Gözlerinin önünden bir anda her şey geçti: yüzüne doğru fırlatılan anahtarlar, sosyal medyada herkesin göreceği şekilde yazılan o aşağılayıcı paylaşım, telefonda Emine’nin alay dolu kahkahası…
Sesi bu kez titremedi.
— Hazırım.
Aslı ağır ağır başını salladı.
— Öyleyse başlıyoruz. Bugün dolandırıcılık suçundan karakola verilecek dilekçeyi hazırlıyorum. Yarın da birlikte gidip teslim edeceğiz.
Öğle saatleri geçerken bürodan çıktılar. Yağmur dinmişti; bulutların arasından keskin ve solgun bir ekim güneşi sızıyordu. Zeynep, babasının yanında yürürken içinde bir şeyin yer değiştirdiğini hissediyordu. Korku hâlâ oradaydı belki ama artık en önde o durmuyordu. Onun yerini, soğuk ve sert bir kararlılık almaya başlamıştı.
Aynı akşam Zeynep evde oturmuş evrakları ayıklarken kapı zili yeniden çaldı. Yavaşça kalktı, kapıya yaklaşıp dürbünden baktı. Karşısında Murat’ın gerginlikten çarpılmış yüzünü gördü.
Kapıyı açtı.
Murat eşikte duruyordu. Saçları dağınıktı, gözlerinin altında koyu halkalar belirmişti. Sanki merdivenleri koşarak çıkmış gibi kesik kesik nefes alıyordu.
— Sen gerçekten avukata mı gittin? — diye daha içeri adım atmadan patladı.
Zeynep kapı aralığında dimdik durdu.
— Bundan sana ne?
— Bana ne mi? — Murat bir adım öne atıldı, fakat Zeynep geri çekilmedi. — Bana haber geldi, kredi geçmişini sorgulatmışsın! Ne yaptığının farkında mısın sen? Annemi hapse mi attırmak istiyorsun?
— Ben üzerime neden benim almadığım krediler çıkarıldığını öğrenmek istiyorum. Bir de bunu yapanlar varsa, kanun önünde hesap vermelerini istiyorum.
Murat olduğu yerde dondu. Dudaklarının rengi kaçtı.
— Hiçbir şeyi ispatlayamazsın. Duyuyor musun? Hiçbir şeyi. Annem hasta. Tansiyonu var, kalbi var. Ona bir şey olursa bunun vebali senin boynuna kalır. Bunu anlıyor musun? Bir an olsun düşündün mü, hastaneye kaldırılırsa ne olur diye? Ya daha kötüsü olursa? Bununla yaşamaya hazır mısın?
Zeynep’in yüzünde en ufak bir kıpırtı olmadı.
— Annenin sağlığından da kendi yaptıklarından da önce kendisi sorumlu. Sen de öyle.
Murat ona sanki hayatında ilk defa görüyormuş gibi baktı.
— Sen değişmişsin. Eskiden böyle değildin.
— Eskiden korkuyordum. Şimdi kaybedecek bir şeyim kalmadı.
Murat birkaç saniye daha karşısında durdu, sonra dişlerini sıkarak arkasını döndü ve asansöre doğru yürüdü. Zeynep kapıyı kapattıktan sonra sırtını kapıya yasladı. İçinden büyük bir fırtına geçmişti ama bu kez yıkılmamıştı.
Ertesi sabah saat dokuzda telefonu çaldı. Arayan Aslı’ydı.
— Zeynep Hanım, karakola verilecek dilekçe hazır. Bir saat içinde sizi alırım. Başvuruyu beraber yapalım.
Zeynep sade, ciddi bir etekle beyaz bir bluz giydi. Saçlarını ensesinde topladı, dosyasını çantasına koydu ve evden çıktı. Apartmanın önünde Aslı onu bekliyordu. Arabasının yanında durmuş, telefonla kısa ve net cümlelerle konuşuyordu. Zeynep’i görünce başıyla selam verdi, ardından görüşmeyi bitirdi.
— Yeni bir bilgi var, — dedi arabaya doğru yürürlerken. — Kredilerden birinin ayrıntısına ulaştım. Şu yaklaşık on dört bin liralık olan. Paranın kimin hesabına geçtiğini tahmin edin.
Zeynep’in içi buz kesti.
— Emine’nin mi?
