“Defol git buradan! Bıktırdın artık; geziyor, bakıyor, burnunu sokuyorsun!” başını bile çevirmeden, sırtı dönük pencereye bakarak söyledi

Hikâyeler
Bu durum utanç verici, katlanılamaz bir haksızlık.

Dört yıl daha taksit ödeyecekti. Olur, diye düşündü. Son üç yılı tek başına çevirmişti; bundan sonrasını da elbet götürürdü.

Annesi mutfaktan bir tabak ince dilimlenmiş peynir getirip yanına bıraktı. Tek kelime etmedi. Ayşe o an, uzun zamandır tatmadığı bir şeyi fark etti: gerginlik taşımayan sessizlik. Bir kapı çarpacak mı, şimdi iğneleyici bir laf gelecek mi diye beklemediği, insanın omuzlarını indiren bir sessizlikti bu.

Perşembe günü Murat’tan mesaj geldi:

“Annem çıkmayı kabul etti. Buluşup konuşalım.”

Ayşe yazıyı iki kez okudu. “Kabul etti” sözü içine sinmedi. Sanki Fatma büyük bir iyilik yapıyor, kendi karıştırdığı işi düzeltmiyormuş gibi. Ama şimdilik bunun üzerinde durmayacaktı.

Kısa bir cevap yazdı:

“Tamam. Yarın akşam yedide, Çınar Caddesi’ndeki kafede.”

Tarafsız bir yer olmalıydı. Bu, sandığından daha önemliydi.

Kafe sıradan ama sakindi; pencere kenarında küçük masalar, alçak sesli bir müzik, kahveyle yeni çıkmış poğaçanın kokusu vardı. Ayşe içeri girdiğinde Murat çoktan gelmişti. Yorgun görünüyordu; gözlerinin altında koyu halkalar belirmiş, montu buruş buruş olmuştu.

— Merhaba, — dedi Murat.

— Merhaba.

Ayşe karşısındaki sandalyeye oturdu. Yanlarına gelen garsona siparişini verdi. Murat ise önündeki kâğıt peçeteyi parmaklarının arasında buruşturup duruyordu.

Bir süre sonra başını kaldırmadan konuştu:

— Bu hafta sonu gidecek. Eşyalarını taşımaya yardım edeceğim.

— Peki.

— Ayşe… — Murat bu kez gözlerini ona çevirdi. — Sen eve dönecek misin?

Ayşe ona baktı. Dört yıl aynı evi paylaştığı adama… Kötü biri sayılmazdı aslında. Yalnızca fazla rahattı. Herkes için kolay olanı seçerdi; bir tek Ayşe için zor olanı görmezdi.

— Düşünüyorum, — dedi dürüstçe.

— Bu “evet” demek değil.

— “Hayır” demek de değil.

Murat yavaşça başını salladı. Kabullendi. Bu Ayşe için yeni bir şeydi. Eskiden olsa hemen ikna etmeye çalışır, acındırır, hatta daha masadan kalkmadan annesini arayıp ne yapacağını sorardı.

Kahveler geldi. Dışarıda arabalar ağır ağır akıyor, yandaki masada oturan bir grup kendi arasında gülüşüyordu.

Murat kısık sesle:

— Bu kadar kötü olduğunu bilmiyordum, — dedi.

Ayşe kızmadan, sesini yükseltmeden cevap verdi:

— Biliyordun. Sadece görmemek daha kolayına geliyordu.

Murat itiraz etmedi. Bu da yeniydi.

Ayşe fincanından bir yudum aldı, sonra camdan dışarı baktı. Aklında artık başka bir düşünce dönmeye başlamıştı. Kaygıdan çok, yapılacak işler listesine eklenmiş bir madde gibiydi: Evle ilgili bilmediği bir şey kalmış olabilir miydi, bunu kontrol etmeliydi. Fatma’nın telefonda söylediği o söz, “insanlık hesabıyla onun evi” lafı içine takılmıştı. Öylesine söylenmiş bir cümleye göre fazla emindi.

Fazla.

Cuma akşamı Ayşe apartmanın önüne gitti. İçeri girmek için değil; yalnızca bakmak için. Arabasını karşı kaldırıma park etti, yaklaşık on dakika direksiyon başında oturdu. Dairenin ışıkları yanıyordu. Perdenin arkasından bir gölge geçip duruyordu; Fatma odada dolaşıyor olmalıydı.

