— aynı sakin sesle devam etti Ayşe. — Eşyalarımı çöpe attınız. Bana ait eve, bana sormadan misafir çağırdınız. Sigara içmemenizi rica ettiğim hâlde banyoda sigara içtiniz. Bana annemin yanına gitmemi söylediniz. Ben de gittim. Belgeleri de yanıma aldım. Çünkü onlar bana ait.
Koridora ağır bir sessizlik çöktü. Murat bile tek kelime etmedi.
Fatma, gelinine bakıp kaldı. Bakışlarında bir şey yer değiştirmişti; yumuşama değildi bu, hayır. Sadece yıllardır işe yarayan o eski yöntem, bu kez karşılık bulmuyordu. Karşısında sıkıştırılınca dağılan, ne diyeceğini bilemeyen Ayşe yoktu artık. Daha duru, daha sağlam duran, ne söylediğini bilen başka bir kadın vardı.
Fatma sonunda sesini biraz düşürerek konuştu:
— Murat, bana bir taksi çağır.
Murat hiçbir şey demeden telefonunu çıkardı.
Taksi on beş dakika sonra kapıya geldi. Murat büyük çantayı ve poşetleri aşağı indirdi, bagaja yerleştirdi. Fatma ise aynanın karşısında paltosunu giyiyordu; acele etmeden, itinayla, sanki eve dönmüyor da önemli bir davete gidiyormuş gibi.
Kapıdan çıkmadan hemen önce arkasına döndü. Ayşe’ye uzun uzun, tartan bir bakışla baktı.
— Kazandığını sanıyorsun, — dedi.
Ayşe başını hafifçe kaldırdı.
— Kazandığımı değil, yorulduğumu düşünüyorum, — diye karşılık verdi. — İkisi aynı şey değil.
Kapı kapandı. Kilidin sesi duyuldu.
Murat birkaç dakika sonra geri geldi; belli ki annesinin eşyalarını arabaya kadar taşımıştı. İçeri girdi, ayakkabılarını çıkardı, montunu askıya astı. Sonra mutfağa geçti ve masaya oturdu.
Ayşe iki bardak çay doldurdu. Birini onun önüne bıraktı, diğerini alıp karşısına geçti.
Uzun süre konuşmadılar. Pencerenin gerisinde şehir kendi gürültüsüyle akıyordu; yoldan geçen arabaların uğultusu, apartman avlusundan yükselen birkaç ses, uzaklardan gelen belli belirsiz bir ezgi…
Sonunda Murat, gözlerini bardağından ayırmadan mırıldandı:
— Böyle olacağını bilmiyordum.
Ayşe ona baktı.
— Neyin? Evin meselesinin mi? Yoksa her şeyin mi?
— Her şeyin, — dedi Murat. — Annem hep böyleydi. Bir yere girer, bütün havayı kaplardı. Ben alışmıştım. Senin de zamanla alışacağını sandım.
Ayşe’nin sesinde suçlama yoktu; yalnızca açık bir tespit vardı.
— Benim buna alışmam gerekmiyordu.
Murat başını eğdi.
— Biliyorum.
Ayşe karşısındaki adama baktı. Kötü biri değildi Murat. Acımasız da değildi. Sadece çok uzun zaman başkasının gölgesinde yaşamıştı. Önce annesinin gölgesinde; sonra da o gölgenin evin her köşesine yayılmasına engel olmadan.
— Murat, bir şeyi gerçekten anlamanı istiyorum, — dedi Ayşe ağır ağır. — Ben senin annen yüzünden gitmedim. Sen sustuğun için gittim. Her seferinde sustun. Bunun düzelip düzelmeyeceğini bilmiyorum. Ama anlamak istiyorum.
Murat bu kez başını kaldırdı.
— Ben de anlamak istiyorum.
Belki de son iki yılın en dürüst konuşması buydu. Bağırmadan, ağlamadan, araya bir üçüncü kişinin sesi karışmadan… Sadece mutfak masasının iki yanında oturan iki insan ve giderek soğuyan iki bardak çay vardı.
Akşam Ayşe mutfağı toparladı. Ocağın üstünü ovdu, pencere pervazını sildi, birikmiş çöpleri çıkarıp attı. Sonra pencereyi araladı; içeri serin ve temiz bir hava doldu.
Ardından annesini aradı.
— Her şey yolunda, — dedi. — Gitti.
Annesinin sesi yumuşaktı.
— Sen nasılsın kızım?
Ayşe birkaç saniye düşündü.
— İyiyim. Gerçekten iyiyim, — dedi ve bu kez söylediği şeyin doğruluğunu içinde hissetti. — Anne, gereksiz soru sormadığın için sağ ol.
