değer artırıcı harcamaların paylaşılabileceğini söyler. Ben o eve az şey katmadım. Tanıklarım var, faturalarım var, fotoğraflarım var. Mahkemeye gitmek istiyorsanız gidelim.

Masanın üzerine ağır bir sessizlik çöktü. Sipariş almak için yaklaşan garson, üçünün yüzündeki ifadeyi görünce adımlarını yavaşlattı ve hiçbir şey söylemeden usulca geri çekildi.

Şükrüye'nin Penceresinden