“Ya eski eşim çocuklarıyla birlikte buraya taşınır ya da sen bu evden gidersin. Seçimini yap!” dedi Mert, mutfağın ortasında dikilip hiç utanmadan

Hikâyeler
Böylesi haksızlık dayanılmaz, vicdan sarsıcı.

Fark etmemişim; senin sevgiyle, sabırla kurduğun şeyi ben kendi ellerimle aşındırıyormuşum. Sen, “Hayatımı geri alıyorum,” dediğinde ise sanki bir perde kalktı gözümden. O an anladım: Ben aslında kendi hayatımı değil, seninkini yaşıyormuşum.

Elif… O sadece geçmişte kalması gereken biriydi. Ama ben, onun bugünüme sızmasına izin verdim. Bunu onu sevdiğim için yapmadım; kendimi tanımadığım, kim olduğumu bilemediğim için yaptım.

Beni bağışla.

Bunu seni geri dönmeye ikna etmek için yazmıyorum. Sadece şunu bilmeni istedim: Haklıydın.

– Mert”

Mektubu yavaşça katladım, tekrar zarfına koydum. İçimde öfke de yoktu, acıma da. Sadece duru, sakin bir boşluk vardı. Artık onun geri gelmesini istemiyordum. Kötü biri olduğu için değil; bir başkasının kararsızlığı yüzünden kendimi bir kez daha kaybetmeye razı olmadığım için.

8. Bölüm: Yeni Kökler

Sonbahar usul usul çekildi, yerini kışın sessizliğine bıraktı. Ben de bu geçişi telaşsızca karşıladım; karanfil ve tarçın kokulu çay demliyor, pencere önünde yanan mumların ışığını izliyordum. Masanın üzerinde yeni başladığım bir kitap duruyordu. İçimde ise uzun zamandır ilk kez böylesine temiz bir ferahlık vardı.

Emre’yle artık sık sık görüşüyorduk. Hayatıma zorla girmeye çalışmıyor, sınırlarımı yoklamıyor, varlığını dayatmıyordu. Ama ne zaman yanında birine ihtiyaç duyduğumu da tuhaf bir incelikle seziyordu. Beni kimseyle kıyaslamıyor, ölçüp biçmiyor, benden bir şey talep etmiyordu. Bu, benim için bambaşka bir duyguydu.

Bir gün elinde küçük bir kutuyla geldi. Kurdeleyle bağlanmış, sade ama özenli bir kutuydu.

“Senin için getirdim,” dedi biraz çekinerek. “Öyle büyük bir şey değil… sadece bir anlamı olsun istedim.”

Kutunun içinde minicik bir filiz vardı. İnce, yeşil, kırılgan ama canlı. Saksının üzerine küçük bir not iliştirilmişti:

“Yağmurdan sonra da büyüyebilirsin.”

O an Emre’ye sarıldım. İlk kez birine sarılırken asıl güvendiğim şeyin karşımdaki kişi değil, kendi içimde yeniden doğan güven olduğunu hissettim. Kendime inanıyordum. Ve geleceğe.

9. Bölüm: Kendime Dönüş

Bir akşam eski fotoğrafları önüme serdim. Mert’le çekilmiş kareler vardı; uzun zamandır görüşmediğim arkadaşlarımın yüzleri, unutulmuş davetler, yaz akşamları… Bir de ben vardım. Daha genç, daha canlı, gözlerinin içi ışıldayan ben.

Sonra fark ettim: Onunla tanışmadan önce daha geniş gülüyormuşum. Bakışlarım daha parlakmış. Zamanla, ağır ağır o ışık sönmüş.

Hayat kötüleştiği için değil. Ben uyum sağlamaya çalıştığım için. Kırılmasın diye susmuş, bozulmasın diye kendimi törpülemiş, huzur olsun diye içimdeki sesi kısmışım.

Şimdi geri dönmüştüm. Ama geçmişe değil. Kendi özüme. Bugünkü halime.

10. Bölüm: “Hayır” Diyen Kadın

Bazen bana soruyorlar: “Onu evden çıkarmaya nasıl cesaret ettin? Sonuçta aşk vardı, yıllar vardı, birlikte kurulmuş bir hayat vardı…”

Benim cevabım artık çok basit: Çünkü bir gün anladım; sevgi, insanın kendini yok sayması pahasına sürdürülemez.

“Sırf başka çarem yok,” diye katlanan kadın, “çocuklar üzülmesin,” diye susan kadın, “belki düzelir,” diye kendi hayatını beklemeye alan kadın kahraman değildir. O, görünmez bir esaretin içindedir.

Asıl güçlü kadın; ayağa kalkıp sınırlarını çiğneyenin gözlerine bakabilen ve sakince, “Yeter,” diyebilendir.

Mert’ten nefret etmiyorum. Hatta ona minnettarım. Çünkü o, benim en zor dersim oldu. Acıttı, sarstı, ama gerekliydi. Bana kendi bütünlüğümün ne kadar kıymetli olduğunu gösterdi.

11. Bölüm: Yeni Sayfanın Başladığı Yer

İlkbaharda yeni bir ev tuttum. Aydınlık, geniş pencereli, küçük bir balkonu olan bir evdi. Sabahları battaniyeme sarılıp çayımı yudumlayabileceğim, nefes aldığımı gerçekten hissedebileceğim bir yer.

Lale taşınmayı kendine özgü ağırbaşlılığıyla karşıladı. Emre kutuları taşımama yardım etti; sonra etrafa bakıp gülerek, “Bu evde duvarlar bile gülümsüyor sanki,” dedi.

Mutfağın duvarına bir tablo astık: sonbahar renkleriyle dolu sessiz bir park. Bana şunu hatırlatsın istedim: Bir zamanlar yıkılan şey, yeniden kurulabilir.

Balkonda dururken, elimde çay fincanı, saçlarım rüzgârda hafifçe savrulurken birden bütün açıklığıyla anladım:

Ben kendimi seçmiştim.

Başkalarının şartlarına “hayır” demeyi öğrenmiştim.

Ve artık, içimden gelen gerçek bir “evet”e hazırdım.

Şükrüye'nin Penceresinden