“Sizin yüzünüzden Murat’la boşanmanın eşiğine geldik” dedi, Zeynep yorgun ve öfkeli bir itirafla kayınvalidesine karşı çıktı

Hikâyeler
Bu bencillik kabul edilemez, yürek parçalayan utanç.

— Ben de onun yanında kocası olsun istiyorum, — diye sözünü kesti Fatma. — Torunlarımın babalarıyla büyümesini istiyorum. Murat, insanın tek başına kalmasının ne demek olduğunu sen bilmezsin. Ben seni öyle büyüttüm.

Murat’ın yüzü gerildi, sesi birden yükseldi.

— O aynı şey değil anne! Sen…

— Ben değil, sen babanın aynısısın! Tek fark, o içkiye sığınırdı, sen başka kadınlara. Ama ikinizin de derdi aynı: Sorumluluktan kaçmak. Sen yoruluyorsun da Zeynep yorulmuyor mu? Üç küçük çocukla, doğru dürüst destek görmeden yaşamak kolay mı sanıyorsun? Hiç yardım etmeyi denedin mi? Eve para bırakmayı, onu rahatlatmayı… Kazandığını süslü bir yüze harcamak yerine?

Murat’ın verecek cevabı kalmadı. Başını eğdi, dudaklarını sıktı.

— Yoruldum anne, sadece çok yoruldum.

Fatma’nın bakışları sertleşti.

— Yıpranmış bir eş görmek hoşuna gitmiyor, öyle mi? Elbette kabahat ondadır. Ne vardı sanki sana üç çocuk doğuracak? Sen ona sevgi sözleri verirken iyi miydi? Şimdi üstü başı lekeli bir ev kıyafetiyle çocukların peşinde koşturacağına, belki de bir sahil kasabasında güneşleniyor olurdu. Ama o ocak başında yemek yetiştirmeye çalışırken sen gidip o kadınla oyalanıyorsun.

Murat merdiven basamağına çöktü. İki eliyle yüzünü kapattı.

— Ne yapacağımı bilmiyorum.

Fatma ise ne yapılacağını çok iyi biliyordu. Gözünün önüne bir bir ihtimaller geldi: Zeynep boşanma davası açacak, çocukları alıp ailesinin yanına başka bir şehre gidecekti. Murat da ev meselesi çözülene kadar kalkıp onun kapısına dayanacaktı. Sonra da peşine yine böyle kadınları takacaktı; aklı paradan başka şeye ermeyen, hazırı seven kadınları.

— Ben biliyorum, — dedi Fatma ağır ağır. — Çocukların büyüyene kadar karının yanında duracaksın. Hoşuna gitmiyorsa da dayanacaksın. Bu hayatı sen seçtin. Evlenmeden önce sana kaç kere sordum, hazır mısın diye. Zeynep’e yardım edeceksin. Çocuklarınla ilgileneceksin. Ben de suçluyum, seni yeterince terbiye edememişim. Ama merak etme, bundan sonra ilgileneceğim. Bu hafta sonu çocukları alıp bana geliyorsunuz. Hayvanat bahçesine götüreceğiz. Zeynep de biraz nefes alsın.

Murat şaşkınlıkla başını kaldırdı.

— Ciddi misin? Onlar daha çok küçük!

— Öyle mi? Ne güzel. Sen de onların annesi kadar ebeveynisin. Öğrenirsin. Bir de bugün eve gider gitmez banka kartını karına vereceksin.

— Anne, olmaz! Bana emir veremezsin. Ben çocuk değilim!

Fatma’nın sesi buz gibi oldu.

— Çocuk değilsin demek. Zeynep kendine yeni bir iç çamaşırı bile alamazken sen başkasına ev tutuyorsun, öyle mi? Merak etme, biraz parasız kalırsın da böyle başkasının yuvasına göz dikenler kendiliğinden uzaklaşır. Beni dinlemezsen ne yapacağımı bilirsin. Herkesin gözünde rezil ederim seni. Gerekirse işini kaybetmen için de elimden geleni yaparım.

Merdivenlerde neredeyse yarım saat daha oturdular. Fatma konuştu, Murat susup dinledi. Sonunda adam bitkin bir sesle sordu:

— Anne… Gerçekten peşimi bırakmayacak mısın? Yani bir daha aldatmayayım diye kontrol mü edeceksin?

— Evet, edeceğim. Torunlarımın yarım kalmış bir ailede büyümesini istemiyorum. Bu sana yeterli bir sebep değil mi?

Bir yıl sonra…

Fatma, oğlunun mutfağında oturuyordu. Salondan çocukların neşeli sesleri geliyordu; getirdiği oyuncakları kapışmış, evin içinde koşturup duruyorlardı. Zeynep en küçüğü kucağında sallıyor, Murat ise lavabonun yanında patates soyuyordu.

Fatma çayından bir yudum aldı.

— Anlatın bakalım, yeni yıl için ne düşünüyorsunuz?

Murat sakince omuz silkti.

— Evde olacağız. Yeni yıl dediğin aileyle güzel.

Bir süre hazırlıklardan söz ettiler. Sonra konu, evlerinin bir sokak ötesinde açılan yeni dükkâna geldi. Alınacak eksikler, çocukların okul masrafları, hafta sonu yapılacak yemekler konuşuldu. Sıradan aile sohbetleriydi bunlar; belki dışarıdan bakana sıkıcı görünürdü ama bir yuvayı ayakta tutan da tam olarak böyle küçük, sakin konuşmalardı.

Fatma içinden derin bir oh çekti. Murat’ın artık o kadının yanına gitmediğini biliyordu. Eve daha erken geliyor, çocuklarla ilgileniyor, Zeynep’in yükünü paylaşmaya çalışıyordu. Zeynep de kocasından hem destek hem de para konusunda güven görünce sanki yeniden canlanmıştı. Hatta arada bir kendine vakit ayırabilmek için birkaç saatliğine bakıcı çağırıyordu.

Evin içine sonunda huzur yerleşmişti. Fatma da tam zamanında araya girdiği için Allah’a şükrediyordu.

Şükrüye'nin Penceresinden