“Ne var bunda? İnsan kendi kocasına bir tas çorbayı çok mu görür?” dedi Elif, Ayşe’nin içinde o anda bir şey kapandı

Hikâyeler
Bu haksızlık, tarifsiz bir öfke ve yalnızlık doğurdu.

Sepetine alabalık, dana antrikot, çiftlik lor peyniri, kaliteli peynir çeşitleri ve taze meyveler ekledi. Siparişin toplamı yaklaşık 5.250 ₺ tuttu.

Gelen her şeyi tek tek yerleştirdi; paketleri açtı, kapları düzeltti, bozulacak olanları özenle ayırdı. Yeni aldığı küçük buzdolabının rafları kısa sürede yalnızca ona ait yiyeceklerle doldu. Cihaz, yatak odasında, yatağının hemen yanında usul usul çalışıyordu.

Mutfaktaki büyük buzdolabı ise artık bomboştu. Fişi çekilmiş, kapağı dışarıdan asma kilitle tutturulmuş halde öylece duruyordu.

Ayşe duşa girdi. Sonra yüzüne bakım maskesi sürdü. Ardından kendine kahve hazırladı.

Kupasını alıp mutfakta oturdu. Sessizce bekledi.

Eve ilk dönen Elif oldu.

Elinde bir paket cipsle ucuz bir enerji içeceği vardı.

— Of, buz gibi hava, — diye söylendi daha eşikten. Ceketini pufun üstüne fırlattı, sonra doğruca mutfağa geçti.

Ayşe tek kelime etmeden kahvesinden bir yudum aldı.

Elif buzdolabına yöneldi. Sapına asıldı. Kapak açılmadı.

Bir kez daha, bu sefer daha sert çekti. Kilit metale çarpıp kuru bir ses çıkardı.

Elif gözlerini menteşelere, sonra kilide dikti.

— Bu ne şimdi?

— Kilit, — dedi Ayşe sakin bir sesle.

— Niye taktın?

— Sen yiyip bitirmeyesin diye.

Elif’in yüzündeki renk bir anda çekildi.

— Sen aklını mı kaçırdın? Aç şunu hemen. Cipsin yanına ketçap alacağım.

— İçinde ketçap yok. Aslında içinde hiçbir şey yok. Buzdolabının fişi çekili. Benim yiyeceklerim benim odamda. Odam da kilitli.

Elif parmaklarını yumruk yaptı.

— Mehmet bunu duyunca hiç hoşuna gitmeyecek!

— Mehmet isterse banyoya gidip ağlayabilir.

Elif telefonunu kaptığı gibi telaşla abisini aramaya başladı.

— Mehmet! Bu kadın delirmiş! Buzdolabına kocaman kilit takmış! — diye bağırdı ahizeye. — Evet, bildiğin vidalarla tutturmuş!

Ayşe kahvesini bitirdi. Kupasını yıkadı. Ardından odasına geçti ve kapıyı iki kez çevirerek kilitledi.

Yaklaşık bir saat sonra Mehmet eve fırtına gibi girdi.

Ayşe, dış kapının nasıl çarptığını duydu. Koridorda ağır adımlarla yürüdüğünü, ardından mutfaktan yükselen öfkeli sesini işitti.

Biraz sonra yatak odasının kapısı yumruklanmaya başladı.

— Ayşe! Kapıyı derhâl aç!

Ayşe kitabını kenara bıraktı. Anahtarı çevirdi, kapıyı araladı.

Mehmet öfkeden kıpkırmızı olmuştu.

— Sen ne yaptığını sanıyorsun? Buzdolabını niye mahvettin?

— Mahvetmedim. Güncelledim.

— O kilidi sök! Karnım aç! Bütün gün garajda uğraştık!

Ayşe kapı pervazına yaslandı.

— Kilit orada kalacak. Bugünden itibaren masrafları ayırıyoruz. Kredi taksitini ben ödüyorum. Sen de kardeşinin ve kendi midenizin giderlerini karşılarsın.

— Ben senin kocanım! Bana yemek hazırlamak zorundasın!

— Bu zorunluluk nerede yazıyor?

— Nikâh dairesinde!

Ayşe dudaklarının kenarıyla alaycı bir gülümseme çıkardı.

— Nikâh dairesinde evlilik cüzdanı veriyorlar. Koca koca adamla kardeşini evlat edindiğime dair belge değil.

Mehmet Ayşe’yi yana itip odaya girmeye kalktı.

— Çekil! İçeride yiyecek var, kokusunu alıyorum!

Ayşe iki eliyle onu göğsünden sertçe itti. Mehmet birkaç adım gerileyip koridora savruldu.

— Bana ya da kapıma bir kez daha dokunursan polisi ararım. Üzerime yürüdüğünü söylerim.

— Blöf yapıyorsun.

— Denemesi bedava.

Kapıyı kapattı, anahtarı çevirdi.

Dışarıdan bağırışlar, küfürler, yumruk sesleri gelmeye devam etti. Mehmet annesini aradı. Fatma’nın da büyük ihtimalle kapıyı kırmasını öğütlediği anlaşılıyordu.

Ama Mehmet bunu göze alamadı. Duvara bir tekme attı, sonra mutfağa geçti. Bir süre sonra dış kapının kapandığı duyuldu. Mehmet markete gitmişti.

Pazartesi böyle bitti. Salı başladı.

Yeni düzen acımasız ama kusursuz işliyordu. Ayşe yemeğini ya odasında küçük elektrikli tencerede hazırlıyor ya da dışarıdan hazır yemek söylüyordu. Kullandığı tabağı, bardağı hemen yıkayıp odasına kaldırıyordu.

Mutfak ise terk edilmiş bir yer gibi duruyordu.

Elif ile Mehmet bir paket hazır mantı ve ucuz dana sosis almışlardı. Fakat pişirecek kap bulamadılar. Çünkü Ayşe kendi tencerelerini de odasına taşımıştı.

Çarşamba akşamı Ayşe su almak için mutfağa çıktı.

Mehmet, Elif’in saç düzleştiricisinin arasında dana sosis kızartmaya çalışıyordu. Ortalığa mide bulandırıcı bir koku yayılmıştı.

— O aleti bozarsın, — dedi Ayşe, durumu belirtir gibi.

Mehmet ona kin dolu bir bakış fırlattı. Gözlerinin altında koyu halkalar belirmişti.

— Senin yüzünden! Bizi bu hâle sen getirdin!

Elif masada oturmuş, kuru hazır erişteyi çıtır çıtır kemiriyordu.

— Ayşe, ne olur, — diye inledi yalvarır gibi. — En azından kettle’ı ver de su ısıtayım. Sıcak çay içmek istiyorum.

— O su ısıtıcısı benim, — dedi Ayşe. — Altı bin liraya ben aldım. Su, rezistanslı ısıtıcıyla kupada da ısıtılabilir. Tabii sizde varsa.

Şükrüye'nin Penceresinden