Ayşe telefonunu çıkarıp üniversiteden arkadaşı olan avukat Serkan’ı aradı. Ara sıra hukuki bir mesele olduğunda konuşurlardı.

— Serkan, sana bir şey soracağım. Bir ev tek kişinin üzerine kayıtlıysa, konut kredisi de onun adınaysa, peşinatı da o verdiyse… başka biri pay isteyebilir mi?

Serkan kısa bir sessizlikten sonra sordu:

— Evlilik içinde mi alındı?

— Evet. Ama eşim ödeme yapmadı. Hiç.

— Bunu belgeleyebiliyor musun? Dekontlar, hesap hareketleri, makbuzlar?

— Üç yıllık ödeme dekontu var. Hepsi benim adıma.

— O zaman olası bir paylaşımda, malın kişisel kaynaklarınla alındığını güçlü biçimde gösterebilirsin. Hele peşinata da o karışmadıysa elin daha sağlam olur. Sen bunu neden soruyorsun?

— Şimdilik özel bir sebep yok, — dedi Ayşe. — Sadece durumumu bilmek istiyorum.

— Anladım, — dedi Serkan; sesinden hafifçe gülümsediği belliydi. — Bildiğin gibi, mesele kâğıt üzerinde epey net görünüyor. Belgelerini sakla.

— Hepsi bende.

Cumartesi sabahı Murat’ın mesajıyla başladı:

“On ikiye doğru gel. Annem eşyalarını topluyor.”

Ayşe eve yarım saat gecikmeli vardı. Kapıyı Murat açtı. Yüzüne bakılırsa gece boyunca gözüne uyku girmemişti. İçeriden sürüklenen ağır bir şeyin gürültüsü geliyordu; odada belli ki büyük bir eşya yerinden oynatılıyordu.

Antrede iri, ekose desenli bir hurçla iki çanta duruyordu. Ayşe onlara sessizce baktı.

Murat alçak sesle açıklama yaptı:

— Temel eşyalarını topladı. Kalanları sonra alacak.

— Sonra ne zaman?

— Ayşe…

— Sadece soruyorum.

O sırada Fatma odadan çıktı. Elinde koyu lacivert, ağzına kadar doldurulmuş, şişkin bir çanta vardı. Ayşe’yi görünce olduğu yerde durdu.

Üç saniye kadar birbirlerine baktılar. Sonra Fatma burnundan solur gibi bir ses çıkarıp başını başka yana çevirdi.

— Demek geldin.

— Geldim, — dedi Ayşe sakinlikle.

— Sevin şimdi. Muradına erdin.

Ayşe karşılık vermedi. Mutfağa geçti, çaydanlığı ocağa koydu. Koridorda Murat’ın annesine alçak sesle bir şeyler söylediğini, Fatma’nın ise kesik kesik ve sinirli cevaplar verdiğini duyuyordu.

Mutfak, sanki bir haftadır el değmemiş gibiydi. Pencere pervazında bardak diplerinden kalmış kurumuş izler vardı. Masanın üstü kırıntı içindeydi. Ocağın üzerinde ne olduğu belirsiz lekeler kurumuştu. Ayşe hepsine baktı ve akşam bir bez alıp burayı baştan sona temizleyeceğini düşündü. Sinirlenmeden, bağırmadan. Yalnızca yapılması gerekeni yapacaktı.

Derken Fatma’nın sesi antre tarafından daha yüksek geldi:

— Ben, haberiniz olsun, yıllarımı bu çocuğa verdim! Şimdi bu kalkmış burada ev sahibesi kesiliyor!

— Anne, biraz daha alçak sesle, — diye rica etti Murat.

— Alçak ses falan yok! Duysun! Belgeler ondaymış! — Fatma’nın sesine alay karıştı. — Ne olmuş yani belge varsa? Ben anneyim!

Ayşe mutfaktan çıktı. Koridorun girişinde durdu.

— Fatma Hanım, belgeler “ne olmuş” denecek şeyler değil, — dedi dümdüz bir sesle. — Burada karar verme hakkının kimde olduğunu gösterir. Sizde değil, bende.

Fatma birden ona döndü.

— Sen…

— Sekiz ay boyunca sustum, — diye başladı Ayşe, aynı ölçülü sakinlikle sözünü sürdürerek.

Şükrüye'nin Penceresinden