“Oraya gitmene izin vermiyorum!” kayınvalidesi elindeki tatil rezervasyonunu masaya fırlatıp mutfağın ortasında dikildi

Hikâyeler
Utanç verici kontrolcülük, aşkı sessizce tüketiyor.

Bir müddet başını kaldırmadan oturdu; sanki söyleyeceği cümleleri içinde son kez tartıyordu.

— Son birkaç gündür çok düşündüm, — diye başladı ağır ağır. — Ayşe benimle konuştu. Başkaları da… Ve anladım ki ben haksızmışım.

Elif’le Mehmet aynı anda birbirlerine baktılar. Böyle bir itirafı ikisi de beklemiyordu.

Fatma derin bir nefes aldı.

— Oğlumu kaybetmekten korktum, evet. Mehmet benim tek evladım. Yıllarımı ona verdim, elimden gelen her şeyi yaptım. Sen hayatına girince, Elif… Ben kendimi gereksiz kalacakmışım gibi hissettim. Artık onun için bir anlamım olmayacak sandım.

Mehmet’in sesi yumuşadı.

— Anne, sen hiçbir zaman önemsiz olmadın ki.

— Bunu şimdi anlayabiliyorum. Ama o günlerde aklım böyle çalışmıyordu. Sanki beni bırakıp gidiyormuşsun gibi geldi. Ben de mücadele etmeye kalktım. Ne kadar akılsızca, değil mi?

Dudaklarında acı bir tebessüm belirdi.

— Zehra diye bir arkadaşım var, bilirsiniz. Onun oğlu da evlendi. Bana hep “Çocukların hayatına karışma, bırak kendi düzenlerini kursunlar,” derdi. Ben onu dinlemedim. Hatta içimden, “Ne kadar ilgisiz bir anne,” diye geçirirdim. Meğer kadın benden çok daha akıllıymış. Geliniyle arası çok iyi, torunları da ona düşkün…

Sonra bakışlarını Elif’e çevirdi. Gözleri dolmuştu.

— Beni affet, Elif. Sana çok kötü davrandım. Seni küçümsedim, kırdım, hor gördüm… Hatta adınla hitap etmek yerine seni incitecek sözler söyledim. Bunları hatırladıkça utanıyorum.

Elif bir an cevap veremedi. Üç yıl boyunca yaşadıklarından sonra bu değişime hemen inanmak kolay değildi.

— Ben… duygularınızı anlamaya çalışıyorum, Fatma Hanım, — dedi dikkatle. — Belki sizin yerinizde olsaydım ben de sevdiğim birini kaybetmekten korkardım.

Fatma başını iki yana salladı.

— Beni mazur göstermeye çalışma. Yanlış yapan bendim. Sizden özür dilemek istiyorum. İkinizden de. Eğer bana bir fırsat verirseniz, kendimi düzeltmeye gayret edeceğim.

Mehmet yerinden kalkıp annesinin yanına gitti, onu kollarına aldı.

— Elbette anne. Biz bir aileyiz. Hepimiz.

Fatma bu sözlerle dayanamadı; oğlunun omzuna yaslanıp ağlamaya başladı.

— Seni kaybettim sanmaktan o kadar korktum ki…

Elif de ayağa kalktı. Önce tereddüt etti, sonra yavaşça kayınvalidesinin omzuna dokundu.

— Kimse kimseyi kaybetmedi. Sadece birbirimize nasıl yaklaşacağımızı öğrenmemiz gerekti.

Fatma gözyaşlarının arasından ona baktı.

— Sen iyi bir kızsın, Elif. Oğlumun senin gibi bir eşi olduğu için memnunum. Bunu içten söylüyorum.

O akşam üçü birlikte oturup çay içtiler. Aradan geçen üç yılın ardından ilk kez evin içinde suçlama, ima ve kırgınlık dolu sözler dolaşmıyordu. Sadece konuşuyorlardı; sakin, dikkatli ve birbirlerini incitmemeye çalışarak.

Bir ara Fatma fincanını tabağa bıraktı.

— Tatil meselesine gelince… Gidin. İkinizin de dinlenmeye ihtiyacı var. Ben de isterseniz evi kontrol ederim. Çiçekleri sularım, gerekirse uğrar bakarım.

Mehmet gülümsedi.

— Sağ ol anne.

Fatma çantasını açtı, içinden bir zarf çıkardı.

— Bir şey daha var. Bu sizin.

Mehmet hemen itiraz edecek oldu.

— Anne, buna gerek yok…

Fatma elini kaldırıp sözünü kesti.

— Var. Bunu bir özür kabul edin. Hem de gecikmiş bir düğün hediyesi sayın.

Zarfın içinde yaklaşık dört bin beş yüz lira vardı.

Elif şaşkınlıkla başını kaldırdı.

— Fatma Hanım, bu çok fazla.

— Fazla değil. Ev için verdiğim peşinat yüzünden bana yeterince ödeme yaptınız zaten. Artık aramızda borç hesabı kalmasını istemiyorum. Yeni bir sayfa açalım. Kimsenin kimseye yükü olmasın.

Fatma gittikten sonra Elif’le Mehmet uzun süre salondaki kanepede yan yana oturdular. Sessizlik bu kez ağır değildi; yorgun ama huzurlu bir sessizlikti.

— Bunun gerçekten yaşandığına inanamıyorum, — dedi Elif fısıltıyla.

— Ben de inanamıyorum, — diye karşılık verdi Mehmet. — Ama mutluyum. Böyle bitmesine gerçekten sevindim.

— Sence değişebilir mi?

Mehmet bir süre düşündü.

— Bilmiyorum. Ama denemek istiyor. Bizim de ona bu şansı vermemiz gerek.

Elif usulca başını salladı.

— Belki tatilden döndükten sonra bir hafta sonu onu yemeğe çağırabiliriz.

Mehmet ona şaşkınlıkla baktı.

— Ciddi misin?

— Evet. Çabalıyor. Hem o senin annen. Bizim ailemizin bir parçası.

Mehmet eğilip eşinin alnından öptü.

— Sabrın için teşekkür ederim. Beni anladığın için de. En önemlisi, beni seninle annem arasında bir seçim yapmaya zorlamadığın için.

Elif’in sesi sakindi.

— Seni asla böyle bir tercihin ortasında bırakmak istemezdim. Bu çok acımasız olurdu. Ben sadece bize saygı duyulmasını istedim.

— Ve bunu başardın.

Elif hafifçe gülümsedi.

— Biz başardık. Birlikte.

Üç gün sonra Antalya’ya doğru yola çıktılar. Havalimanına onları uğurlamaya Fatma da geldi. Yanında yol için hazırladığı ev yapımı poğaçalar vardı. Elif’e sarılırken hâlâ biraz mahcuptu ama bu kez sarılışı samimiydi.

— Güzelce dinlenin çocuklar, — dedi. — Birbirinize de iyi bakın.

Uçak havalandığında Elif camdan aşağıdaki uzaklaşan şehre baktı. Bazen gerçek bir aile olabilmek için önce bir sarsıntıdan geçmek gerektiğini düşündü. Saygı zorla alınan bir şey değildi; emekle kazanılırdı. Üstelik yalnızca bir taraftan değil, iki taraftan da.

Şükrüye'nin Penceresinden