“Açın hadi! Kapı dürbününün önünde bir gölge oynuyor, görüyorum!” Fatma bağırırken Zeynep yüzünde maske ve bigudilerle şaşkınlıkla kapıyı araladı

Hikâyeler
Bencilce işgal eden gece, sessiz bir öfke uyandırdı.

— Dur hele, ben de sana maçın yanına güzelce pastırma doğrayayım, — diye söze girdi Murat, konuyu yumuşatmaya çalışarak.

— Ahmet amca ağzından kaçırdı, — dedi sonunda. — Fatma aramış. Bizim hakkımızda bir sürü şey söylemiş. Sözde misafirlerden pek hoşlanmıyormuşuz da insanları sırf ayıp olmasın diye çağırıyormuşuz.

Zeynep’in bakışları bir an dondu.

— Demek mesele bu, — dedi alçak sesle.

— Ne demek şimdi bu? Pastırmayı kesecek misin bari? — Murat, hâlâ havayı dağıtma derdindeydi.

— Keserim tabii, canım. Ama biliyor musun, galiba ben senin ablana karşı biraz kaba davranmışım. İçime dert oldu. Onları bu hafta bize davet et. Otururuz, konuşuruz, ben de özür dilerim.

Murat rahatlamış gibi başını salladı.

— Elbette çağırırım. Akrabayla arayı iyi tutmak lazım.

— Aynen öyle. Sağ ol, hayatım.

Oysa Zeynep’in içinden geçen bambaşkaydı. Murat’ın yüzünü olup bitenlerin içine sokup ona her şeyi tek tek göstermek, sonra da Fatma’yı arayıp ağzına geleni söylemek istiyordu. Fakat birkaç dakika içinde öfkesinin yerini soğuk bir açıklık aldı. Bağırıp çağırmak hiçbir işe yaramayacaktı; yapılması gereken şey belliydi.

Hiç gürültü çıkarmadan evi toparladı, eksik kalan ikramlıkları da tamamladı. O cumartesi Zeynep’in doğum günüydü. Kalabalık olmayan, ölçülü bir kutlama planlamıştı; apartmanlarının giriş katındaki nezih bir kafede masa ayırtmıştı. Ne var ki Fatma’nın yaydığı sözler yüzünden Murat’ın akrabaları gelmekten vazgeçiyordu. Zeynep ise Yılmaz ailesiyle samimi bir bağ kurmayı gerçekten önemsiyordu.

Ertesi akşam işten döndüğünde kapıyı açar açmaz evin içinde tam bir karmaşa ile karşılaştı.

Emre ayakkabılarıyla koridordan salona koşuyor, bastığı her yerde iz bırakıyordu.

— Selam canım! Sen çağırdın, biz de geldik! — diye Fatma neşeyle antreye çıktı. Üzerinde Zeynep’in en sevdiği sabahlığı vardı, başına da havlu sarmıştı. — Bizim orada sular kesildi. Sizin banyoda biraz keyif yapalım dedik.

Zeynep dişlerini sıkarak gülümsedi.

— Sıhhatler olsun, — diyebildi ancak.

Akşam boyunca kendi evinde misafir değil, hizmetçi gibiydi. Çay koydu, tabak topladı, havlu verdi, dağılanı düzeltti. Bu arada Fatma’dan önceki tavrı için özür diledi; onu, Serkan’ı ve çocukları doğum gününe davet etti. Ayrıca davetin Yılmazlara ve Ahmet amcaya da iletilmesini rica etti. Laf arasında, kutlama için özenle seçtiği ikramlardan, Kayseri mantısından, pastırmalı sıcak tabaklardan, şerbetlerden ve tatlılardan söz etmeyi de ihmal etmedi. Sonra erken yatacağını söyleyip odasına çekildi.

Sabah yine her zamanki gibi erkenden çıktı. Ofise vardığında kendine bir kahve hazırladı, koltuğuna yerleşti ve telefonundaki özel uygulamayı açtı. Ekrana bakarken dudaklarının kenarında memnun bir gülümseme belirdi. İşin yarısı tamamlanmıştı. Geriye sadece kutlama gününü beklemek kalıyordu.

Fatma ne kadar ortalığı karıştırmaya çalışmış olursa olsun, doğum gününe bütün akrabalar geldi. Mekânda hoş bir canlı müzik vardı, yemekler lezzetliydi, hava da beklenenden daha sıcak ve samimiydi. Tutulan sunucu, konukları sıkmadan, zarifçe eğlendiriyor; herkesin yüzünde iyi niyetli bir tebessüm oluşuyordu.

Bir tek Fatma yerinde duramıyordu. Sürekli saçma oyunlar istiyor, çocukça yarışmalar yapılması için ısrar ediyor, birkaç kez de mikrofonu ele geçirmeye kalkışıyordu.

İçeceklerin bulunduğu tezgâhın yanında Mehmet Yılmaz, Zeynep’e yaklaştı.

— Bu güzel akşam için teşekkür ederim, — dedi içtenlikle. — Belediyedeki işler hiç bitmiyor, malum. Üstelik Fatma da gelmememiz için epey dil döktü. Sonra sizin bizi gerçekten beklediğinizi öğrenince fikrimiz değişti. İyi ki işlerimi ertelemişim. Sizinle daha yakından tanıştığıma memnun oldum. En kısa zamanda sizi de bize bekleriz.

— Ben teşekkür ederim, — dedi Zeynep. — Bu inceliğiniz beni çok mutlu etti. Buyurun masaya geçelim, birazdan sıcak yemekler servis edilecek.

O sırada Fatma ile Serkan, müzik görevlisiyle yüksek sesle tartışıyordu. Bu “sıkıcı yerde” herkesin sırayla şarkı söylemesi gerektiğini savunuyor, ortamı kendi zevklerine göre değiştirmeye çalışıyorlardı. Konukların çoğu dönüp dönüp onlara bakıyor, fakat akrabalık hatırına kimse doğrudan uyarmaya yanaşmıyordu.

Fatma’nın taşkınlığı giderek arttı. Bir ara garsonun önüne atlayıp dengesini bozdu, içeceklerin dizili olduğu masayı da neredeyse devirdi. Sonra doğum günü sahibini tebrik etmek bahanesiyle ortaya çıktı; üzerinde uygunsuz duran ince bir ev kıyafeti vardı ve kendince kıvrak bir oyun sergilemeye çalışıyordu.

— Madem doğum günü sahibi eğlenceye para kıymamış, sizi ben neşelendireyim! — diye bağırdı.

Kendini komik duruma düşürdüğünün farkında bile değildi. Zeynep’in midesi bulandı, ama yüzündeki sakin ifadeyi bozmadı. Diğerleri de susmayı tercih ediyordu; belli ki sırf akraba diye katlanıyorlardı.

Aslında Fatma’nın bu halleri Zeynep’in işine geliyordu. Çünkü Zeynep, bu kendini bilmezin arkasından dedikodu yaymasını ve herkesin içinde böyle arsızca davranmasını affedemiyordu.

Şükrüye'nin Penceresinden