“Orada put gibi durmayı bırak artık!” diye parladı Mehmet, kazağını çekip koridora doğru kayboldu

Hikâyeler
Bu adaletsiz düzen kabul edilemez, içim yanıyor.

Biraz daha büyük çocuklar ise avlunun bir ucundan öbür ucuna scooterlarıyla gidip geliyor, kahkahaları camlara kadar ulaşıyordu. Hayat dışarıda bütün canlılığıyla akıp duruyordu; Ayşe ise kendini sanki kalın bir camın arkasından, su dolu bir fanusun içinden bakıyormuş gibi hissediyordu.

Akşam Mehmet eve her zamankinden geç geldi. Yorgundu, karnı acıkmıştı. Ayşe yemeği ısıttı, önüne koydu, sonra tabakları topladı. Yılların içinde sessizce yerleşmiş, neredeyse hiç düşünmeden yapılan bir düzen… Mehmet işinden söz ediyor, ama cevap beklemiyordu. Zaten Ayşe onun gözünde çoktan bir insan olmaktan çıkmış; evin eşyaları, duvarları, perdeleri gibi arka planda duran bir şeye dönüşmüştü.

— Bu arada yarın bir haftalığına iş için gidiyorum, dedi televizyonun kanallarını değiştirirken. — Erzurum’a. Oradaki işi kapatmam gerekiyor. Yol parasını senin maaştan alırım, benimki bitti.

Ayşe, elinde yamadığı çorapla öylece kaldı; sonra başını kaldırıp baktı.

— Peki faturalar? Yarın son günleri…

— Birinden iste işte. Emine’den al mesela. Mehmet gözünü ekrandan ayırmadı. — Sonra veririm.

“Sonra veririm.” Bu sözü kaç kez duymuştu? Daha da acısı, kaç kez o “sonra” hiç gelmemiş, Ayşe başkalarının karşısında mahcup düşmüştü? Borçları ödeyemeyen Mehmet’ti ama özür dilemek hep ona kalıyordu.

Gece, yanında horlayarak uyuyan kocasının nefesini dinlerken gözlerini tavana dikti. Emine’nin sözleri zihninin içinde dönüp duruyordu: “Ömrünün kalanını birilerinin hizmetinde geçirmeyi gerçekten istiyor musun?”

Oysa bir zamanlar böyle biri değildi. Öğretmen okulundayken sınıf temsilcisi seçilmişti; arkadaşları bir sıkıntıları olduğunda önce ona koşardı. Büyük bir sevgi hayal etmişti, birbirine saygı duyan iki insanın kurduğu adil bir evlilik… Çocuklarını anlayışın, şefkatin, güvenin içinde büyütmek istemişti. Peki nerede kırılmıştı her şey? Hangi gün, hangi sözden sonra kendi hayatının kıyısına çekilmeye razı olmuştu?

Ertesi sabah Mehmet’i yolcu etti. Taksi kapının önüne yanaştı; Mehmet valizini alırken her zamanki buyurgan sesiyle talimatlarını sıraladı:

— Anneme göz kulak ol. İlaçlarını aksatma. Ev de derli toplu dursun.

Kapı kapanınca evin içinde garip bir sessizlik kaldı.

Fatma salondaki koltuğa yerleşmiş, önünde çayı, gözleri televizyonda oturuyordu.

— Ayşeciğim, bana biraz bisküvi alıversen? İçim tatlı bir şey çekti.

Ayşe’nin ağzından sözler düşünmeden dökülüverdi:

— Neyle alayım?

Kayınvalidesi, sanki çok tuhaf bir şey duymuş gibi ona döndü.

— Nasıl yani, neyle? Senin öğretmen maaşın yok mu?

— O maaş sizin ilaçlarınıza, evin faturalarına ve aidata gidiyor.

— Demek öyle! Fatma koltuktan doğruldu. — Hasta bir yaşlı kadına iki lokma şeyi çok görüyorsun yani! Ben seni otuz yıl öz kızım gibi bildim, senin yaptığın şeye bak…

Ayşe bu tanıdık sitemleri dinlerken içinde bir yerde bir kapının kapandığını hissetti. Yeter, dedi kendine. Kendi kazandığı parayı evin zorunlu giderlerine harcadığı için suçlu mu olacaktı? Olmayan parayla bisküvi alamadığı için başını mı eğecekti? Her defasında kendini savunmaktan, özür dilemekten, birilerinin keyfini gözetmekten yorulmuştu.

— Fatma Hanım, diye sözünü kesti sakin ama kararlı bir sesle. — Ben doktora gidiyorum. Başım çok ağrıyor.

Bu doğru değildi. Ayşe doktora değil, bir avukata gidecekti.

Hukuk danışmanlığının adresini bir önceki akşam internetten bulmuştu. Otobüste giderken adresin yazılı olduğu küçük kâğıdı avucunda sıkıyor, gerçekten böyle bir adım attığına hâlâ inanamıyordu. Sanki o kâğıt kaybolsa cesareti de onunla birlikte yok olacaktı.

Zeynep, saçlarına kırlar düşmüş, dikkatli ve sakin bakışlı bir kadındı. Ayşe’nin anlattıklarını şaşırmadan, araya girmeden dinledi. Ne acıma gösterdi ne de küçümseme; yalnızca not aldı, gerektiğinde kısa sorular sordu.

— Ne yazık ki anlattıklarınız çok alışılmadık değil, dedi sonunda. — Aile içinde para üzerinden baskı kurmak, kişinin iradesini zayıflatmanın sık görülen yollarından biri. Ama sizin mal paylaşımı talep etmek için hukuki dayanağınız var.

Ayşe’nin sesi kısıldı.

— Ya karşı çıkarsa? Her şeyin kendi parasıyla alındığını söyler. Zaten hep öyle der.

Zeynep masasının üzerindeki dosyayı kapattı, gözlerini Ayşe’ye çevirdi.

— Ev evlilik birliği içinde alınmış. Tapuda kimin adı yazarsa yazsın, bu gerçeği değiştirmez. Siz o malın yarısı üzerinde hak sahibisiniz.

Şükrüye'nin Penceresinden