“Kapıyı aç diyorum sana! Yoksa itfaiyeyi çağırırım, kilitleri kökünden sökerler!” diye bağırdı, yumruğunu suni deri kaplı kapıya bütün gücüyle indirdi

Hikâyeler
Bu vicdansızlık kabul edilemez, kalbim parçalanıyor

Teğmen evrakları tek tek çevirdi; ta ki ben asıl kozumu masanın üzerine bırakana kadar.

Bir gün önce, üniversiteden arkadaşım Ayşe’yi aramıştım. Kendisi Konut Politikaları Dairesi’nde çalışıyordu. Garın yakınındaki kalabalık bir kafede, acı bir sade kahvenin başında bana sistemdeki kayıtları açtı. Ekranda gördüğüm şey, bir haftadır ilk kez yüzümde gerçek bir gülümseme belirmesine yetti.

Resmî kayıtlarda işsiz görünen Murat, “Genç Aile” adlı il destek programına başvurmuştu. Sözde kira yardımı alacaktı. Bu ödemenin yapılabilmesi için temel şartlardan biri, kişi başına en az on sekiz metrekare düşen bir konut kullanım sözleşmesinin bulunmasıydı. Ve bu akıl küpü, başvuru dosyasına benim adıma düzenlenmiş sahte sözleşmeyi koymuştu.

Bu noktadan sonra mesele artık yalnızca aile içi bir rezalet olmaktan çıkıyordu. Devletten haksız ödeme almak için sahte evrak kullanmak, doğrudan dolandırıcılığa girerdi. Kamu parasına el uzatmanın şakası olmazdı; adalet böyle işlerin üstünü kolay kolay örtmezdi.

Ayşe de bunu doğruladı. Murat adına yardım bağlanmasına ilişkin onay yazısı imzalanmıştı; ilk ödeme olan 42.000 ₺, cuma günü kartına aktarılacaktı.

Daire binasından çıkarken yüzüme keskin, ıslak bir rüzgâr çarptı. Başımı kaldırıp gri gökyüzüne baktım.

— Bakalım, sevgili akrabalar, — diye fısıldadım. — Bu defa oyun benim kurallarımla oynanacak.

Cuma akşamı kapıyı kendi anahtarımla açtım. Bu kez sürgü çekilmemişti; belli ki paket yemek bekliyorlardı.

Arkamda üç kişi vardı: yüzü asık mahalle polisi komiseri Kara, koyu mavi üniformasıyla Nüfus Müdürlüğü’nden gelen görevli ve kolunun altında ağır bir deri dosya taşıyan Konut Dairesi temsilcisi.

Mutfaktan Elif’in çınlayan kahkahasıyla tabak çanak sesleri geliyordu. Kutlama yaptıkları belliydi. Masanın üzerinde kaşarlı pide kutusu, yanında da büyük bir ayran şişesi duruyordu. Murat ise benim koltuğuma kurulmuş, ev sahibi edasıyla ayaklarını yan sandalyeye uzatmıştı.

— Aaa, Zeynep gelmiş! — Elif abartılı bir sevinçle ellerini çırptı; fakat arkamdaki üniformalıları görünce yüzündeki ifade dondu. Elindeki pide diliminden uzayan peynir, kirli bir ip gibi havada asılı kaldı.

Komiser Kara bir adım öne çıktı; iri gövdesiyle mutfağın girişini neredeyse kapattı.

— Murat Yılmaz siz misiniz? Belgelerinizi görebilir miyim?

Murat yerinden kalkmaya davrandı, ama dizlerinin titrediği uzaktan bile anlaşılıyordu.

— Sorun ne ki? — dedi, sesini toparlamaya çalışarak. — Biz burada kayıtlıyız, her şey yasal…

— Kayıtlıydınız, — diye araya girdi Nüfus Müdürlüğü’nden gelen kadın.

Şükrüye'nin Penceresinden