“Bu kadın”… Fatma’nın Elif’e uygun gördüğü en sevdiği hitap buydu. Üç yıl boyunca bir kez olsun adını ağzına almamıştı. Ya “bu” derdi, ya “senin karın” diye küçümserdi, ya da varlığını tamamen yok sayardı.
Elif bir adım öne çıktı. Sesi titremiyordu artık.
— Biliyor musunuz Fatma Hanım, yeter artık. Gerçekten yeter! Saygısızlıklarınızdan, sürekli vicdan yaptırmalarınızdan, her fırsatta ortalığı ayağa kaldırmanızdan bıktım. Biz tatile gideceğiz. İster hoşunuza gitsin, ister gitmesin.
Fatma’nın yüzüne bir anda kan hücum etti.
— Mehmet! Duyuyor musun? Anneni nasıl aşağılıyor!
— Ben sadece gerçeği söylüyorum! — diye karşılık verdi Elif; içindeki birikmiş öfke artık önüne set çekilemeyecek kadar büyümüştü. — Attığımız her adımı bilmek istiyorsunuz. Günde on kere arıyorsunuz. Nerede olduğumuzu, kiminle görüştüğümüzü, ne yaptığımızı tek tek anlatmamızı bekliyorsunuz. Bu normal değil!
— Normal olmayan şey, bir evladın annesini unutmasıdır! — diye parladı Fatma. — Normal olmayan, bir kadının kocasını öz annesine karşı doldurmasıdır!
— Ben kimseyi kimseye karşı doldurmuyorum! Ben yalnızca kendi hayatımızı yaşamak istiyorum!
— Kendi hayatınız mı? — Fatma alaycı bir kahkaha attı. — Peki oturduğunuz ev kimin sayesinde alındı? Peşinat için parayı kimin verdiğini sana hatırlatayım mı?
İşte buydu. Fatma’nın en güçlü kozu, her tartışmada dönüp dolaşıp masaya koyduğu o mesele. Mehmet’le ev alırken peşinatı tamamlayabilmeleri için onlara 30.000 lira vermişti. O günden beri de bunu, başlarına kakmak için kaçırdığı tek bir fırsat olmamıştı.
— O parayı size her ay ödüyoruz! — dedi Elif, kendini tutmaya çalışarak. — Konuştuğumuz gibi her ay 2.000 lira veriyoruz.
— Para ayrı şey, minnet bilmek ayrı şey! — diye çıkıştı Fatma. — Terbiyeli bir gelin, kayınvalidesinin desteğini kıymet bilir. Onun karşısında böyle diklenmez!
— Terbiyeli bir kayınvalide de davet edilmeden insanların evine dalmaz! — dedi Elif.
— Burası benim oğlumun evi!
— Aynı zamanda benim de evim! Biz evliyiz, eğer unuttuysanız hatırlatayım!
Fatma küçümseyerek burnundan soludu.
— Evliymişsiniz… Bakalım ne kadar sürecek! — Sonra başını Mehmet’e çevirdi. O ana kadar suskun kalan oğluna sert sert baktı. — Mehmet, ya ben ya o. Seçimini yap.
Mutfakta bir anda ağır, boğucu bir sessizlik çöktü. Elif nefesini tuttu. Gözlerini kocasından ayıramıyordu. İşte beklediği an buydu. Üç yıl boyunca Fatma’nın çıkışlarına, iğneleyici sözlerine, aşağılamalarına katlanmış; Mehmet’in bir gün annesine sınır koyacağını umut etmişti. Şimdi o an kapıya dayanmıştı.
Mehmet’in yüzü soldu. Bakışları annesiyle karısı arasında gidip geldi.
— Anne, böyle ültimatom verme…
— Veririm! — diye kestirip attı Fatma. — Bu kadının küstahlığına daha fazla katlanmayacağım. Ya ondan boşanırsın ya da annen olduğunu unutursun!
Elif’in içi buz kesti. Sanki kalbi yerinden kopup midesine düşmüştü. Fatma gerçekten bunu söyleyebilecek kadar ileri gitmiş miydi?
— Anne, bunu ciddi söylüyor olamazsın… — diye mırıldandı Mehmet.
— Hem de son derece ciddiyim! Yeterince küçük düşürüldüm. Karın bana saygı göstermiyor, bana kaba davranıyor, seni bana karşı çeviriyor. Ben artık buna göz yummayacağım!
Mehmet iki kadının arasında, mengeneye sıkışmış gibi duruyordu. Elif onun çaresizce bir çıkış yolu aradığını görebiliyordu; yüzündeki sıkıntı, ellerindeki huzursuz hareketler her şeyi ele veriyordu.
Sonunda Mehmet derin bir yutkunmanın ardından konuştu:
— Hepimiz biraz sakinleşelim. Anne, sen şimdi evine git. Biraz dinlen, öfken geçsin. Sonra oturur konuşuruz.
— Hayır! — Fatma ayağını yere vurdu. — Cevabını almadan bu evden çıkmam. Kimi seçiyorsun?
Mehmet derin bir nefes aldı. Bu kez bakışlarını kaçırmadı; doğrudan annesinin gözlerine baktı.
— Anne, seni seviyorum. Sen benim annemsin ve bu hiçbir zaman değişmeyecek. Ama Elif benim eşim. Ben onunla insanların ve Allah’ın huzurunda bir yuva kurdum. Verdiğim sözü de bozmayacağım.
Fatma bir adım geriledi. Sanki oğlu ona tokat atmış gibi yüzü kasıldı.
— Yani onu seçiyorsun, öyle mi?
— Ben kendi ailemi seçiyorum — dedi Mehmet, bu kez sesi daha sağlamdı. — Sen de istersen her zaman bu ailenin bir parçası olacaksın. Ama bunun için eşime saygı duyman gerekiyor. Bizim kararlarımıza da.
— Saygı mı? — Fatma’nın kahkahası bu kez öfkeli, neredeyse acı doluydu. — Ben bu… bu…
— Yeter! — Mehmet’in sesi yükseldi. Bu, onun için pek alışıldık bir şey değildi. — Anne, senden şimdi gitmeni istiyorum. Hemen. Sakinleşince beni ararsın, o zaman konuşuruz.
Fatma oğluna, onu hayatında ilk kez görüyormuş gibi baktı. Gözlerinde şaşkınlıkla kırgınlık birbirine karışmıştı.
— Meğer ben nankör bir evlat büyütmüşüm — diye tısladı. — Bütün ömrümü sana adadım.
