Fatma şapkasının geniş kenarını eliyle düzeltip çenesini kaldırdı.
— Ben sana demedim mi Mehmet, onsuz gitmek lazımdı. Tatil hakkını seneye bırakırdık, biz de rahat rahat dinlenirdik. Şu dizlerim, belim biraz güneş görürdü hiç olmazsa.
— Anne, yeter artık.
Mehmet yüzünü buruşturdu; sesi sabrının inceldiğini belli ediyordu.
— Zaten zar zor ayarladık her şeyi.
Tam o sırada kalabalığın içinde tanıdık bir mont görünüp kayboldu. Ayşe, insan selini yara yara onlara doğru geliyordu. Adımları kararlı, yüzü sakindi. Yanında da Can vardı; küçük bacaklarını hızlı hızlı oynatıyor, arkasından penguen biçimindeki çocuk valizini sürükleyerek annesine yetişmeye çalışıyordu.
Mehmet bir an ne diyeceğini bilemedi. Yüzüne yerleşmiş yapay gülümseme olduğu yerde donup kaldı.
— Ayşe? Bu çocuk burada ne arıyor?
Ayşe kocasının bir metre kadar önünde durdu. Ne bağırıyordu ne de ağlamaklıydı; aksine, insanı daha da tedirgin eden ölçülü bir hâli vardı.
— Ne arayacak? Denize gidiyor.
Mehmet telaşla kırk iki numaralı kontuarın önündeki sıraya baktı. Birkaç kişi başını çevirip onları dinlemeye başlamıştı bile.
— Ayşe, sen aklını mı kaçırdın?
Karısına bir adım yaklaştı, sesini öyle kıstı ki kelimeleri neredeyse dişlerinin arasından ıslık gibi çıktı.
— Dün gece konuştuk ya bunu! Onun adına bilet yok! Sana anlattım; annemi eklettik listeye! Böyle olursa bizi uçağa almazlar!
Fatma, gelinine doğru bir adım atıp bütün heybetiyle üzerine yürüdü.
— Ayşeciğim, bu kadarı da fazla artık. Çocuğun aklıyla niye oynuyorsun? Havalimanına kadar getirip şimdi geri mi çevireceksin? Ver kimlikleri Mehmet’e, çocuğu da taksiyle eve yolla gitsin!
Can korkuyla annesinin bacağına sokuldu.
— Ben taksiyle hiçbir yere gitmem.
Ayşe oğlunun elini daha sıkı kavradı.
— Hanımefendi, bize bakabilir misiniz?
Mehmet daha fazla dayanamadı; sırt çantalı bir adamı omzuyla hafifçe iterek kayıt kontuarına doğru atıldı.
— Rezervasyonumuza bakar mısınız? Mehmet Yılmaz, Ayşe Yılmaz ve Fatma Yılmaz adına olacak!
Havayolu görevlisi, boynundaki kurumsal fuların ucunu düzelttikten sonra ifadesiz bir yüzle klavyeye eğildi. Parmakları birkaç saniye tuşların üzerinde gezindi.
— Evet, görüyorum. Üç yolcu. Kimliklerinizi alabilir miyim?
Mehmet zafer kazanmış gibi başını çevirip Ayşe’ye baktı.
— Duydun mu? Üç yolcu! Ayşe, kendini de bizi de rezil etme. Ver evrakları, sırayı bekletiyoruz.
— Haklısın Mehmet.
Ayşe cebinden kendi kimliğini çıkardı.
— Üç yolcu.
Sonra yarım adım geri çekildi.
— Ama ben sizinle uçmuyorum.
Mehmet, uzattığı eli havada kalmış hâlde taş kesildi.
— Ne demek uçmuyorsun?
— Bildiğin anlamda.
Ayşe sırt çantasının fermuarını açtı, içinden iki adet basılmış uçuş belgesi çıkardı.
— Üç hafta önce dizüstü bilgisayarına bakmam ne iyi olmuş. Sen kendince sürpriz hazırlarken ben de boş durmadım. Ortak birikim hesabımızdan yalnızca kendi payıma düşeni çektim. Üstüne de izin paramı ekledim. İkimize tam yetti.
Kâğıtları havada hafifçe salladı.
— Can’la ben başka bir tatil beldesine gidiyoruz. Üç numaralı terminalden kalkıyor uçağımız. Bizim sefere daha iki saat var.
Bu sözler Fatma’nın üzerine buz gibi çöktü.
