“Artık şu müdirecilik oyununu bırak, Ayşe!” dedi Fatma ve bilgisayarı masadan kaptığı gibi havaya kaldırıp yere fırlattı

Hikâyeler
Bu kibirli hareket utanç verici ve iğrenç.

Mehmet eskiden bütün bunlara “gereksiz kâğıt işi” derdi. O gün ise küçümsediği o düzen, karşısına örülmüş sağlam bir duvar gibi dikildi.

Büyük toplantı odasında beş kişi vardı.

Ben. Ahmet. Elif. Azınlık yatırımcımız Hasan. Bir de bilgi güvenliğinden sorumlu Murat.

Mehmet başta içeri girmeyi reddetti.

Sonra fikrini değiştirdi; kapıyı sertçe itip içeri girdi. Sandalyesini masadan biraz uzağa çekti, sanki bu masanın parçası olmadığını herkese özellikle göstermek ister gibiydi. Fatma koridorda kalmıştı. Elif’in sözünü ikinci kez kesmeye kalkınca, kendisinden dışarıda beklemesi rica edilmişti.

Ben masanın üzerindeki dosyaya dokundum.

“Gündem belli,” dedim. “Başlıyoruz.”

Mehmet alaycı bir ses çıkardı.

“Ayşe aile mahkemesi kurmaya karar vermiş.”

Elif hiç sesini yükseltmeden düzeltti:

“Bu bir şirket toplantısı. Aileye dair yorumlar tutanağa girmeyecek.”

Hasan önündeki çıktılardan başını kaldırdı.

“Mehmet, anneniz adına verilen misafir erişimini sizin düzenlediğinizi doğru mu anlıyorum?”

“Evet. Ne olmuş?”

“Toplantı odasının kapalı alan olduğunu biliyor muydunuz?”

“O benim annem.”

Ahmet araya girdi.

“Bu, sorunun cevabı değil.”

Mehmet gözlerini bana çevirdi.

“Herkes birden cesaretlenmiş.”

Cevap vermedim.

Elif ekrana kısa bir görüntü kaydı yansıttı. Gereksiz hiçbir ayrıntı yoktu. Sadece koridordaki geçiş, toplantı odasına giriş, Fatma’nın elinin hareketi, bilgisayarın yere düşmesi. Ardından görüntü durduruldu.

Elif sakin bir tonla konuştu:

“Şirket malına zarar verildiği kayıt altına alınmıştır. Misafir erişimi Mehmet tarafından oluşturulmuştur. Ayşe Yılmaz adına düzenlenmiş eski yönetici kartı, saat dokuz elli ikide kapalı alana giriş için kullanılmıştır. Erişim kayıtlarına göre bu kartın çoktan teslim edilip iptal edilmesi gerekiyordu.”

Murat dosyasından bir sayfa çıkardı.

“Saat on sıfır dörtte Mehmet’in kullanıcı hesabı üzerinden kod depoları listesini dışa aktarma talebi yapılmış. Yetki seviyesi yetersiz olduğu için sistem isteği reddetmiş. Fatma’nın toplantı odasına girmesinden bir dakika önce de patent başvurularına ait materyallerin bulunduğu bölüme erişmeye çalışılmış.”

Mehmet bir anda dikleşti.

“Bu iş erişimi. Ben genel müdür yardımcısıyım.”

Murat’ın sesi değişmedi.

“Genel müdür yardımcısı olmak, yetki katmanlarını aşma hakkı vermez.”

“Sen de mi şimdi bana karşısın?”

“Ben güvenlik sınırından yanayım.”

Mehmet dudaklarını sıktı.

Önümdeki klasörü açtım. İçinde iki bin yirmi üç yılının mart ayında imzalanmış şirket sözleşmesi ve opsiyon anlaşması vardı.

İkisini de Mehmet kendi eliyle imzalamıştı. Üstelik gülümseyerek. O zamanlar bunun yalnızca bir formalite olduğunu söylüyordu. “Ortak” diye anılmayı çok istiyor, ama şirkete para koymayı istemiyordu. Ben de açık, ölçülebilir bir yol önermiştim: beş yıl çalışma süresinin tamamlanması ve şirkete karşı kusurlu bir davranışta bulunulmaması şartıyla, opsiyon paketi üzerinden ileride pay edinme hakkı.

