“Yılmaz mı?” diye sordu, aynadaki Elif’in gözlerine bakarak

Hikâyeler
Bu keşif son derece rahatsız edici ve ürkütücü.

Yine de bunun bir kredi kullanıldığı anlamına gelmeyebileceğini anlattı. Bankanın ön değerlendirmesi, bir başvuru kontrolü ya da sistemsel bir karışıklık da olabilirdi. Fakat yine de en doğrusu, bankayı arayıp kaydın ne olduğunu sormamdı.

Aradım.

Telefondaki görevli genç kadın uzun süre ekrana baktı, birkaç kez beklememi rica etti. Sonunda kibar bir sesle, dört ay önce adıma ihtiyaç kredisi başvurusu yapıldığını söyledi. Başvuru benim kimlik bilgilerimle açılmıştı. Ancak gelir belgesi yeterli görülmediği için reddedilmişti. Para verilmemişti ama başvuru gerçekten vardı.

Ben hiçbir kredi başvurusu yapmamıştım.

Parmaklarım bir anda buz gibi kesildi. Beni korkutan tutar değildi. Miktar öyle büyük sayılmazdı; yaklaşık yetmiş bin liraydı. Asıl içimi ürperten şey, birinin benim bilgilerimi kullanmış olmasıydı. Kimliğim evde, yatak odasındaki şifonyerin çekmecesinde dururdu. O çekmeceye rahatça ulaşabilecek iki kişi vardı: ben ve Mehmet.

Akşam eve döndüğümde Ebru odasında ödevlerinin başındaydı. Mehmet mutfakta oturmuş, ısıtılmış bulgur pilavıyla köfte yiyordu. Televizyonda haberler kendi kendine uğulduyordu.

— Saçın nasıl oldu? — dedi, arkasını bile dönmeden.

— Fena değil. Bir de boyattım.

Başını hafifçe salladı. Ocağa çaydanlığı koydum, sonra onun ensesine baktım. On üç yıllık evlilik… Bu enseyi, kulaklarının biçimini, ekrandan gözünü ayırmadan yemek yeme huyunu neredeyse ezbere bilirdim.

O an ona hiçbir şey sormadım.

Henüz değil.

Ertesi gün kimliğimi alıp o bankaya bizzat gittim. Başvuruyla ilgili kayıtların incelenmesini istedim. Görevliye bilgilerimin bana ait olduğunu, fakat benim böyle bir işlem yapmadığımı, kişisel verilerimin iznim dışında kullanılmış olabileceğini söyledim. Önce çekimser davrandı. Ancak resmi başvuru yapmak istediğimi belirtince, sistemde görünen ayrıntıları önüme koydu.

Başvuru internet üzerinden yapılmıştı. İletişim telefonu olarak yazılan numara bana ait değildi. O numarayı tanımıyordum. Ama adres, kimlik bilgileri, çalıştığım yer… Hepsi benimdi. Yanlışsızdı. Eksiksizdi. Şaşılacak kadar doğruydu.

Bu bilgiler öyle ortalıkta bulunacak şeyler değildi. Çalıştığım kurum, görevim, kıdemim… Bunları ancak gelir belgeme bakan biri bilebilirdi. Sekiz ay kadar önce Mehmet’in araç kredisi için yeniden yapılandırma düşünmüştük. O zaman gelir belgesi çıkarmıştım. Belge eve gelmiş, aynı şifonyer çekmecesine konmuştu.

O akşam Ebru uyuduktan sonra çekmeceyi açtım. Kimliğim yerindeydi.

Gelir belgesi yoktu.

İçimde bağırıp çağıran bir panik yükselmedi. Daha tuhaf bir his vardı: Sanki yıllardır yerli yerinde duran hayatım milim milim kaymıştı da ben o kaymayı artık fark etmiştim.

Çekmecenin içindekilerin fotoğrafını çektim. Neden yaptığımı tam bilmiyordum. Derya Hanım, “Garip gelen ne varsa kayda al,” demişti. Ben de onun sözünü dinledim.

