Elif ekrana öylece bakakaldı; gördüklerini zihni bir türlü kabul etmek istemiyordu. Fatma, kendi kurduğu tuzağın içine yine kendi düşmüştü. Ama aklına takılan tek şey vardı: Gerçekten kameraların onu da kaydettiğini bilmiyor muydu?
Sanki Murat onun içinden geçenleri duymuş gibi, kısık bir sesle konuştu:
— Kaydı kapatmayı bilmiyor. İyi ki de bilmiyormuş.
Elif başını kaldırıp ona baktı. Sesi titreyerek sordu:
— Peki… Sen neden bunca zaman sustun?
Murat avucunu yüzünde gezdirdi, sonra bakışlarını yere indirdi.
— Delil biriktiriyordum, dedi ağır ağır. Hani şu ilaç meselesindeki gibi söz söze kalmasın istedim.
Sonra kaydı biraz daha ileri aldı. Görüntü başka bir güne aitti. Elif, Fatma’nın kavanozların arkasına saklanmış dosyayı çıkarışını gördü. Kadın mutfak masasına oturuyor, sayfaları tek tek çeviriyordu. Ardından telefonunu eline aldı; her yaprağın fotoğrafını dikkatle çekti.
Bir süre sonra birini aradı. Konuşurken ellerini heyecanla sallıyor, karşısındakine bir şeyler anlatıyordu. Sonra küçük bir kâğıt parçasına not aldı ve onu da cebine koydu.
Murat, kaydı durdurmadan konuştu:
— Bu görüntüden sonra Emre’yi aradım. Başta inkâr etti. “Benim haberim yok,” deyip durdu. Ama sıkıştırınca ağzından kaçırdı. Annem ona, “Murat’ı Elif’ten ayıracağım, sonra da daireyi kendi üzerime geçirteceğiz; ardından sana devrederim,” diye söz vermiş. Bu yüzden iki kamerayı da Emre almış. Güya senin aleyhine koz toplayacaklardı.
Elif’in içi buz kesti. Sanki saç diplerine kadar bir ürperti yürümüştü.
Murat devam etti:
— Evrakları çoktan çantasına koymuştu. Ama benim imzam olmadan o kâğıtlarla hiçbir şey yapamaz. Bilerek dokunmadım. Her şeyin istediği gibi ilerlediğini sansın istedim.
Aynı akşam Murat annesinin karşısına oturdu. Tek kelime etmeden kayıtları en başından sonuna kadar açtı. Fatma ekrana bakıyor, dudaklarını sıkmış halde susuyordu.
Murat acı bir gülümsemeyle:
— Aslında plan kötü değilmiş, dedi. Hatta teknolojiden biraz anlasaydın kusursuz bile sayılabilirdi. Ama kameraları kapatamadın. Onlar da ne yaptıysan hepsini kaydetti.
Fatma bir an oğluna baktı; gözlerinde hem öfke hem de yakalanmış olmanın utancı vardı. Fakat hemen başını eğdi.
Murat’ın sesi bu kez kupkuruydu:
— Emre’nin yanına gidebilirsin. Ama önce dairenin evraklarını geri vereceksin.
Fatma tek kelime etmeden yerinden kalktı. Birkaç dakika sonra çantasına sakladığı dosyayla geri döndü ve masanın üzerine bıraktı.
Murat duraksadı, sonra ekledi:
— Bir şey daha var. Elif’ten özür dile.
Fatma dudak büktü.
— Hıh! Bir de o mu çıktı şimdi? dedi küçümseyerek.
Ertesi sabah erkenden Emre’nin yanına gitti. Dosya yeniden dolaptaki yerine kaldırıldı.
Elif iki kamerayı da söküp aldı ve hiç düşünmeden çöp kovasına attı. Murat buna karşı çıkmadı. O günden beri ne annesiyle ne de kardeşiyle görüşüyor; aradan aylar geçmesine rağmen kapısını da telefonunu da onlara açmıyor.