— Sen zaten akıllı kızımsın, — dedi annesi sade bir gururla. — Kendi yolunu kendin buldun.
Belgelerin bulunduğu dosya yatak odasındaki rafın üstündeydi; kitapların yanında, düzgünce yerleştirilmiş, sırtı dışarı bakacak şekilde duruyordu. Konut kredisi sözleşmesi, tapu kaydı, makbuzlar… Daha dört yıl ödeme vardı. Olsundu. Bu da aşılırdı.
Ayşe o gece saat on buçukta yatağa girdi. Aylardan sonra ilk kez, sabah kalkınca yine kötü bir şeye hazırlanması gerekecekmiş gibi hissetmiyordu. Sadece yarın vardı. Sıradan bir yarın. Yeni bir gün.
Pencerenin dışında şehir uğulduyordu. Şehrin başka bir ucunda Fatma belki kendi dolaplarına eşyalarını yerleştiriyordu. Bir yerlerde arabalar geçiyor, pencereler aydınlanıyor, insanlar kendi küçük hikâyelerinin içinde yaşamayı sürdürüyordu.
Burada ise, Cumhuriyet Caddesi’ndeki evde, sessizlik vardı. Huzurlu, yerli yerinde, gerçek bir sessizlik.
Ve belgeler Ayşe’deydi.
Üç hafta geçti.
Fatma aramadı. Murat bir kez annesine uğradı; çarşamba günü işten sonra gitmiş, eve döndüğünde dalgın ama sakindi. Ayşe ayrıntı sormadı. Bu, onun hikâyesi değildi.
Murat’la artık başka türlü konuşuyorlardı. Her cümlenin arkasından yükselen bir başka ses yoktu, her meseleye karışan üçüncü bir fikir de… Bu hâl başta tuhaf geldi, hatta biraz acemiceydi. İnsan, çoktan bildiğini sandığı bir şeyi yeniden öğrenirken nasıl bocalarsa, onlar da öyleydiler.
Bir akşam Murat bulaşıkları yıkadı. Ayşe’den bir şey duymadan, kendiliğinden. Ayşe bunu fark etti ama üzerine konuşmadı. Sadece hafifçe başını salladı. Bazen sessizlik, söylenebilecek en doğru cevaptı.
Ayın sonunda konut kredisine ait yeni ödeme bildirimi geldi. Ayşe bankanın uygulamasını açtı, tutarı kontrol etmek için ekrana baktı. O anda, ödemenin yarısının bir saat önce Murat tarafından yatırıldığını gördü.
Koridora çıktı. Murat aynanın önünde durmuş, bir yere gitmek için hazırlanıyordu.
— Gördüm, — dedi Ayşe.
Murat kısa bir an ona baktı.
— Çoktan yapmam gerekiyordu, — diye cevap verdi.
Bu konu üzerine başka bir şey konuşmadılar.
Fatma, cumartesi sabahı hiç beklenmedik bir anda aradı. Ayşe telefonu açtı.
Kayınvalidesinin sesi her zamanki gibi kuru, mesafeliydi; söze giriş yapmadan doğrudan konuya geldi.
— Bazı eşyalarımı almak için gelmek istiyorum.
Ayşe sakin kaldı.
— Olur, — dedi. — Pazar günü saat üçte gelin. Murat evde olacak.
Kısa bir sessizlik oldu.
— Sen de olacak mısın?
— Olacağım.
Fatma pazar günü tam üçte geldi. İçinde kendisine ait birkaç parça eşya bulunan bir kutuyu, bir battaniyeyi ve eski bir vazoyu aldı. Evin içinde sessizce dolaştı; kimseye emir vermedi, hiçbir şeyin yerini değiştirmedi, tek bir çekmeceyi bile karıştırmadı.
Çıkarken antrede durdu. Sanki söylemek istemediği bir cümle boğazından güçlükle çıkıyormuş gibi, isteksizce konuştu:
— Ev temiz.
Ayşe kısa bir cevap verdi:
— Elimden geldiğince dikkat ediyorum.
Başka söz edilmedi. Kapı bu kez çarpmadan, sessizce kapandı.
O akşam Ayşe belgelerin olduğu dosyayı raftan indirdi. Sayfaları yeniden okumadı; yalnızca bir süre elinde tuttu. Üç yıllık ödeme geçmişi. Her sayfada kendi imzası. Kendi evi.
Sonra dosyayı yine yerine, kitapların yanına koydu.
Pencerenin ötesinde şehir bildiği gibi akıp gidiyordu. Her şey kendi yolundaydı.