O yüzde on sekizlik hakkı hep “benim payım” diye anlatmıştı. Toplantılarda bununla övünmüş, ekibime “Ayşe bir gün yorulacak, o zaman her şeyi ben devralacağım” demişti. Bunu bir kereden fazla duymuştum.

Ve gereğinden uzun süre susmuştum.

Elif, önündeki metne bakarak konuştu:

“Mehmet, opsiyon sözleşmesinin yedi nokta iki maddesi. Kötü niyetli katılımcı hâlinin doğması. Şirket varlığına kasıtlı zarar verilmesi veya buna yardımcı olunması. Erişim düzeninin ihlali. Kapalı materyallere yetkisiz biçimde ulaşmaya teşebbüs edilmesi. Sonuç: opsiyon kabul hakkının sona ermesi ve gelecekteki paya bağlı ödenmemiş tüm primlerin sıfırlanması.”

Mehmet sözü keser gibi omuz silkti.

“Bunlar kâğıt parçası.”

“Altındaki imza senin,” dedim.

Bana baktı.

O sabah yüzünde ilk kez gerçek bir şaşkınlık belirdi. Pişmanlık değildi bu. Sadece hesabının tutmadığını fark eden birinin donukluğu.

“Bunu yapamazsın,” dedi, sesi bu kez daha alçaktı.

“Ben yapmıyorum. Sözleşme yapıyor. Yönetim kurulu da bunu uyguluyor.”

“Bunu özellikle hazırlamışsın.”

“Ben şirketi büyümeye hazırladım. Sense bütün bunların beni içine kapatacak bir kafes olduğunu sandın.”

Hasan kaleminin ucuyla masaya hafifçe vurdu.

“Tutanak açısından netleştireyim. Burada, tescilli bir payın şirket sermayesinden alınması söz konusu değil. Mehmet’in opsiyon hakkının ve ortaklık programındaki yönetsel katılımının sona erdirilmesinden bahsediyoruz. Doğru mu?”

Elif başını salladı.

“Doğru. Mehmet’in şirket sermayesinde tescil edilmiş bir payı bulunmuyor. Şartlar yerine getirildiği takdirde ileride pay edinme hakkı vardı. Bu şartlar ihlal edilmiştir.”

Mehmet sandalyesini geriye iterek ayağa kalktı.

“Yani yıllarca bana ortak deyip şimdi hiç kimse olmadığımı mı söylüyorsun?”

Klasörü kapattım.

“Yıllarca sana ortak olma şansı verdim. Sen anneni kapalı alana soktun, benim eski kartımı onun kullanımına verdin, şirket ekipmanının zarar görmesine izin verdin ve bunu baskı aracı olarak kullanmaya çalıştın. Bunun adı ortaklık değil.”

“Annem sadece sinirlendi!”

“Tutanağa şu geçecek: şirket dışından bir kişi şirket malına zarar verdi. Genel müdür yardımcısı erişimi sağladı ve olayı engellemedi.”

“Bana eş rolü kesme. Bu firmayı bensiz ayakta tutamazsın.”

Ahmet başını kaldırdı.

“Ben burada on iki yıldır çalışıyorum. Bu şirketi ayakta tutan Ayşe Yılmaz’dır. Aile içi sözler değil.”

Mehmet ona döndü.

“Hain.”

Ahmet’in cevabı kısa oldu.

“Çalışan.”

Oylamaya geçilmesini istedim.

Birinci madde: Mehmet’in tüm iç sistemlere erişiminin, hizmet içi soruşturma tamamlanıncaya kadar engellenmesi.

İkinci madde: Mehmet’in genel müdür yardımcılığı görevinden bugünden itibaren uzaklaştırılması.

Üçüncü madde: opsiyon sözleşmesi kapsamında kötü niyetli katılımcı hâlinin gerçekleştiğinin kabul edilmesi.

Dördüncü madde: yüzde on sekizlik opsiyon paketini edinme hakkının sona erdirilmesi.

Beşinci madde: şirkete verilen zararın tazmini için resmî talep gönderilmesi.

Altıncı madde: olayla ilgili tüm kayıt ve belgelerin, sonraki işlemler için dış hukuk danışmanına teslim edilmesi.

Maddeler tek tek oylandı.

Kabul. Kabul. Kabul. Kabul.

Mehmet hiç konuşmadı. Sadece ellerime bakıyordu. Görünüşe göre birinin geri adım atmasını bekliyordu.

Şükrüye'nin Penceresinden