“Annem tek başına yetişemiyor, sen hâlâ telefonunla oyalanıyorsun!” diye sertçe çıkıştı kocası

Hikâyeler
Baskıcı talepler onursuzca ve kesinlikle kabul edilemez.

— Abartıyorsun, — dedi Mehmet, sesini alçaltmaya bile gerek duymadan. — Annem sadece evin düzenli olmasını istiyor.

Ayşe elini havada umutsuzca salladı, sonra tek kelime etmeden odasına döndü. Bu konuşmanın bir yere varmayacağı belliydi.

Günler geçtikçe evin içindeki gerginlik daha da koyulaştı. Fatma, sanki evin gerçek sahibi kendisiymiş gibi davranıyor; Ayşe ise her tartışmadan sonra biraz daha içine kapanıyordu. Mehmet arada kalmamaya çalışıyor gibi görünse de, iş ciddiye bindiğinde mutlaka annesinin yanında duruyordu.

Derken cumartesi geldi. Ayşe’nin o gün teslim etmesi gereken çok önemli bir işi vardı: bir inşaat firması için hazırladığı kurumsal internet sitesi. Akşama kadar işi bitirip teslim etmezse hem müşteriyi hem de alacağı parayı kaybedecekti. Üstelik proje basit değildi; dikkat isteyen, ayrıntısı bol, yorucu bir çalışmaydı.

Sabah yedide kalktı. Bir fincan kahve içti, odasının kapısını kapattı ve bilgisayarın başına geçti. Zamanın nasıl aktığını fark etmedi bile. Ara vermeden çalıştı; kahvaltıya bile çıkmadı. Dikkati dağılmasın diye telefonunu ekranı aşağı gelecek şekilde yanına bıraktı.

Öğleye doğru ana sayfaların büyük kısmını tamamlamıştı. Geriye yalnızca alt bilgileri düzenlemek, sitenin telefondan nasıl göründüğünü kontrol etmek ve dosyaları sunucuya yüklemek kalmıştı. Ayşe sandalyesinde gerindi, boynunu ovuşturdu. İşle ilgili mesajlara bakmak için telefonunu eline aldığı anda kapı birden öyle sert açıldı ki duvara çarpıp ses çıkardı.

Eşiğin üzerinde Mehmet duruyordu. Yüzü kıpkırmızı kesilmiş, elleri yumruk olmuştu.

— Sen ne yaptığını sanıyorsun, greve mi çıktın? — diye bağırdı. — Annem tek başına yetişemiyor, sen burada oturmuş telefonla oynuyorsun!

Ayşe ekranı yavaşça kapattı, başını kaldırıp kocasına baktı. Birkaç saniye boyunca hiçbir şey söylemedi; duyduklarına inanmakta güçlük çekiyor gibiydi.

— Ne dedin sen?

— Dedim ki artık şu tembelliği bırak! Annem sabahtan beri ayakta; yemek yapıyor, ortalığı topluyor. Sen ise burada oturmuş telefon kurcalıyorsun!

Ayşe sandalyesinden kalktı. Sesi bu kez ne titredi ne de yükseldi; aksine soğuk ve keskin çıktı.

— Ben telefonla oynamıyorum. Çalışıyorum. Beş saattir, hiç durmadan, acil bir işi yetiştirmeye uğraşıyorum. Bu eve para getiren bir iş bu.

— Ne işiymiş o? — Mehmet küçümseyerek elini savurdu. — İnternette oturuyorsun işte! Gerçek iş dediğin benim gibi sabah çıkıp ofise gitmektir. Sen evde rahat rahat yayılmışsın, bir de üste çıkmaya çalışıyorsun!

— Ben de senin kadar kazanıyorum! — Ayşe’nin içinde biriken öfke artık kabarmaya başlamıştı. — Faturalar, market masrafı, kıyafetler… Bunların bir kısmı benim işlerimden gelen parayla ödeniyor. Yoksa para gökten mi yağıyor sanıyorsun?

— Bana bağırma! — diye karşılık verdi Mehmet. — Bencilsin sen! Sadece kendini düşünüyorsun. Aile senin için hiçbir şey ifade etmiyor!

— Aile mi? Hangi aile? — Ayşe bir adım ona yaklaştı. — Annen bu evde her şeye karışıyor, beni küçük düşürüyor, sen de her defasında onun arkasında duruyorsun. Bunun adı aile değil, eziyet!

— Nankörlük ediyorsun! Annem bizim için uğraşıyor, yardım etmek istiyor!

— Yardım etmiyor, engel oluyor! İşime karışıyor, düzenime karışıyor, hayatıma karışıyor!

Tam o sırada Fatma odaya girdi. Elindeki mutfak bezine parmaklarını silerken telaşlı ama aynı zamanda sert bir yüzle etrafa baktı.

— Ne oluyor burada? Mehmet, oğlum, bir şey mi oldu?

Mehmet’in sesi bir anda şikâyet eden bir çocuğun tonuna büründü.

— Anne, Ayşe yine olay çıkardı.

— Ben de biliyordum zaten! — Fatma gelinine dik dik baktı. — Büyüğe saygı yok, kocaya saygı yok! Sen nasıl davranman gerektiğini hiç bilmiyor musun? Kadın dediğin kocasına destek olur, evini çevirir. Bütün gün bilgisayarın karşısında oturmakla evlilik yürümez!

O an Ayşe’nin içinde bir şey koptu. Günlerdir yuttuğu kırgınlık, yorgunluk, haksızlığa uğramışlık ve öfke tek bir anda boğazına düğümlenip sonra patladı.

— Yeter! Bitti artık! İkiniz de benim evimden çıkıyorsunuz!

Odanın içine ağır bir sessizlik çöktü. Mehmet de Fatma da donup kalmış, Ayşe’ye bakıyordu.

İlk kendine gelen Mehmet oldu.

— Ne dedin sen?

Ayşe bu kez bağırmadı. Sözleri sakin ama geri dönüşsüzdü.

— Duydun. Çıkıyorsunuz. Burası benim evim. Benim! Bu evin sahibi benim ve burada kimin kalacağına ben karar veririm.

Şükrüye'nin Penceresinden