“Açın hadi! Kapı dürbününün önünde bir gölge oynuyor, görüyorum!” Fatma bağırırken Zeynep yüzünde maske ve bigudilerle şaşkınlıkla kapıyı araladı

Hikâyeler
Bencilce işgal eden gece, sessiz bir öfke uyandırdı.

Tam o sırada Fatma, dili dolaşa dolaşa Zeynep’e doğru eğildi ve herkesin duyacağı kadar yüksek sesle konuştu:

— Zeynep! Kutlama bitince size geçiyoruz. Burası pek sarmadı, eğlenceye evde devam ederiz.

Zeynep’in cevabı buz gibi oldu:

— Hayır. Bugün evimiz misafir kabul etmiyor.

Fatma bir an ne diyeceğini bilemedi; yüzünde şaşkın, hatta alınmış bir ifade belirdi. Fakat Zeynep kararını çoktan vermişti.

Onu büsbütün çileden çıkaran şey ise biraz sonra duydukları oldu. Lavabonun önünden geçerken Fatma’nın içeride akraba kadınlara bağıra çağıra anlattığı uydurmalar kulağına çalındı. Fatma, Zeynep’in dışarıdan iyi göründüğünü ama aslında hiç de öyle olmadığını söylüyordu. Güya doğum günü sahibi misafirlerine doğru düzgün yer göstermemiş, onları eski püskü bir kanepede yatırmıştı. Evleri de sözde darmadağınıktı. Üstelik Zeynep parayı da dürüstçe kazanmamıştı.

Fatma susmak bilmiyor, Zeynep hakkında ağzına geleni söylüyordu. Daha kötüsü, bazı akrabalar bu sözlere inanmış gibi Zeynep’e yan gözle bakmaya başlamıştı.

Zeynep dişlerini sıktı.

— Peki Fatma… Bundan sonra benim evimin kapısından içeri giremeyeceksin, — diye içinden geçirdi.

Bunu yaparken haksız olduğunu bir an bile düşünmüyordu. Arsızlığı huy edinmiş, saygısızlığı kendine hak sayan bu akrabalıktan sonsuza dek kurtulmanın zamanı gelmişti.

Tam o sırada programı yöneten adam mikrofonu eline aldı.

— Kıymetli misafirler! Ana yemek ikram edilmeden önce doğum günü sahibimizin sizler için hazırladığı kısa bir gösterim var. Bu akşamdan ve aile bağlarından unutulmayacak birkaç kare izleyeceğiz.

Salondaki ışıklar hafifçe kısıldı. Duvara yansıtılan ekranda önce neşeli fotoğraflar belirdi. Doğum gününden gülümseyen yüzler, sarılmalar, masaların etrafında çekilmiş sıcak kareler… Konukların çoğu kendini görünce gülümsedi. Ortam bir anlığına yumuşamış gibiydi.

Ardından görüntüler değişti.

Ekranda “aile, saygı, emek ve kıymet bilmek” üzerine hazırlanmış kısa bir bölüm akarken birden mutfaktan alınmış kayıtlar görünmeye başladı.

Fatma, henüz açılmamış içecek şişelerini çantasına dolduruyordu. Tam o sırada ekrandan kendi sesi duyuldu:

— Ver şu poşeti buraya! Bakalım bu kendini beğenmiş kadın daha neler almış. Ooo, pastırma da varmış! Güzel, güzel… Hadi çocuklar, çekinmeyin!

Ardından başka bir ses geldi:

— Şu şerbet şişesini açabilir miyim?

— Aç tabii Serkan’cığım! Şuradaki sucuktan da getir, onu da yiyelim!

Salona ağır bir sessizlik çöktü.

Bu kayıt, Zeynep’in mutfağına yerleştirilmiş gizli kameradan alınmıştı. Görüntülerde Fatma, Serkan ve Emre, kutlama için özenle hazırlanmış yiyecekleri neredeyse saldırırcasına tüketiyordu. Sadece yemekleri yemeleri değil, bunu yaparken Zeynep hakkında söyledikleri de herkesin yüzünü asmaya yetmişti.

Kayıt, en çarpıcı anların arka arkaya eklenmesiyle hazırlanmıştı. Fatma’nın alaycı sözleri, Serkan’ın kahkahaları, Emre’nin masadaki yiyecekleri gelişi güzel poşetlere doldurması tek tek görünüyordu. Son bölümde Emre, yere düşürdüğü pastadan dolayı ayakkabılarını kirletmişti. Fatma ise hiç çekinmeden mutfak havlusunu almış, onun spor ayakkabılarını o havluyla silmişti. Sonra da açılmamış paketleri ve içecekleri yanlarına alıp mutfaktan çıkmışlardı.

Görüntü bitti.

Kimse konuşmuyordu.

Fatma bir süre donup kaldı. Sonra öfkeyle ayağa kalktı. Masanın kenarında duran saklama kaplarını aceleyle poşete tıkıştırırken boğuk bir sesle söylendi:

— Çocuklar! Biz bu yılan yuvasından gidiyoruz.

Salondaki gülümsemeler bir anda silinmişti. Bazıları başını önüne eğdi, bazıları Fatma’nın oturduğu masaya sert bakışlar fırlattı. Birkaç kişi onun peşinden kalkıp çıktı.

Fakat gidenlerin eksikliği Zeynep’in içini karartmadı. Tam tersine, omuzlarından ağır bir yük kalkmış gibiydi. Akşam, kalan konuklarla daha huzurlu ve samimi bir şekilde sürdü.

Bu olaydan sonra Yılmaz ailesi Fatma ve ailesi hakkında kararını net verdi. Onlarla aralarına mesafe koydular. Akrabaların büyük bir kısmı da aynı yolu seçti. Fatma’yla görüşmeyi sürdürenler ise Zeynep için adeta bir elekten geçmiş gibi oldu; kimlerin gerçekten yanında olduğunu, kimlerin sadece akrabalık bağına sığındığını anlamıştı. Onlarla da ilişkisini sessizce kesti.

Yılmaz ailesiyle kurulan dostluk ise herkese iyi gelmişti. Murat bile artık bütün akşamını televizyon karşısında geçirmiyor, işine daha çok sarılıyor ve Mehmet Yılmaz’la birlikte spor salonuna gidiyordu.

Zeynep, kocasındaki bu değişimi gördükçe içten içe gülümsüyordu.

— İnsan çevresinden etkilenir derler ya, gerçekten doğruymuş, — diyordu sık sık.

Murat da Zeynep’e kırılmamıştı. O olaydan sonra Fatma’ya karşı içindeki sıcaklık tamamen kaybolmuştu. Belki kendisi böyle bir yüzleşmeye cesaret edemezdi; ama Zeynep çekinmemiş, arsız bir aileyi herkesin önünde gerçek yüzüyle göstermişti. Böylece yıllardır üstüne yapışan yorucu akrabalık yükünden de kurtulmuştu.

Şükrüye'nin Penceresinden