Üçüncü gün bankadaki başvuruda yazan telefon numarasını araştırmaya karar verdim. Aramak istemedim. Yalnızca arama motoruna yazdım. Bir sonuç çıkmadı. Sonra numarayı mesajlaşma uygulamasına girdim. Profil resmi yüzsüz, pembe bir daireydi. İsim kısmında kısacık bir ad yazıyordu: Zeynep.

Zeynep Yılmaz.

Üç haftada bir Elif’e saç yaptırmaya gelen Zeynep. Dere Sokak’ta oturan Zeynep. Kocasının ona bakım merkezleri için üyelik aldığı Zeynep.

Ve benim adıma kredi başvurusu yapan kadın. Ya da en azından o başvuruda yer alan telefon numarasını kullanan kişi. Bundan sonrası için şüphe etmeyi bırakmama yetecek kadar açıktı.

Mehmet’i aramadım. Derya Hanım’ı aradım.

— Derya Hanım, artık elimde bazı somut şeyler var. Ne yapmam gerekiyor?

Beni kesmeden dinledi. Sonra sakin bir sesle konuştu:

— Ayşe, başvuru reddedilmiş. Banka para ödememiş. Bu yüzden kâğıt üzerinde doğrudan bir maddi zarar görünmüyor. Ama bir başkasının bilgileriyle kredi almaya çalışmak dolandırıcılık girişimidir. İsterseniz emniyete gidip şikâyetçi olabilirsiniz. Mesele şu: Bunu hemen mi yapmak istiyorsunuz, yoksa önce eşinizle konuşmayı mı tercih edersiniz?

Bir gün boyunca düşündüm.

Ebru okula gitti, Mehmet işe gitti, ben akşam yemeği hazırladım, ödev kontrol ettim, okul formasını yıkadım, annemi aradım. Hayat dışarıdan bakınca eski düzeninde akıyordu. Sanki hiçbir şey olmamış gibiydi. Ama içimde her şey çoktan yer değiştirmişti.

Ben artık Zeynep’i düşünmüyordum. Aklım gelir belgesindeydi. Mehmet’in o belgeyi çekmeceden alıp başka bir kadına vermiş olmasındaydı. O kadının da benim adıma kredi çekmeye kalkışmasındaydı.

Mesele artık sadece bir gönül ilişkisi değildi. Mehmet, yabancı bir kadını evraklarımın içine, mahrem alanıma, hayatımın tam ortasına sokmuştu.

Dördüncü gün eve her zamankinden erken geldim. Ebru hâlâ okuldaydı. Mehmet işteydi. Önümde yaklaşık bir saat vardı.

Onun eşyalarını karıştırmadım. Mutfak masasının üzerinde duran ortak dizüstü bilgisayarın başına geçtim. Mehmet, her zamanki dikkatsizliğiyle ya da kaderin tuhaf bir yardımıyla, e-posta hesabını ve banka bildirimlerini açık bırakmıştı. Arama kısmına “Zeynep” yazdım.

Mektup yoktu.

Ama banka bildirimleri duruyordu. Son bir ay içinde, bankadaki başvuruda yazılı olan numarayla aynı numaraya üç kez para gönderilmişti. Her biri beş bin iki yüz elli liraydı. Toplamda on beş bin yedi yüz elli lira.

On beş bin yedi yüz elli lira…

Mehmet’in her ay bana ev masrafı ve mutfak alışverişi için verdiği tutarın neredeyse aynısıydı bu.

Ekran görüntülerini aldım. Kendi e-posta adresime gönderdim. Sonra bilgisayarı kapattım.

Ellerimin titrememesine şaşırdım. Bir bardak su içtim ve Derya Hanım’ı üçüncü kez aradım.

— Derya Hanım, Mehmet’le konuşmaya hazırım. Ama önce bilmem gereken bir şey var. Eğer o benden önce harekete geçerse ben neleri kaybedebilirim?

Bu kez de sesi değişmedi. Duygusuz, net ve tane tane anlattı:

— Daire, evlilik birliği içinde edinilmiş ortak mal kabul edilir.

Şükrüye'nin Penceresinden