“Orada put gibi durmayı bırak artık!” diye parladı Mehmet, kazağını çekip koridora doğru kayboldu

Hikâyeler
Bu adaletsiz düzen kabul edilemez, içim yanıyor.

Zeynep çekmeceden birkaç matbu form çıkarıp masanın üzerine yaydı.

— Asıl mesele şu, Ayşe Hanım: Bu yola girmeye gerçekten hazır mısınız? Çünkü Mehmet kolay kolay geri çekilmeyecek. Direnecek, sizi yıldırmaya çalışacak.

Ayşe, Mehmet’in mahkeme tebligatını eline aldığı anı gözünün önüne getirdi. Yüzünün nasıl gerileceğini, sesini nasıl yükselteceğini, suçlamalarını, baskılarını düşündü. Sonra sabahki çökelek ve bisküvi konuşması geldi aklına. Otuz yıl boyunca kendi evinde en basit ihtiyaçlar için bile para istemek zorunda kalışını hatırladı.

Başını yavaşça kaldırdı.

— Hazırım, dedi.

Bir hafta sonra Mehmet iş seyahatinden döndü. Yüzü güneşten yanmış, keyfi yerindeydi. Akşam yemeğinde projenin başarıyla bittiğini, müdürlerin ona prim sözü verdiğini ballandıra ballandıra anlattı. Ayşe ise sessizce dinledi. Aklı, yatak çarşaflarının bulunduğu dolabın arkasına sakladığı evrak dosyasındaydı.

Mehmet sandalyesinde geriye yaslanıp rahat bir tavırla konuştu:

— Bu arada yarın bankaya uğramam gerekiyor. Hesaptaki mevduatı yenileyeceğim. Sabah evde olur musun?

Ayşe gözlerini tabağından kaldırmadan cevap verdi:

— Olurum.

Ona ertesi sabah boşanma ve mal paylaşımı için dilekçe vereceğini söylemedi. Bunu akşam öğrenecekti. Bankadan döndüğünde, hesaptaki paranın ihtiyati tedbir nedeniyle işlem dışı bırakıldığını fark edince.

Zeynep her şeyi açık açık anlatmıştı: Mal paylaşımı talebiyle dava açıldığı anda, çekişmeli görülen mal varlıkları için mahkemeden tedbir istenebilirdi. Mehmet bunu ancak bankaya gittiğinde anlayacaktı.

O gece Ayşe’nin gözüne uyku girmedi. Yatağın içinde dönüp durdu, ertesi günü defalarca zihninde yaşadı. Korkuyor muydu? Elbette korkuyordu. Ama yıllar sonra ilk kez, hayatının dizginlerinin kendi eline geçebileceğini hissediyordu.

Sabah Mehmet’i uğurlarken her zamanki gibi çantasını uzattı, yanağına hafifçe dokunup öptü. Mehmet, onun parmaklarının titrediğini fark etmedi bile.

Adliye binasının mermer basamaklarından içeri girerken Ayşe’yi serin bir hava karşıladı. Koridorlarda ayak sesleri yankılanıyor, insanlar dosyalarla bir kapıdan ötekine koşturuyordu. Ayşe, danışmadan yönünü öğrenip kalemin küçük penceresine yaklaştı.

— Dava dilekçesi vermek istiyorum, dedi.

Kendi sesindeki dinginliğe kendisi bile şaşırdı.

Bir saat sonra adliyeden çıktığında aynı kadın değildi artık. Süreç başlamıştı. Geriye dönülecek bir yol kalmamıştı.

Telefonu öğleden sonra üçe doğru çaldı. Arayan Mehmet’ti.

— Bu ne biçim iş! diye bağırdı daha Ayşe telefonu kulağına götürür götürmez. — Sen ne yaptın? Bankada hesabın bloke edildiğini söylüyorlar! Ne boşanması bu?

Ayşe pencerenin önünde durdu. Dışarıda sıradan bir gün akıp gidiyordu.

— Mahkemeye başvurdum, dedi. — Mal paylaşımı için.

Hattın öbür ucunda uzun bir sessizlik oldu. Ardından Mehmet’in sesi daha da sertleşti:

— Aklını mı kaçırdın sen? Yarım saate evdeyim. O dilekçeyi geri çekeceksin, duydun mu?

— Çekmeyeceğim.

Telefonu kapattı. Elini masanın kenarına koydu; dizlerinin titremesine izin vermemek için derin bir nefes aldı. Hayatının en zor konuşmasına hazırlanıyordu.

Mehmet eve fırtına gibi girdi. Kapı duvara çarptı, ayakkabılarını bile doğru dürüst çıkarmadan mutfağa yürüdü. Bağırıyor, ellerini havada savuruyor, hesap soruyordu. Fatma da köşede söylenip duruyor, gelinini nankörlükle suçluyordu.

Ayşe mutfak masasının yanında oturdu. Ne bağırdı ne de kendini savunmak için telaşa kapıldı. Sadece bekledi.

— Sen benim hayatımı mahvettin! diye haykırdı Mehmet. — Otuz yıl sırtımda yük taşıdım ben! Ev, araba, yazlık… Hepsini senin için yaptım! Sen ise yılan gibi arkadan iş çevirdin!

Ayşe gözlerini ondan kaçırmadı.

— Bunların hiçbiri benim için değildi, dedi sakin bir sesle. — Bu evde ben eş değil, hizmetçi gibiydim. Kendi param olmadı. Kendi kararım olmadı. Söz hakkım bile olmadı.

Mehmet saçlarını iki eliyle kavradı.

— Sen paradan ne anlarsın! Kadının işi evi çekip çevirmektir, hesap kitapla uğraşmak değil!

Ayşe’nin sesi bu kez daha net çıktı:

— O zaman erkek de eşini geçindirsin. Onu ekmek parası için avuç açmaya mecbur bırakmasın.

Bu söz mutfakta tokat gibi yankılandı. Mehmet bir an donup kaldı. Sonra hiçbir şey söylemeden hızla arkasını döndü, odasına geçti. Kapı sertçe kapandı.

Şükrüye'nin Penceresinden