— Sadece oğlum için yardım istedim diye yuvayı mı dağıtıyorsun? Beni kapının önüne mi koyuyorsun?
— Benim evimden, — diye düzeltti Elif onu; sesi yumuşaktı ama sözlerinin ağırlığı tartışmaya yer bırakmıyordu. — Sen yardım istemedin, Mehmet. Başkasının yaptığı hataların bedelini benim paramla ödememi istedin. Üstelik mesele yalnızca para da değil. Beş yıldır senin gözünde ben rahatça kullanılacak biri oldum. Evin ücretsiz hizmetçisi, yemeğini yapan kadın, ortak hayatımızın bütün yükünü sırtlanan kişi… Yoruldum. Artık böyle yaşamak istemiyorum.
Mehmet’in yüzündeki kan çekildi. Gözlerinde bir anlık korku parladı; fakat o korku, hemen ardından öfkeye dönüştü. Alıştığı düzenin, ayağının altından kayan bir halı gibi elinden gittiğini anlamıştı.
— Bunun pişmanlığını yaşayacaksın! — diye bağırdı, sesi çatallaşarak yükseldi. — İnsan kocasını böyle sokağa atamaz! Biz resmen evliyiz. Benim burada bulunmaya hakkım var! Hem daha mal paylaşımı var, göreceğiz bakalım. Ben de bu eve emek verdim. Koridorun tadilatını kim yaptı sanıyorsun?
Elif başını hafifçe yana eğdi. Yıllarca aynı yastığa baş koyduğu adama dikkatle baktı. Şu hâliyle, son anda bir şeyler koparmaya çalışan zavallı birine benziyordu.
— Duvar kâğıtlarını benim paramla yenilediğini söylemek istedin herhâlde, — dedi sakinlikle. — Mehmet, beni güldürme ve kendini daha fazla küçük düşürme. Bu daire, biz nikâh masasına oturmadan sekiz yıl önce alınmıştı. Türk Medeni Kanunu’na göre burada hak iddia edemezsin. Burası benim evlilik öncesi malım. Yaptığını söylediğin harcamalara gelince… İstersen son birkaç yılın banka dökümlerini açarız, kim neye ne kadar para harcamış birlikte bakarız. Emin ol, hesap senin lehine çıkmaz.
Mehmet öfkeden nefesini toparlayamadı; ağzını açıp kapatıyor, sanki boğazına görünmez bir düğüm oturmuş gibi soluk almaya çalışıyordu. Elif’in bu kadar hazırlıklı oluşu, hukuki konulara hâkimiyeti ve en önemlisi buz gibi soğukkanlılığı onu iyice şaşırtmıştı. Tutunabileceği tek bir dal bile kalmamıştı.
— Bir şey daha var, — diye ekledi Elif, gözlerini kaçırmadan. — Evli olmanı bahane ederek herhangi bir şeyi teminat gösterip kredi çekmeye kalkmanı hiç tavsiye etmem. Pazartesi sabahı boşanma dilekçesini veriyorum. Bugünden sonra alacağın her borcun aile ihtiyaçları için değil, senin kişisel borcun olduğunu kanıtlamak için gerekeni yapacağım. Bunu da bil.
Mehmet ona, sanki karşısında bambaşka bir insan varmış gibi baktı. Her zaman alttan alan, ortalığı yatıştırmaya çalışan, kırılmasın diye susan o Elif yok olmuştu. Yerinde, sınırlarını bilen ve onları korumaktan çekinmeyen yetişkin bir kadın duruyordu.
— Cadı, — diye tısladı, valizin sapına yapışırken. — Sen tam bir cadısın. Paralarınla baş başa kalacaksın. Yaşlanınca yanında kimse olmayacak. Senin gibi soğuk, hesapçı bir kadını kim ister?
— Yolun açık olsun, Mehmet, — dedi Elif ve kapıya giden yolu açmak için bir adım geri çekildi.
Mehmet homurdanarak valizleri apartman boşluğuna sürükledi. Spor çantasını sert bir hareketle omzuna attı. Son kez dönüp baktı; hâlâ onun sesleneceğini, dur diyeceğini, ağlayıp pişman olacağını bekliyordu. Elif ise hiçbir şey söylemeden, dimdik durarak ona baktı. Mehmet yüzünü çevirdi, beton zeminde ağır adımlarla asansöre doğru yürüdü.
Elif kapıyı kapattı. Kilidi iki kez çevirdi. Ardından sürgüyü de yerine itti.
Evin içine kulakları çınlatan derin bir sessizlik çöktü. Bir süre kapının önünde öylece kaldı. Sonra mutfağa geçti, kendine taze bir kahve doldurdu. Fincanı eline alıp pencerenin yanına geldi. Sonbahar güneşi, gri bulutların arasından utangaçça sızıyor; avludaki ağaçların sararmış yapraklarını solgun bir ışıkla parlatıyordu.
Göğsünde ne o eski ağırlık kalmıştı ne de birikmiş kırgınlığın yakıcı sızısı. İçini dolduran tek şey, inanılmaz bir hafiflikti. Sanki yıllardır sırtında taşıdığı, taşlarla doldurulmuş ağır bir çantayı sonunda yere bırakmıştı. Elif sıcak kahvesinden küçük bir yudum aldı ve ilk kez gerçekten gülümsedi.
İlkbahar geldiğinde yazlık evin pencerelerini mutlaka değiştirecekti. En iyilerinden yaptıracaktı; geniş pervazlı, güneşi bol alan pencereler… O pervazlarda sardunyalar açacak, içeriye temiz hava dolacaktı. Ve hiç kimse, onun sevdiği o eve bir daha küçümseyerek bakmaya cesaret edemeyecekti.
Hayat, şimdi başlıyordu.
