“O araba artık benim canım annemin arabası oldu!” diye kahkaha atan Mehmet’e Ayşe sessizce bakışlarını masa örtüsüne çiviledi

Hikâyeler
Böylesi adaletsizlik, kalbimi sızlatıyor.

Ayşe gözlerini kaldırdı. Bir an için yüzüne fırlatılan anahtarları hatırladı. Ardından sosyal medyada yayılan o küçük düşürücü paylaşım geldi aklına. Sonra da Emine’nin telefonda çınlayan alaycı kahkahası…

İçinde, uzun süredir susmaya zorlanmış bir şey nihayet doğruldu.

— Hazırım, dedi.

Selin başını ağır ağır salladı.

— Öyleyse başlıyoruz. Bugün dolandırıcılık nedeniyle suç duyurusu dilekçesini hazırlıyorum. Yarın da birlikte gidip teslim edeceğiz.

Öğle vakti ofisten çıktıklarında yağmur dinmişti. Bulutların arasından ekim ayına özgü solgun ve serin bir güneş sızıyordu. Ayşe babasının yanında yürürken içinde bir şeylerin yer değiştirdiğini hissediyordu. Korku, sanki yavaş yavaş geriye çekiliyor; onun bıraktığı yere soğuk, sert ve geri adım atmayacak bir kararlılık yerleşiyordu.

Aynı akşam Ayşe evde evrakları ayırıp dosyalarken kapı zili yeniden çaldı. Elindeki kâğıtları bıraktı, usulca kapıya yaklaştı ve dürbünden baktı.

Karşısında Mehmet vardı.

Yüzü gerilmiş, bakışları dağılmıştı. Gözlerinin altında koyu halkalar belirmiş, saçları darmadağın olmuştu. Sanki merdivenleri koşarak çıkmış gibi kesik kesik nefes alıyordu.

Ayşe kapıyı açtı.

Mehmet daha eşikten içeri girmeden patladı:

— Sen gerçekten avukata mı gittin?

Ayşe soğuk bir ifadeyle baktı.

— Bu seni neden ilgilendiriyor?

— Neden mi ilgilendiriyor? — Mehmet bir adım attı ama Ayşe yerinden kıpırdamadı. — Bana haber geldi. Kredi geçmişini sorgulatmışsın! Ne yaptığının farkında mısın sen? Annemi hapse mi attırmak istiyorsun?

Ayşe’nin sesi titremedi.

— Ben, üzerime benim almadığım kredilerin nasıl çıkarıldığını öğrenmek istiyorum. Bir de bunları yapanların hukuk önünde hesap vermesini.

Mehmet olduğu yerde dondu. Dudaklarının rengi çekildi.

— Hiçbir şey ispat edemezsin. Duyuyor musun, hiçbir şey. Annem hasta. Tansiyonu var, kalbi var. Başına bir şey gelirse bunun vebali senin boynuna olur. Bunu anlıyor musun? Bir saniye bile düşündün mü, ya hastaneye kaldırılırsa? Ya daha kötüsü olursa? Bununla yaşayabilecek misin?

Ayşe gözlerini ondan ayırmadan cevap verdi:

— Annen kendi sağlığından da sorumlu, yaptığı şeylerden de. Tıpkı senin gibi.

Mehmet ona, sanki hayatında ilk kez görüyormuş gibi baktı.

— Sen değişmişsin. Eskiden böyle değildin.

— Eskiden korkuyordum, dedi Ayşe. — Şimdi kaybedecek bir şeyim kalmadı.

Mehmet bir şey söylemedi. Hızla arkasını döndü ve asansöre doğru yürüdü. Ayşe kapıyı kapattıktan sonra sırtını kapıya yasladı. Birkaç saniye gözlerini kapalı tuttu. İçindeki titreme geçmemişti ama bu defa onu durdurmuyordu.

Ertesi sabah saat dokuzda Selin aradı.

— Ayşe Hanım, dilekçe hazır. Bir saat içinde sizi alırım. Birlikte emniyete gidip başvuruyu yapacağız.

Ayşe dolabının önünde bir süre durdu. Sonra sade, koyu renk bir etekle beyaz bir bluz giydi. Saçlarını sıkı bir topuz yaptı. Aynaya baktığında karşısında bambaşka biri varmış gibi hissetti; daha yorgun, ama daha sağlam.

Apartmandan çıktığında Selin binanın önünde bekliyordu. Arabasının yanında durmuş, telefonla kısa ve ciddi bir konuşma yapıyordu. Ayşe’yi görünce başıyla selam verdi, birkaç kelime daha söyledikten sonra görüşmeyi bitirdi.