— Aynen öyle. Sözleşme düzenlendikten bir gün sonra tutar onun hesabına aktarılmış. Bu doğrudan delil niteliğinde. İzlerini silmeyi bile akıl edememişler. Yani elimizdeki dosya artık oldukça güçlü. Hadi gidelim.
Arabaya bindiler ve apartman önünden ayrıldılar. Karakol her zamanki gibi kalabalık ve hareketliydi. Koridorda bekleyenler, masa başında evrak dolduranlar, telaşlı sesler… Aslı hiç tereddüt etmeden doğru odaya yöneldi. Nöbetçi memura selam verip dosyayı masanın üzerine bıraktı.
— Dolandırıcılık suçuna ilişkin şikâyet dilekçesi. Türk Ceza Kanunu’nun ilgili maddeleri kapsamında değerlendirilmesini talep ediyoruz. Delillerin tamamı eklerde mevcut.
Memur dilekçeyi aldı, kayıt işlemini yaptı, evrakın üzerine mühür vurdu ve başvuru kayıt belgesini uzattı. Zeynep küçük kâğıdı eline aldı, üzerindeki numaraya baktı. O ana kadar her şey hazırlık gibiydi. O numarayı görünce mesele artık geri dönülmez biçimde gerçek oldu.
Karakoldan çıktıklarında Zeynep’in telefonu çaldı. Numara gizliydi. Kısa bir tereddütten sonra cevap verdi.
Hoparlörden Emine’nin sesi yükseldi. Bu kez kahkaha yoktu. Sesi kuru, sert ve zehir gibiydi.
— Demek karakola gittin ha? Peki. Sen bilirsin. Bunun hesabını daha vereceksin. Benim de tanıdıklarım var. Sana gününü göstermezsem adım Emine değil.
Zeynep tek kelime etmedi. Aramayı kapattı, telefonu sakin bir hareketle çantasına koydu.
Aslı yüzüne dikkatle baktı.
— Kimdi?
— Kayınvalidem. Tehdit ediyor.
Aslı’nın bakışlarında şaşkınlık yoktu.
— Buna kendinizi hazırlayın. Bu daha başlangıç. Sizin korkmadığınızı anladıkça tehditleri artıracaklar. Sonra da anlaşma teklif etmeye başlayacaklar. İşte asıl o zaman geri adım atmamak gerekiyor.
Zeynep başını salladı.
Büroya dönmek üzere yola çıkmışlardı ki telefonu yeniden çaldı. Bu kez arayan annesiydi. Zeynep hemen açtı.
— Kızım, neredesin? — Fatma’nın sesi telaşla titriyordu.
— Avukatla birlikteyim anne. Ne oldu?
— Az önce Emine geldi. Kendi başına. Apartmanın önündeki banka oturdu, kalkmıyor. “Zeynep karakoldaki şikâyetini geri çekene kadar buradan gitmeyeceğim,” diyor. Bir de kalbinin sıkıştığını söylüyor. “Ölürsem Zeynep’in yüzünden olacak,” diye bağırıp duruyor. Komşular da toplandı, herkes bakıyor.
Zeynep telefonu öyle sıkı kavradı ki parmaklarının eklemleri beyazladı.
— Anne, kapıyı kilitle ve dışarı çıkma. Hemen geliyorum.
Zeynep ile Aslı, anne babasının oturduğu apartmanın önüne vardıklarında girişte küçük bir kalabalık oluşmuştu bile. Yan apartmandaki banklardan kalkan yaşlı kadınlar, bebek arabasıyla duran genç bir anne, karşı bloktan iki adam… Herkes gözlerini Emine’nin oturduğu banka dikmişti.
Emine boynuna gri, kalın bir şal dolamış, gözlerine koyu renk bir gözlük takmıştı. Sol eliyle göğsünü tutuyor, yüzüne acı çeken bir insan ifadesi vermeye çalışıyordu. Görünüşü o kadar abartılıydı ki gerçek bir rahatsızlıktan çok sahneye konmuş bir oyun gibiydi. Yanında açık bir çanta duruyor, içinden bir su şişesiyle ilaç kutuları görünüyordu.
Zeynep arabadan iner inmez Emine başını kaldırdı. Sesini özellikle yükseltti ki herkes duysun.
