“Dinle, sen yokken annemle uzun uzun konuştuk. Böyle olmasının herkes için daha doğru olduğuna karar verdik” dedi Kerem, soğuk ve resmi bir sesle

Hikâyeler
Adaletsizlik sevginin en nazik yanını paramparça eder.

Elif, kararlaştırılan yere herkesten önce vardı. Pencere kenarındaki masaya oturup bir çay söyledi; bardağın içinden yükselen buharı seyrederken ellerinin artık titremediğini fark etti. On beş dakika sonra Kerem göründü. Elbette yalnız değildi. Birkaç adım arkasında Fatma vardı; sanki bir aile meselesine değil de savaş meydanına gelmiş gibiydi. Sırtı dimdik, dudakları ince bir çizgi hâlinde sıkılmış, bakışlarında küçümseyen bir üstünlük vardı.

Fatma daha sandalyeye oturmadan söze girdi:

— Nihayet aklın başına gelmiş, Elifçiğim. Kerem boşanma dilekçesini hazırladı. Senin yapacağın tek şey rıza gösterdiğine dair imzayı atmak. Daireyle ilgili hiçbir talebin olmadığını belirten evrakları da düzenledik. İmzala, herkes yoluna sessizce gitsin.

Elif gözlerini Kerem’e çevirdi. Kerem menüye bakıyormuş gibi yapıyor, onunla göz göze gelmemek için sayfaları gereksiz yere çevirip duruyordu.

— Kerem, — dedi Elif sakin bir sesle. — Sen de bir şey söyleyecek misin? Yoksa hayatın boyunca annen mi senin yerine konuşacak?

Kerem’in yüzü buruştu; belli ki bu söz canını yakmıştı. Ama ağzını açmadı.

Fatma sertçe araya girdi:

— Saygısızlık etme. Benim oğlum daha iyisine layık. Ona yuva olacak, evine sahip çıkacak, çocuk doğuracak, ocağını tüttürecek bir kadına… Sürekli iş peşinde koşturan, evi otel gibi kullanan birine değil. Senin ne ailen belli, ne düzenin.

Elif’in dudaklarında acı bir gülümseme belirdi.

— Ailem de belli, düzenim de, Fatma Hanım. Benim eğitimim var, işim var, en önemlisi de kendime saygım var. Sizin oğlunuzun ise kendine ait pek bir şeyi kalmamış gibi görünüyor. Fikri bile.

— Sen ne cüretle… — diye doğrulmaya yeltendi Fatma.

— Oturun, — dedi Elif.

Sesi yükselmemişti ama içinde soğuk bir keskinlik vardı. Fatma, bu ton karşısında yarı kalkmış hâlde dondu; sonra istemeye istemeye yerine çöktü.

Elif çantasından kalın bir dosya çıkardı ve masanın üzerine koydu.

— Hiçbir feragat belgesini imzalamayacağım. Şuradakiler banka dekontları. Üç yıl boyunca konut kredisinin ödenmesi için toplam dört yüz doksan bin lira aktarmışım. Bunlar tadilat masraflarının faturaları; yaklaşık yüz beş bin lira. Bu da avukatın hazırladığı yazı: Benim rızam olmadan kapı kilidini değiştirmek, hukuken kendi başına hak kullanma anlamına gelir.

Belgeleri tek tek masaya yaydı. Kâğıtlar, bir oyunun son hamlesi gibi önlerinde duruyordu.

— Yirmi dört saat içinde daireye giriş hakkım geri verilmezse karakola başvuracağım. Boşanma sırasında yaptığım harcamalar karşılanmazsa da dava açacağım. Ve emin olun, bu davayı kazanacağım.

Kerem’in yüzünün rengi kaçtı. İlk kez başını kaldırıp Elif’e baktı. Gözlerinde pişmanlıktan çok korkuya benzeyen bir ifade parladı.

— Elif, bir dur, — diye kekeledi. — Belki konuşup anlaşırız. Annem biraz ileri gitti, biz de sinirlendik…

— Hayır, Kerem, — diye sözünü kesti Elif. — Konuşulacak zaman üç yıl önceydi. Annen ilk kez benim eşyalarımın yerini değiştirdiğinde. Çiçeklerimi “toz yapıyor” diye çöpe attığında. Çekmecelerimi karıştırıp özel mektuplarımı okuduğunda. Sen ne yaptın? Sustun. Annenin tarhana çorbasını içip başını salladın. Şimdi artık geç.

Fatma’nın yüzü kıpkırmızı kesildi.

— Hiçbir şeyi ispatlayamazsın, — diye tısladı. — O daire Kerem’e annemden kaldı. Tek mirasçı o.

Elif başını hafifçe eğdi.

— Miras kalması ayrı mesele. Ama evlilik süresince yapılan değer artırıcı harcamalar kanunen dikkate alınır. Ben o eve az şey katmadım. Tanıklarım var, faturalarım var, fotoğraflarım var. Mahkemeye gitmek istiyorsanız, buyurun gidelim.

Masaya ağır bir sessizlik çöktü. Sipariş almak için yaklaşan garson, üç yüzü de görünce adımlarını yavaşlattı; hiçbir şey sormadan usulca geri çekildi. Kerem dudaklarını araladı, fakat kelimeler boğazında düğümlenmiş gibiydi.

Şükrüye'nin Penceresinden