— Yeni bir bilgi var, dedi arabaya binmeden önce. — Kredilerden birinin izini sürdüm. Hani şu yaklaşık on dört bin liralık olan. Paranın kimin hesabına aktarıldığını tahmin edin.

Ayşe’nin yüzü sertleşti.

— Emine’nin mi?

— Aynen öyle. Sözleşme düzenlendikten bir gün sonra para doğrudan onun hesabına geçmiş. Bu çok güçlü bir delil. İzlerini kapatmayı bile becerememişler. Dosya bizim açımızdan oldukça netleşti. Hadi gidelim.

Arabaya bindiler. Selin sakin ve emin hareketlerle aracı apartman bahçesinden çıkardı. Yol boyunca fazla konuşmadılar. Ayşe camdan dışarı bakıyor, şehrin sabah telaşını görmesine rağmen hiçbir şeye gerçekten odaklanamıyordu. İnsanlar duraklarda bekliyor, simitçi tezgâhının başında müşteriler birikiyor, kaldırımda çocuklar okul çantalarıyla yürüyordu. Hayat herkes için olağan akışındaydı. Oysa Ayşe için o sabah, sanki bir eşik aşılacaktı.

Emniyet binasının içi kalabalık ve hareketliydi. Koridorlarda aceleyle yürüyen memurlar, sırada bekleyen insanlar, duvar diplerinde fısıltıyla konuşan kişiler vardı. Selin hiç tereddüt etmeden doğru odaya yöneldi. Nöbetçi memura kendini tanıttı, ardından elindeki dosyayı masanın üzerine bıraktı.

— Dolandırıcılık suçuna ilişkin suç duyurusu, dedi. — Türk Ceza Kanunu’nun ilgili maddeleri kapsamında değerlendirilmesini talep ediyoruz. Deliller ve ek belgeler dosyada mevcut.

Memur evrakları aldı, tek tek kontrol etti, dilekçeyi kayda geçirdi. Sonra üzerine kaşe vurulmuş başvuru alındı belgesini Ayşe’ye uzattı.

Ayşe kâğıdı eline aldığında üzerindeki numaraya baktı. Basit bir belgeydi; birkaç satır yazı, bir tarih, bir kayıt numarası… Fakat o an her şey kâğıt üzerinde olmaktan çıkıp gerçek hayata taşınmıştı. Artık bu yalnızca onun içinde taşıdığı bir acı ya da aile arasında kalmış bir mesele değildi. Devletin kayıtlarına girmiş, adı konmuş bir suçtu.

Dışarı çıktıklarında Ayşe’nin telefonu çaldı. Ekranda numara görünmüyordu. Bir an duraksadı, sonra çağrıyı kabul etti.

Hoparlörden Emine’nin sesi geldi. Bu kez kahkaha yoktu. Sesi kuru, keskin ve öfkeliydi; kış rüzgârı gibi insanın yüzünü kesiyordu.

— Demek emniyete gittin, öyle mi? Merak etme, bunun pişmanlığını yaşayacaksın. Benim de tanıdıklarım var. Gününü göstereceğim sana.

Ayşe tek kelime etmedi. Konuşmayı sonlandırdı ve telefonu sükûnetle çantasına koydu.

Selin ona dikkatle baktı.

— Kimdi?

— Kayınvalidem. Tehdit ediyor.

Selin’in yüzünde şaşkınlık yoktu.

— Buna hazırlıklı olun. Daha başlangıç. Sizin korkmadığınızı anladıklarında tehditler artar. Ardından pazarlık yapmaya kalkışırlar. Asıl o zaman sağlam durmanız gerekecek.

Ayşe başını salladı.

Ofise dönmek üzere yola çıktıklarında telefon bir kez daha çaldı. Bu defa arayan annesiydi. Ayşe hemen açtı.

— Anne?

Fatma’nın sesi telaşlı ve titrek geliyordu.

— Ayşe, neredesin kızım?

— Avukatımla birlikteyim. Ne oldu?

— Az önce Emine geldi. Kendi başına gelmiş. Apartmanın önündeki banka oturdu, kalkmıyor. “Ayşe emniyete verdiği şikâyeti geri çekene kadar gitmem,” diyor. Bir de kalbinin sıkıştığını söylüyor. “Ölürsem sorumlusu o olacak,” diye bağırıp duruyor. Komşular da toplanmaya başladı, herkes bakıyor.

Ayşe telefonu öyle sıkı tuttu ki parmak boğumları beyazladı.

— Anne, kapıyı kilitle. Sakın dışarı çıkma. Hemen geliyorum.

Selin, Ayşe’nin yüzündeki değişimi fark etmişti.

— Ne oldu?

Ayşe kısa kısa anlattı. Selin hiç vakit kaybetmeden direksiyonu çevirdi.

