Gariptir ki bu kesinlik, üç yıl boyunca süren belirsizlikten daha hafif gelmişti ona.
— Anlıyorum, — dedi Elif sakin bir sesle. — Emre, annenin yanına git.
Emre kaşlarını çattı.
— Ne dedin?
— Ciddiyim. Git. Eşyalarını yarın, kafan durulunca toplarsın. Anahtarları komşuya bırakırım.
Emre, sanki Elif birazdan gülüp söylediklerini geri alacakmış gibi yüzüne baktı. Ama Elif ne güldü ne de geri adım attı.
— Ne yaptığının farkında değilsin, — dedi Emre alçak sesle.
— Gayet farkındayım.
Koridordan Fatma’nın zafer kazanmış gibi yükselen sesi duyuldu. Zaten başından beri böyle olacağını bildiğini, bu kadında ne akıl ne de yürek bulunduğunu söylüyordu. Mert de araya girip onu onaylayan bir şeyler mırıldandı. Emre bir dakika kadar daha kapının yanında dikildi; sonra montunu aldı ve çıktı.
Elif kapıyı kapattı. Yeni kilidin tok sesi evin içinde kısa ve kesin bir çizgi gibi yankılandı.
Mutfağa geçti, çaydanlığa su koydu, pencerenin yanındaki sandalyeye oturdu. Camın ötesinde akşam çoktan çökmüştü.
Emre eşyalarını iki gün sonra aldı. Sabah saatlerinde gelmişti; Elif o sırada işteydi. Kıyafetlerini, dizüstü bilgisayarını, birkaç evrakını toplamıştı. Elif’in komşuya bıraktığı yeni anahtarları ise mutfak masasının üzerinde bırakmıştı. Yanlarında kısa bir not vardı: Düşünmek için zamana ihtiyacı olduğunu yazmıştı.
Elif notu okudu. Kâğıdı ikiye katladı ve çekmeceye koydu.
Onun da zamanı vardı. Üstelik artık düşünüyordu; telaşsız, gözyaşı dökmeden, insanın uzun süre ertelediği bir kararı nihayet verdiğinde içine yerleşen o berrak akılla.
Bir hafta sonra bir avukata gitti. Acele ettiği için değil; sadece neyin nasıl işleyeceğini bilmek istiyordu. Avukat, yaşı ilerlemiş, sırtını dimdik tutan, sözü dolandırmayı sevmeyen bir kadındı. Elif durumu baştan sona anlattı. Kadın dikkatle dinledi, önündeki kâğıda birkaç not aldı; ardından peşinatla ilgili belgelerin ve konut kredisi ödeme dökümünün bulunup bulunmadığını sordu.
Belgeler vardı. Elif hiçbir şeyi atmamıştı: banka ekstreleri, makbuzlar, satış sözleşmesi, bankadan alınmış yazılar… İnşaat şirketinde dört yıl boyunca hesap kitap tutarak çalışmış olması boşa gitmemişti.
Avukat bütün dosyayı tek tek inceledi. Sonra başını kaldırıp kısa ve net konuştu:
— Eliniz güçlü.
Bundan sonrası kendi akışında ilerledi. Yavaş yavaş; mahkeme dilekçeleriyle, bilirkişi incelemeleriyle, Emre’nin meseleyi kendi şartlarına göre “tatlılıkla” kapatma girişimleriyle… Elif görüşmelere gitti, dinledi, gerektiği kadar cevap verdi. Ne sesini yükseltti ne de uzun açıklamalara ihtiyaç duydu.
Bir defasında Fatma telefon açtı. Elif’in bir gün pişman olacağını, yapılan hiçbir şeyin insanın yanına kalmayacağını söyledi. Elif, “Görüşünüzü not ederim,” diye karşılık verdi ve nazikçe telefonu kapattı.
Dava üç ay sürdü. Elif, mahkemeye eksiksiz bir dosya sundu: tapu devrine ilişkin sözleşmeler, kişisel birikimlerinin kaynağını gösteren belgeler, konut kredisi ödemelerinin geçmişi… Bu kayıtlar, taksitlerin ve katkıların büyük bölümünün onun tarafından karşılandığını açıkça ortaya koyuyordu. Emre pay oranlarına itiraz etmeye çalıştı; fakat avukatının elinde kullanabileceği malzeme sınırlıydı.
Mahkeme kararıyla dairenin üçte ikisi Elif adına tescillendi. Emre’ye ise gerçekten yaptığı katkıyla orantılı bir para ödenmesine hükmedildi. Fatma hiçbir şey alamadı; çünkü o daire üzerinde zaten hiçbir zaman hakkı olmamıştı. Sadece daha önce kimse ona bunu açıkça hatırlatma zahmetine girmemişti.
Elif kararı sıradan bir iş gününde, öğle arasında öğrendi. Avukatından gelen mesajı okudu, telefonun ekranını kapattı ve önündeki çorbayı bitirdi.
Bütün işlemler tamamlandıktan bir ay sonra, salonundaki kauçuk çiçeği için yeni bir saksı aldı. Büyük, seramik, kiremit rengi bir saksıydı bu. Bitkiyi dikkatlice eski kabından çıkardı, köklerine zarar vermemeye çalışarak yeni toprağına yerleştirdi. Sonra yine pencerenin yanındaki yerine koydu.
İlk günlerde kauçuk çiçeği biraz boynunu büktü; saksısı değişen bitkilerde sık görülen o kısa sersemlik hâliydi. Fakat birkaç gün sonra toparlandı. Yaprakları yeniden dirildi, gövdesi kendini dikleştirdi, dalları usul usul ışığa doğru uzandı.
Elif sabahları elinde kahvesiyle onun karşısında duruyor, yapraklarına düşen gün ışığını seyrediyordu. İçinden, belki de bu bitkinin çoktandır daha geniş bir yere ihtiyacı vardı, diye geçiriyordu.
Sadece bugüne kadar kimse onu yeni bir saksıya almamıştı.
