Sense… elin kadını yüzünden…
— Elif elin kadını değil, benim eşim — diye sözünü kesti Mehmet, sesi bu kez titremeden çıkıyordu. — Bunu kabullenemiyorsan… buna gerçekten üzülürüm.
Fatma bir an daha oğlunun yüzüne baktı. Söyleyecek yeni bir şey bulamamış gibiydi. Sonra tek kelime etmeden arkasını döndü, sert adımlarla kapıya yöneldi. Eşiğin önünde durup son kez geriye baktı.
— Pişman olacaksın Mehmet — dedi dişlerinin arasından. — O kadın seni terk ettiğinde… çünkü edecek, bunu göreceksin… sakın bana gelip ağlama!
Kapı öyle şiddetli kapandı ki mutfaktaki bardaklar hafifçe zangırdadı.
Mehmet’le Elif mutfağın ortasında öylece kalakaldılar. Birkaç dakika boyunca ikisi de konuşmadı. Az önce yaşanan şeyin ağırlığı evin içine çökmüş, sanki duvarlara kadar sinmişti.
Sonunda Elif, neredeyse fısıltıyla:
— Teşekkür ederim, dedi.
Mehmet ona doğru bir adım attı, kollarını karısının etrafına doladı ve onu sımsıkı kendine çekti.
— Bunca zaman bunu yapamadığım için beni affet — dedi alçak sesle. — Sadece… o benim annem. Bunu aşmak kolay olmadı.
Elif başını onun omzuna yasladı.
— Biliyorum — diye karşılık verdi. — Ama bir ara, benim yanımda hiç durmayacaksın sandım.
— Ben hep senin tarafındaydım. Sadece onu kırmaktan korktum. Gerçekten beni tek başına büyüttü, çok emek verdi, çok şeyden vazgeçti…
— Ama bunların hiçbiri ona senin hayatını yönetme hakkı vermez — dedi Elif sakince. — Senin de kendi yuvan, kendi kararların, kendi sınırların var.
Mehmet ağır ağır başını salladı.
— Belki de böyle olması gerekiyordu — diye mırıldandı. — İnsan ömrü boyunca annesinin buyruğuna göre yaşayamaz.
Sonraki günler alışılmadık bir sessizlik içinde geçti. Fatma aramadı. Bu, onun için neredeyse imkânsız sayılacak bir durumdu. Normalde Mehmet’i günde birkaç kez arar, nerede olduğunu, ne yaptığını, ne yediğini, kiminle konuştuğunu dolaylı dolaysız öğrenmeye çalışırdı.
Üçüncü günün akşamı Mehmet telefonu eline alıp uzun uzun ekrana baktı.
— Acaba ben mi arasam? — dedi tereddütle. — Ya başına bir şey geldiyse?
Elif başını iki yana salladı.
— Bu bir baskı yöntemi Mehmet. Senin dayanamayıp peşinden gitmeni, özür dilemeni bekliyor.
— Ama ya hastaysa?
— Hasta olsa şimdiye kadar on kere arayıp anlatmıştı — dedi Elif mantıklı bir sesle. — Senin annen sessizce acı çekecek biri değil, bunu sen de biliyorsun.
Nitekim beşinci gün Fatma kendisi görünmedi ama haberi geldi. Mehmet’in teyzesi Ayşe aradı. Sesi telaşlıydı.
— Mehmetciğim, ne oldu sizin aranızda? — diye sordu kaygıyla. — Fatma perişan halde. Bütün gün ağlayıp duruyormuş.
Mehmet yorgun bir iç çekti.
— Ayşe teyze, bu noktaya gelmemize annem sebep oldu — dedi. — Bana açıkça seçim yaptırdı: ya o ya karım. Ben ne yapmalıydım?
— Bilmem ki evladım… Belki biraz daha yumuşak davranılabilirdi. Sonuçta seni tek başına büyüttü.
— Ben de ona minnettarım zaten. Ama minnet duymam, hayatım boyunca onun emirlerine göre yaşayacağım anlamına gelmiyor.
Ayşe teyze telefonda kısa bir süre sustu, ardından derin bir nefes aldı.
— Mehmetciğim, annen bunu kötülük olsun diye yapmıyor. Seni kaybetmekten korkuyor. Sen onun tek evladısın.
— Beni kaybetmeyecek — dedi Mehmet. — Ama benim evli olduğumu kabul etmek zorunda. Elif’e de saygılı davranmak zorunda.
— Onunla konuşurum — diye söz verdi Ayşe teyze. — Yine de sen de bir düşün. Belki barışmak için bir adım atsan iyi olur. Ne de olsa annen…
Telefon kapandıktan sonra Mehmet uzun süre yerinden kalkmadı. Düşünceli gözlerle boşluğa bakıyordu.
— Belki de ilk adımı ben atmalıyım — dedi sonunda Elif’e. — Gidip barışsam mı?
Elif ona dikkatle baktı.
— Peki sonra ne değişecek? — diye sordu. — Sen özür dileyeceksin, o seni bağışlamış gibi davranacak, ardından her şey başa dönecek. Yine hayatımıza karışacak, yine bana laf sokacak, yine seni suçluluk duygusuyla yönlendirecek.
— Ama o benim annem…
— Mehmet, ben senden anneni hayatından çıkarmanı istemiyorum — dedi Elif yumuşak ama kararlı bir sesle. — Sadece bana saygı göstermesini istiyorum. Bu gerçekten bu kadar büyük bir istek mi?
Mehmet bu kez daha kesin bir ifadeyle başını iki yana salladı.
— Hayır. Haklısın. Şimdi geri adım atarsak hiçbir şey değişmeyecek.
Bir hafta geride kaldı. Tatillerine yalnızca üç gün kalmıştı. Elif’le Mehmet bavullarını hazırlıyor, aylar sonra ilk kez üzerlerinden görünmez bir yük kalkmış gibi hissediyorlardı. Fatma’nın sürekli gözetleyen, sorgulayan, yön veren varlığı olmadan evde başka türlü bir nefes dolaşmaya başlamıştı.
Tam o sırada kapı zili çaldı.
Mehmet, elindeki gömleği yatağın üzerine bırakıp kapıya gitti. Kapıyı açtığında karşısında Fatma’yı gördü. Fakat bu, alıştıkları o dik başlı, kavgaya hazır, herkese sözünü geçirmeye çalışan kadın değildi. Sanki birkaç gün içinde yaşlanmış, omuzları çökmüş, yüzündeki sertlik yerini yorgun bir mahcubiyete bırakmıştı.
— İçeri girebilir miyim? — diye sordu kısık bir sesle.
Mehmet ne yapacağını bilemeden bir an durdu, sonra yana çekilip ona yol verdi. Elif yatak odasından çıkmıştı; kayınvalidesini görünce olduğu yerde durakladı.
Fatma gözlerini önce oğluna, sonra gelinine çevirdi.
— Ben… konuşmak istiyorum — dedi. Hayatında belki de ilk kez sesinde saldırganlık yoktu. — İkinizle de.
Birlikte salona geçtiler. Fatma koltuğa oturdu; ellerini dizlerinin üzerinde birbirine kenetledi.
