“Yarın benim evimde kutlama yapılmayacak. Kendi evinizde yapın” dedi Zeynep, soğuk sakinlikle telefonu kapatıp kayınvalidesini ve eşini kapının önüne koydu

Hikâyeler
Haksız, acımasız bir ihanete karşı dimdik duruş.

İçinde kaynayan öfke dinmek bilmiyordu. Kendi evini, huzurunu ve sınırlarını koruduğu için neden suçlu gibi açıklama yapmak zorunda kalsındı?

Cuma günü Mehmet yine kapıda belirdi. Elinde çiçek yoktu, yüzünde pişman bir tebessüm de… Sanki gönül almaya değil, çağrıldığı bir yere mecburen gelmiş gibiydi.

— Düşündüm, dedi. Bir orta yol bulmaya hazırım.

— Orta yol dediğin, sadece bayramlarda gelmen ve anneni yanında getirmemen mi?

— Şey… Annem de gelebilir ama önceden konuşarak.

Zeynep acı acı güldü.

— Sizinle yapılan anlaşma, aralık ayında başlanacağı söylenen diyete benziyor. Herkes sözünü eder, ama kimse uymaz.

Mehmet bir adım yaklaştı.

— Ben senin kocanım.

— Öyleydin.

— Daha boşanmadık, unutma.

— Onu da hallederiz.

Mehmet’in dudakları ince bir çizgiye dönüştü.

— Annem birkaç kez zile basmadan içeri girdi diye aileyi dağıtmaya gerçekten razı mısın?

Zeynep başını hafifçe yana eğdi.

— Mehmet, “birkaç kez” dediğin şey, birinin yanlışlıkla senin bisküvini yemesidir. Ama biri yıllarca senin evinde yaşar gibi davranır, mutfağına hükmeder, hafta sonlarını belirlerse buna kaza denmez. Buna işgal denir.

Mehmet gittikten sonra ev sessizliğe gömüldü. Zeynep kanepeye oturdu. İçinde bir korku vardı; fakat bu, gelecekten duyduğu bir korku değildi. Asıl ürktüğü şey, yıllar boyunca kimse kırılmasın diye kendi sesini kısmış olmasıydı. “Aman kimse üzülmesin” derken, en çok kendini eksiltmişti.

Ertesi sabah uyandığında karar çoktan netleşmişti. Artık yeterdi. Bu defter kapanacaktı.

Mahkeme salonunda kâğıt, eski muşamba ve yorgunluk kokusu birbirine karışmıştı. Hâkim, yüzünden zekâsı okunan ama bitkinliği de saklanmayan bir kadındı. Dosyaya baktı, sonra ilk sorusunu yöneltti:

— Zeynep Hanım, boşanma talebinizde ve mal paylaşımı yapılmaması yönündeki beyanınızda ısrarcı mısınız?

— Evet. Daireyi evlenmeden önce aldım. Tapu ve bütün belgeler bende mevcut.

Fatma hemen doğruldu.

— Ama benim oğlum da orada oturdu!

Zeynep sakince başını salladı.

— Oturdu, doğru. Ama oturmak başka şeydir, sahip olmak başka.

Bu kez Mehmet araya girdi:

— Biz aileydik. Bana söz vermiştin…

— Sana saygı duyacağıma söz verdim Mehmet. Annenin hayatımı yönetmesine değil. İkisini karıştırma.

Hâkim kalemini masaya hafifçe vurdu.

— Lütfen duygusal çıkışlardan uzak duralım.

Fakat Fatma, oluşan o kısa boşluğu fırsat bildi.

— İnsanlık namına düşün Zeynep. O ev sonuçta babandan kaldı. Satarsın, bize de şu evi bitirmemiz için yardım edersin…

Zeynep ona yorgun ama dimdik bir bakışla baktı.

— İnsanlık namına bakarsak, başkasının mirasına kendi malımız gibi göz dikmek de doğru değildir.

Bu sözden sonra salona öyle bir sessizlik çöktü ki, dosya sayfalarının çevrilişi bile duyulur oldu.

Karar fazla uzamadı. Boşanma kabul edildi. Mal paylaşımı yapılmayacaktı. Daire Zeynep’indi. Nokta.

Koridorda yeniden karşı karşıya geldiler. Mehmet gözlerini yerden kaldırmıyordu.

— Demek böyle, dedi kısık sesle.

— Evet Mehmet. Böyle. Zeynep çantasından anahtarları çıkardı. — Bunlara artık ihtiyacın olmayacak.

Fatma elbette susamadı.

— Zeynep, bir gün bunun pişmanlığını yaşayacaksın!

Zeynep hafifçe gülümsedi.

— Belki. Ama en azından kendi evimin içinde yaşamayacağım o pişmanlığı.

Akşam eve döndüğünde kendine bir bardak sıcak ıhlamur doldurdu. Kedi, evde düzen yeniden kurulmuş gibi memnun memnun yanına kıvrıldı.

Zeynep onun başını okşadı.

— Ne dersin bakalım, dedi usulca. Galiba bundan sonra davetsiz misafirler olmadan yaşayacağız.

Bu cümlenin içinde yalnızlık yoktu. Aksine, gerçek bir başlangıcın sesi vardı. Yeni, sakin ve yalnızca ona ait bir hayatın.

Şükrüye'nin Penceresinden