— İşte geldi! Bakın işte, geldi! Görün insanlar, görün! Öz gelinim olacak kişi! Hasta kadının arabasını elinden aldı, şimdi de karakola şikâyet etti. Beni hapse attırmak istiyor. Orada öleyim diye uğraşıyor. Peki benim suçum ne? Doktora gidip gelmem mi?
Kalabalıktan uğultulu sesler yükseldi. Zeynep konuşmak için ağzını açacaktı ki Aslı hafifçe koluna dokundu ve bir adım öne çıktı.
Sesi açık, tok ve duyulacak kadar yüksekti.
— Emine Hanım, ben Zeynep Hanım’ın avukatıyım. Şu anda yaptığınız şeyin adı iftiradır. Türk Ceza Kanunu’nda bunun karşılığı vardır. Bir kişinin onurunu ve saygınlığını zedeleyecek, gerçeğe aykırı sözleri kalabalık içinde yaymanın hukuki sonucu olur. Bunu bilmenizi isterim.
Emine bir an afalladı. Sanki boğazına bir şey takılmış gibi sustu. Ama toparlanması uzun sürmedi.
— Bana kanun maddesi mi okuyorsunuz? Ben hasta bir kadınım! Kalbim var benim. Şimdi ambulans gelir, beni alır götürür. Bunun hesabını sen vereceksin Zeynep! Sen de vereceksin avukat hanım! Hepsini kayda alacağım!
Aslı çantasından telefonunu çıkarıp ekranı gösterdi.
— Alabilirsiniz. Ben zaten sizin söylediklerinizi kaydediyorum. Bu sözlerin tamamı dosyaya eklenecek. Üstelik burada tanıklar da var. Komşularınız az önce ne söylediğinizi gayet net duydu.
Emine’nin çenesi kasıldı. Dişlerini sıktı, fakat bu kez hemen cevap veremedi.
O sırada bütün bu olanları apartman girişinden izleyen Hasan aşağı indi. Bankın birkaç adım önünde durdu. Bağırmadı ama sesi herkesin duyacağı kadar gürdü.
— Emine Hanım, buradan ayrılmanızı istiyorum. Burası apartmanın ortak alanı. Eşim burada oturuyor, komşularımız burada yaşıyor. Beş dakika içinde gitmezseniz polisi ben çağıracağım. Araba ile ilgili evraklar da elimizde, kızımın adına sizin ve oğlunuzun düzenlettiği kredilerle ilgili belgeler de. Devam etmek isterseniz edin; ama o zaman bu mesele burada değil, karakolda sürer.
Kalabalığın içinde bir hareketlenme oldu. Yaşlı kadınlar birbirlerine baktı. Karşı apartmandan gelen adamlardan biri yüksek sesle söylendi:
— Yani kredileri gelinin üstüne mi yıkmış? Vay be, işin rengi başka çıktı.
Aslı sakin ama net bir sesle ekledi:
— Üç ayrı kredi söz konusu. Üçü de Zeynep Hanım’ın bilgisi ve rızası dışında düzenlenmiş. Paraların bir kısmı tatil, bir kısmı elektronik eşya ve bilgisayar için kullanılmış. Soruşturma başladı.
Kalabalığın fısıltısı değişti. Az önce Emine’ye acıyarak bakan gözler şimdi şüpheyle bakıyordu. Bebek arabalı kadın sessizce arkasını döndü ve uzaklaştı. Yaşlı kadınlardan biri dudaklarını büzüp başını iki yana salladı.
Emine, seyircisini kaybettiğini anlamıştı. Birden çantasını kaptı, banktan hışımla kalktı. Dişlerinin arasından tısladı:
— Hiçbir şey bitmedi. Haklı olan benim. Kiminle uğraştığınızı daha anlayacaksınız.
Sonra hızlı adımlarla, neredeyse koşar gibi avludan çıktı. On adım kadar uzaklaştıktan sonra koyu renk gözlüğünü de çıkarıp çantasına attı.
Hasan onun arkasından bir süre baktı, sonra kızına döndü.
— Tamam, içeri geçin. Annen çok korktu.
Fatma onları antrede bekliyordu. Yüzü bembeyaz kesilmişti, elleri hâlâ titriyordu.
— Gitti mi?
Hasan kapıyı kapatırken cevap verdi:
— Gitti. Merak etme, kolay kolay geri dönmez. Her şeyi kaydettik.
