“Başka hangi hesap olacak? Senin birikim hesabın.” dedi Mehmet, telefondan gözünü kaldırıp karısının yıllardır biriktirdiği parayı umursamazca talep ederek

Hikâyeler
Bencil bir talep, kırılmış umutların sessiz yansıması.

Baba ocağı Elif için sıradan bir ev değildi; insanın sırtını dayadığı, nefes aldığı, içindeki dağınıklığı toparladığı yerdi. Çocukluğu o duvarların arasında geçmişti. Bahçedeki eğri çividen mutfak rafındaki paslı vidaya kadar her şeyde rahmetli babasının emeği vardı.

— Hangi ailenin onuru, Mehmet? — diye sordu Elif, sesini yükseltmeden. — Mert koca adam. Risk aldıysa kendi hesabıyla aldı. Benim uykusuz gecelerimin, dişimden tırnağımdan artırdığım paranın onun akılsızlığını kapatması niye şart olsun?

Mehmet birden masaya doğru eğildi, dirseklerini sertçe dayadı. Yüzüne parça parça kızıllık yayıldı.

— Çünkü evliyiz! Normal insanların evi de derdi de ortaktır. Sen benim karımsın, bana arka çıkman gerekir. Ben sana açık açık söylüyorum: Oğluma bu işi çözeceğime söz verdim. Şimdi onun karşısında beni sözünde duramayan biri gibi mi göstermek istiyorsun?

Demek mesele buydu. Önce söz vermişti. Elif’e danışmadan, onun biriktirdiği parayı çoktan kendi malıymış gibi hesaba katmıştı. Sırf yıllarca uzak kaldığı oğlunun gözünde güçlü, güvenilir, iyi bir baba gibi görünmek için.

O anda beş yıllık evlilikleri Elif’in zihninden acımasız bir film şeridi gibi geçti. Mehmet’le tanıştığında onu sığınılacak sağlam bir liman sanmıştı. Düzgün konuşan, nazik davranan, ilgi göstermeyi bilen bir adamdı. Saygıdan, dayanışmadan, eş olmanın inceliğinden söz ederdi. Sonra Elif’in, onunla tanışmadan çok önce kendi emeğiyle aldığı geniş üç odalı dairesine taşınmıştı. İlk zamanlar her şey yerli yerinde görünüyordu. Fakat aylar geçtikçe evin düzeni tuhaf bir dengeye oturdu.

Alışverişi Elif yapıyor, faturaları ve aidatı o ödüyor, bozulan beyaz eşyayı yine o yeniliyordu. Mehmet bir proje ofisinde mühendis olarak çalışıyor, fena olmayan bir maaş alıyordu; gelgelelim o para her ay fark ettirmeden eriyip gidiyordu. Arabasına pahalı parçalar alıyor, kendine yeni kıyafetler seçiyor, spor yayınları için ücretli üyelikler yaptırıyordu. Elif, “Bir kısmını ortak birikime koysak mı?” diye çekinerek laf açtığında ise mutlaka makul görünen bir açıklaması oluyordu: ya sigorta yenilenecekti, ya diş hekimi beklenenden fazla tutmuştu, ya da acil bir ödeme çıkmıştı. Sonunda “ortak” dedikleri bütçe neredeyse bütünüyle Elif’in maaşıyla dönmeye başlamıştı.

Elif susmuştu. Paranın her şey olmadığını, yanında bir erkek omzu bulunmasının da kıymetli sayılacağını kendine anlatıp durmuştu. Ne var ki banyodaki musluk bozulduğunda o omuz, “Benim işim değil, tesisatçı çağır,” demekle yetinmişti. Üstelik tesisatçının ücretini de yine Elif ödemişti.

— O parayı çekmeyeceğim, Mehmet, — dedi sonunda.

Sesi sakin çıkmıştı; fakat içinde ince, çelik gibi bir sertlik vardı. İş yerinde ona bağlı çalışanlar bu tonu duyduklarında geri çekilmeleri gerektiğini çok iyi bilirlerdi.

Mehmet gözlerini kırpıştırdı. Duyduğuna inanmıyor gibiydi.

— Ne demek çekmeyeceksin?

— Bildiğin gibi. O benim birikimim. Belirli bir amaç için ayırdım. Senin oğlun kendi isteğiyle borca girmiş. Gitsin ihtiyaç kredisi çeksin, ikinci bir iş bulsun, en olmadı arabasını satsın. Ben onun savrukluğuna sponsor olmayacağım.

Mehmet sandalyeden fırladı. Tabure, muşamba zeminde kulak tırmalayan bir ses çıkararak geriye kaydı.

— Demek böyle! İş evlilik olunca aile oluyoruz, yardıma gelince herkes kendi başının çaresine baksın, öyle mi? Sen bencil, hesapçı bir kadınsın! Bağ evindeki tahtalar, canlı bir insandan daha kıymetli senin için!

Elif yavaşça masadan kalktı. Bakışları soğuktu.

— Benim evimde bağırmaya kalkma, — dedi keskin bir sakinlikle. — Bir de aile sözünü kullanarak beni sıkıştırmaya çalışma. Aile dediğin, insanın emeğini ondan habersiz harcamak değildir. Aile, karar almadan önce konuşup danışmaktır.

Sonra arkasını dönüp ocağa yöneldi; kaynayan et suyunun üzerinde biriken köpüğü almak için kepçeyi eline aldı. Parmakları hafifçe titriyordu ama Mehmet’in bunu görmesine izin vermeyecekti. Arkasında onun hırıltılı nefesini duyuyordu.

— Peki, — dedi Mehmet dişlerinin arasından. — Peki. Madem meseleyi böyle koyuyorsun, ben de çaresini kendim bulurum. Ama şunu bil, Elif: Bunu unutmayacağım. İnsanın eşine nasıl davrandığı zor günde belli olur. Sen bu sınavdan geçemedin.

Hızla döndü, koridora çıktı, askıdaki montunu gürültüyle çekip aldı ve ardından dış kapıyı öfkeyle çarpıp gitti.

Şükrüye'nin Penceresinden