“yarın kapıda sizi ev sahibinin reddi karşılayacak. İçeri girmeye kalkarsanız polisi ararım” diye uyardı Ayşe, Zeynep kahkaha attı

Hikâyeler
Bu ihaneti kabul etmek imkansız, öfkeden titriyorum.

“Ben polisi, evime izinsiz girilmeye çalışıldığı için çağırdım.”

Fatma’nın yüzü daha da gerildi.

“Zeynep hakkında böyle konuşmaya utanmıyor musun? Yanında çocukları var.”

“Çocukların olması, başkasının odalarına yerleşme hakkı vermez.”

Murat bahçe kapısına yaklaştı. Sesini yumuşatmaya çalışıyordu ama öfkesi de telaşı da yüzünden okunuyordu.

“Ayşe, aç şu kapıyı. Polisi karıştırmadan aramızda halledelim. Zeynep acele etti, sen de sinirlendin. Eşyaları şimdilik depoya koysunlar, akşam oturur konuşuruz.”

“Hayır.”

“Alt tarafı birkaç koli eşya.”

“Hayır, Murat. Bu, ‘birkaç koli’ değil. Bu, buraya yerleşmenin ilk adımı. Sen de bunu gayet iyi biliyorsun.”

Zeynep hemen söze atıldı:

“Elbette yerleşecektik! Başka nereye gideceğiz? Sen kendin söylemedin mi, ‘Ayşe biraz söylenir, sonra susar’ diye?”

Murat kardeşine sertçe baktı. Gün boyunca ilk kez, Zeynep’in kendisini kurtarmaya değil, her cümlesiyle daha da zor durumda bırakmaya yaradığını fark etti.

“Ben sadece Ayşe’yle konuşacağım dedim,” diye mırıldandı.

“Yalan söyleme. ‘Anahtar sizde olacak, taşının, ben hallederim’ dedin.”

Ayşe bakışlarını kocasına çevirdi. Artık hiçbir şeyi ispatlamasına gerek kalmamıştı. Asıl gerçeği Zeynep kendi ağzıyla söylemişti.

Tam o sırada sokağın başında bir polis aracı göründü. Hakan Demir, yanında başka bir memurla birlikte indi; kısa bir selamın ardından kimlikleri ve evrakları görmek istedi. Ayşe dosyayı, kimliğini ve mesajların çıktısını uzattı.

Zeynep sesini yükselterek araya girdi:

“Bu aile meselesi. Biz hırsız değiliz. Ağabeyimin evine geldik, kendisi izin verdi.”

Hakan Demir, Murat’a döndü.

“Evin ya da arsanın sahibi siz misiniz?”

Murat cevap vermedi.

“Hayır,” dedi Ayşe. “Malik benim. Tapu kaydı burada.”

Polis memuru belgeleri tek tek gözden geçirdi, sonra Zeynep’e yöneldi.

“Mal sahibinin rızası olmadan bahçeye giremezsiniz, eşya da taşıyamazsınız. Oturma hakkınız olduğunu düşünüyorsanız bunu yasal yollardan talep edersiniz. Şu anda size açıkça izin verilmediği bildiriliyor.”

Emre kaşlarını çattı.

“Bizde anahtar var.”

“Anahtar, oturma hakkı anlamına gelmez,” dedi Hakan Demir. “Üstelik malik buna açıkça karşı çıkıyor.”

Zeynep’in yüzü kızardı.

“Yani çocuklarla sokakta mı kalalım? Onun hırsı yüzünden mi?”

Ayşe o gün ilk kez Zeynep’e değil, Fatma’ya cevap verdi:

“Fatma Hanım, sizin evinizde boş oda var. Ne de olsa aile, değil mi?”

Fatma bir anda gözlerini kaçırdı.

“Benim evde tadilat var. Tansiyonum da var. Gürültüye gelemem.”

Zeynep yavaşça annesine döndü.

“Yani sana gelemeyiz ama buraya gelebiliriz, öyle mi?”

“Başlama şimdi,” dedi Fatma hırçın bir sesle. “Ben yaşlı kadınım, bana huzur lazım.”

“Peki ben ne yapacağım?” Zeynep’in sesi öfkeyle çatladı. “Murat bana bu işin çözüldüğünü söyledi!”

Murat kapının yanında durmuş, yere bakıyordu. Ailenin dayanağı rolü, verdiği sözlerin hesabı sorulduğu anda bitivermişti.

Ayşe telefonunu çıkarıp yazışmaları açtı.

“Şikâyetimin alınmasını istiyorum. Zeynep’in taşınacağını yazdığı mesaj burada. Murat’ın anahtarı verdiğini söylediği mesaj da burada. Bugün eşyalarıyla geldiler, ben izin vermediğim hâlde kapıyı açmaya ve içeri eşya sokmaya çalıştılar.”

Murat başını kaldırdı.

“Benim mesajlarımı da mı gösteriyorsun?”

“Evet. Çünkü benim rızam olmadan evime giriş imkânı verdin.”

“Sen aileye karşı geldin.”

“Hayır, Murat. Siz bana karşı geldiniz.”

Hakan Demir gereksiz yorum yapmadan ifadeleri not alıyordu. En çok da bu sessizlik ağır geliyordu. Zeynep de Fatma da konuşmayı alıştıkları gibi “akrabalık” eksenine çekemiyordu. Kâğıda kırgınlıklar değil, eylemler geçiyordu: anahtar, taşıma aracı, kapıyı açma girişimi, mal sahibinin açık reddi.

Taşıyıcılar bekleme ve geliş ücretini istediler. Emre önce itiraz etmeye kalktı; fakat kimsenin kolileri bedavaya geri götürmeyeceğini kısa sürede anladı. Zeynep artık Ayşe’ye değil, Murat’a bağırıyordu:

“Bizi ortada bıraktın! İnsanlara taşınıyoruz dedim. Evi boşalttık. Eşyaları topladık. Şimdi ne olacak?”

Murat, her şeyin sakinlikle çözülebileceğini söylemeye yeltendi ama Fatma bile ona bakmadı. O an herkes kendi yükünü kurtarmanın derdine düşmüştü.

“Zeynep, birkaç günlüğüne bana gelirsiniz,” dedi Fatma gönülsüzce. “Ama bütün eşyaları içeri taşımayın. Gerçekten yerim dar.”

Zeynep kısa, sert bir kahkaha attı.

“Elbette. Ayşe’nin evine yatakla dolapla girebiliriz ama senin evine gelince ‘bütün eşyaları getirmeyin’.”

Ayşe susuyordu. Bu sahnede artık onun söyleyecek sözü kalmamıştı. Bir saat önce karşısında tek vücut duran akrabalar, şimdi kendi aralarında sıkıntıyı, nakliye parasını ve tutulmamış sözlerin yükünü bölüşmeye çalışıyordu.

Hakan Demir evrakları Ayşe’ye geri verdi.

“Başvurunuz kayda alınacak. İnceleme sonucuyla ilgili size bilgi verilir. Kendilerine de açıkça anlatıldı: Sizin izniniz olmadan içeri giremezler, eşya indiremezler.”

“Teşekkür ederim,” dedi Ayşe.

Zeynep bunu duyar duymaz keskin bir bakışla ona döndü.

“Memnun oldun mu? Akrabalarını herkesin içinde küçük düşürdün, çocukları kapının önüne koydun.”

“Hayır, Zeynep.”

Şükrüye'nin Penceresinden