Eşinin koluna girip onu sandalyeye oturttu, sonra mutfaktan bir bardak su getirdi. Aslı ise vakit kaybetmeden mutfağa geçti, bilgisayarını açtı ve dilekçeye eklenecek yeni beyanları yazmaya başladı.
— Bugünkü olay da dosyaya girecek, — dedi klavyeye bakarak. — Tehdit, iftira, baskı kurma girişimi… Mahkemeler bu tür davranışları hiç iyi karşılamaz. Emine Hanım yarın öbür gün “Ben hasta bir kadınım” dediğinde bizim elimizde bugünkü gösterisinin hem ses kaydı hem de görüntüsü olacak.
Ertesi sabah Aslı, Zeynep’i erkenden aradı. Sesinde ilk kez belirgin bir rahatlama vardı.
— Zeynep Hanım, haber var. Savcılık talimatıyla dolandırıcılık kapsamında soruşturma genişletildi. Karakol işlemleri de ilerledi. Bugün öğleden sonra Emine Hanım’ın evinde arama yapılacak.
Zeynep yatağın kenarına oturdu. “Soruşturma” kelimesi odanın içinde ağır bir taş gibi yankılandı. Ama bu ağırlık artık onun göğsüne değil, Murat’la Emine’nin üzerine çöküyordu.
— Murat’a ne olacak?
— O da ifadeye çağrılacak. Dosyada suça iştirak eden kişi olarak görünüyor. İmza incelemesi sahteciliği doğrularsa ikisinin de sorumluluğu doğar.
Zeynep o gün işe gitti, fakat aklı hiçbir şeye yerleşmedi. Önündeki yazılara bakıyor, satırları okuyamıyordu. Saat üç civarında Aslı’dan mesaj geldi:
“Arama tamamlandı. Bilgisayar, bazı evraklar ve banka kartları alındı. Emine Hanım banyoya kapanmaya çalışmış. İşe yaramamış.”
Zeynep mesajı defalarca okudu. İçinde sevinç değil, tuhaf bir boşluk vardı. Bunca zamandır başına gelenlerin yalnızca kendi zihninde büyüttüğü bir kâbus olmadığını devletin kayıtları, mühürleri ve tutanakları artık kabul ediyordu.
Bir saat sonra Murat aradı. Sesi kırık, telaşlı ve yalvarır gibiydi.
— Zeynep… Zeynepçiğim… Sen ne yaptın böyle? Eve geldiler. Annemi neredeyse hastaneye götüreceklerdi. Tansiyonu iki yüze çıktı. Yatıyor, kalkamıyor. Onu öldürdüğünü anlıyor musun?
Zeynep gözlerini kapattı, kısa bir nefes aldı.
— Ben onun sağlığı hakkında şikâyette bulunmadım. Dolandırıcılık için başvurdum. İkisi aynı şey değil.
— Ne dolandırıcılığı ya! Biraz para aldık işte. Harcadık. Aileyiz biz! Geri ödeyecektik. Hepsini ödeyecektik, vallahi ödeyecektik. Sadece fırsat olmadı!
Zeynep’in sesi bu kez daha sert çıktı.
— Bir buçuk yılın vardı Murat. Geri ödemedin. Kendine bilgisayar aldın, bana “iş yerinden prim verdiler” dedin. O sırada ben markette en ucuzunu seçiyor, işe otobüsle gidip geliyordum. Hatırlıyor musun? Bir kez olsun “Yol paran var mı, bir şeye ihtiyacın var mı?” diye sordun mu?
Telefonun öbür ucunda uzun bir sessizlik oldu.
— Ben bilmiyordum, — dedi Murat sonunda. — Senin her şeyin var sanıyordum.
— Hiçbir şeyim yoktu Murat. Sen sadece görmek istemedin.
Murat sustu. Zeynep onun sık ve ağır nefeslerini duyuyordu.
— Şikâyeti geri çekemez misin? Ne olur. Her şeyi ödeyeceğim. Hepimiz ödeyeceğiz. Yeter ki vazgeç.
— Hayır. Bu artık yalnızca benim iki cümleyle geri alabileceğim bir mesele değil. Soruşturma başladı. İstesem de öylece kapanmaz.
— O zaman ne olacağını bilmiyorum.
Bunu söyledikten sonra telefonu kapattı.
Aynı akşam Zeynep anne babasının evindeydi. Hasan çaydanlığı ocağa koymuş, pencerenin önünde sessizce durmuştu.
