“Siz yokken dairenin kilitlerini değiştirdim” diye yazan kayınvalidesinin mesajı, Meryem’i kapının önünde donup kalmaya zorladı

Hikâyeler
Bu haksızlık tarifsiz, utanç verici ve kabul edilemez.

Mustafa, uzun bir süre kelimeleri ağzında çevirdikten sonra nihayet konuşabildi:

— Peki sen ne istiyorsun?

Meryem’in cevabı sakin ve kesindi.

— Boşanmak istiyorum. Bir de hakkım olan parayı. Beş yüz yirmi beş bin lira. İstersen o arabayı satarsın; hani seçerken sana ben de yardım etmiştim. İstersen annenden borç alırsın. Beni ilgilendirmez. Parayı toparlaman için bir ayın var. Ondan sonra mahkemede görüşürüz.

Sandalyeyi sessizce geriye itti. Masada, dokunulmamış çay bardağı öylece kaldı.

Kapıya yaklaşmıştı ki durdu, omzunun üzerinden dönüp son kez baktı.

— Bir şey daha var. Bodrumdaki eşyalarımı yarın sabah saat onda almaya geleceğim. Nakliyeciler de yanımda olacak. Kitaplarımdan biri bile zarar görmüş olursa, manevi tazminatı da dosyaya eklerim.

Bunu söyledikten sonra kafeden çıktı. Ne Mustafa’ya baktı ne de Fatma’nın arkasından fısıldadığı sözleri duymak istedi.

Bir ay sonra boşanma işlemleri tamamlandı. Mustafa önce annesinin yönlendirmesiyle pazarlık etmeye kalktı. Sonra sesini yükseltti, tehdit eder gibi konuştu. Hatta bir ara gözleri doldu, eski günleri hatırlatmaya çalıştı. Fakat Meryem artık geri adım atacak kadın değildi. İstediği miktarın tamamını alamadı; ama uzlaşmayla dört yüz yirmi bin lirayı almayı başardı. O şartlarda bu, hiç de kötü bir sonuç sayılmazdı.

Bu parayla yeni yapılmış bir apartmanda küçük bir daire için peşinat verdi. Tek odalıydı ama aydınlıktı; geniş penceresinden parkın ağaçları görünüyordu. İçinde kaynana gölgesi yoktu, annesinin sözünden çıkamayan bir koca yoktu, başkalarının kuralları yoktu.

Taşındığı gün, yeni raflarına kitaplarını tek tek yerleştiriyordu. Tam kalın kapaklı romanları ayırmıştı ki kapı zili çaldı. Açtığında karşısında yaşlıca, yüzü yumuşak ifadeli bir kadın duruyordu. Elinde üzeri örtülü bir tabak vardı.

— Merhaba kızım. Ben Emine, yan daireden. Sana ev yapımı kete getirdim. Yeni yuvan hayırlı olsun.

Meryem’in yüzünde içten bir tebessüm belirdi. Tabağı iki eliyle aldı.

— Çok teşekkür ederim, Allah razı olsun. İçeri buyurun, çayı yeni demlemiştim.

Birlikte mutfağa geçtiler. Bardaklara çay dolduruldu, kete kesildi, kutuların arasındaki küçük masaya oturdular. Emine emekli bir öğretmendi; konuşması tatlı, hâli neşeliydi. Apartmandaki komşulardan, yöneticinin titizliğinden, parkta perşembe akşamları küçük bir müzik topluluğunun çaldığından söz etti.

Bir ara sesini biraz yumuşatarak sordu:

— Tek başına mı taşındın yavrum?

Meryem başını salladı.

— Evet. Kısa süre önce boşandım.

Emine iç geçirdi.

— Üzüleyim mi, yoksa hayırlı olsun mu diyeyim, bilemedim.

Meryem kısa bir an düşündü. Sonra gözlerini kaldırıp sakince cevap verdi:

— Sanırım hayırlı olsun demeniz daha doğru olur. Vermem gereken kararı verdim.

Akşam olduğunda Emine kendi dairesine dönmüş, koliler nihayet boşaltılmıştı. Meryem, ilk maaşıyla aldığı o eski kanepeye oturdu. Fatma’nın “modası geçmiş” diyerek atılmasını istediği kanepeydi bu. Şimdi yeni evinin en güvenli köşesinde, bütün geçmişine inat dimdik duruyordu.

Pencereden şehrin ışıklarına baktı. Hayatın nasıl da tuhaf işlediğini düşündü. Üç yıl boyunca başka bir ailenin içine sığmaya çalışmıştı. Üç yıl susmuş, alttan almış, belki bir gün değişir diye beklemişti. Sonra yalnızca bir hafta içinde her şey yıkılıp gitmişti. Yoksa yıkılan şey değil de çözülen zincir miydi?

Fatma’nın sesi zihninde yeniden yankılandı: “Tek başına kalacaksın. Senin gibi birini kim ne yapsın?”

Meryem hafifçe gülümsedi. Kendine lazımdı o. Meğer bu, insana yetiyormuş.

Telefonu kısa bir ses çıkardı. Mustafa’dan mesaj gelmişti: “Meryem, annem hastalandı. Stresten. Bunların hepsi senin yüzünden. Umarım utanıyorsundur.”

Mesajı okudu. Omuzlarını silkti. Önce Mustafa’nın numarasını engelledi. Ardından Fatma’nınkini de. Sonra mutfağa gidip kendine bir bardak kızılcık şerbeti doldurdu ve sevdiği filmi açtı.

Dışarıda yağmur başlamıştı. Damlalar cama vuruyor, sanki görünmez bir kalabalık onu alkışlıyordu. Meryem bardağını kaldırdı; karanlık camdaki yansımasına baktı.

— Yeni hayatıma, — dedi yüksek sesle. — Bir de artık kimsenin eşyalarımı karıştırmasına izin vermeyeceğime.

Şerbetten bir yudum aldı. Tadı hem buruk hem tatlıydı. Tıpkı özgürlük gibi.

Şükrüye'nin Penceresinden