— O zaman önce annenizin evine gidiyoruz. Ve lütfen oraya vardığımızda kendi başınıza konuşmaya kalkmayın. Bırakın ben müdahale edeyim.

Anne babasının oturduğu apartmana geldiklerinde, binanın önünde küçük bir kalabalık birikmişti. Yan apartmandan yaşlı kadınlar, bebek arabasıyla bir genç anne, iki erkek komşu… Herkes gözlerini aynı noktaya dikmişti: girişin yanındaki banka.

Emine orada oturuyordu.

Boynuna gri, kalın bir şal dolamıştı. Gözlerinde koyu renk güneş gözlüğü vardı. Sol eliyle göğsünü tutuyor, yüzüne acı çeken bir insan ifadesi vermeye çalışıyordu. Görüntüsü neredeyse sahneye çıkmış bir oyuncuyu andırıyordu. Yanında ağzı açık bir çanta duruyordu; çantadan bir su şişesiyle ilaç kutusu görünüyordu.

Ayşe arabadan iner inmez Emine başını kaldırdı. Onu görür görmez sesini yükseltti; belli ki yalnız Ayşe’ye değil, etrafındaki herkese konuşuyordu.

— İşte geldi! Bakın, bakın! Gelini olacak kadın! Hasta bir kadının arabasını elinden aldı, şimdi de emniyete şikâyet etti. Beni hapse attıracak. Orada öleyim istiyor. Peki suçum ne? Doktora gitmek için arabayı kullanmak!

Kalabalıktan mırıltılar yükseldi. Ayşe ağzını açacak oldu ama Selin koluna hafifçe dokundu ve bir adım öne çıktı.

Sesi yüksek ama kontrollüydü.

— Emine Hanım, ben Ayşe Hanım’ın avukatıyım. Şu anda yaptığınız şey iftira ve kişilik haklarına saldırıdır. Türk Ceza Kanunu’nda bunun karşılığı vardır. İnsanların içinde bilerek gerçeğe aykırı sözler söyleyip bir kişinin onurunu ve saygınlığını zedelemek hukuki sorumluluk doğurur. Bunu bilerek mi devam etmek istiyorsunuz?

Emine bir an için afalladı. Boğazına bir şey kaçmış gibi sustu. Fakat çabuk toparlandı.

— Bana kanun maddesi mi okuyacaksınız? Ben hasta bir insanım. Kalbim var benim. Birazdan ambulans gelecek, beni alacak. Sen de bunun hesabını vereceksin Ayşe! Sen de vereceksin avukat hanım! Hepsini kayda alacağım.

Selin çantasından telefonunu çıkardı, ekranı gösterdi.

— Alabilirsiniz. Ben de zaten sizi kaydediyorum. Şimdiye kadar söylediğiniz her şey dosyaya eklenecek. Üstelik burada tanıklar da var. Komşularınız ne dediğinizi gayet açık duydu.

Emine dişlerini sıktı. Yüzündeki acıklı ifade bir anlığına kayboldu, yerini öfke aldı.

O sırada apartman kapısında duran Hasan aşağı indi. Başından beri sessizce olanları izliyordu. Bankın birkaç adım önünde durdu ve bağırmadan, ama herkesin duyacağı kadar net konuştu:

— Emine Hanım, sizden buradan ayrılmanızı istiyorum. Burası insanların yaşadığı bir apartmanın girişi. Eşim burada oturuyor, komşularımız burada oturuyor. Beş dakika içinde gitmezseniz polisi ben çağıracağım. Arabanın da, kızımın üzerine bilgisi dışında çıkarılan kredilerin de belgeleri elimizde. Siz ve oğlunuzun ne yaptığını biliyoruz. Devam etmek istiyorsanız edin; ama bu kez polis eşliğinde devam edersiniz.

Kalabalığın içinde bir hareketlenme oldu. Az önce Emine’ye acıyan bakışlarla bakan kadınlar birbirlerine dönüp fısıldaşmaya başladı. Yan apartmandan gelen erkeklerden biri kaşlarını kaldırarak yüksek sesle konuştu:

— Yani bu kadın gelininin üzerine kredi mi çıkarmış? Vay arkadaş, işin rengi başka çıktı.

Selin sakin bir tonla ekledi:

— Üç ayrı kredi. Ayşe Hanım’ın bilgisi ve onayı olmadan düzenlenmiş. Paralar tatil, elektronik eşya ve bilgisayar için kullanılmış. Soruşturma başladı.

Bu kez kalabalığın uğultusu değişti. Merakın yerini kuşku, kuşkunun yerini de yargılayan bakışlar aldı. Bebek arabalı kadın başını sallayarak oradan uzaklaştı. Yaşlı kadınlardan biri dudaklarını büzdü, diğerine eğilip bir şeyler söyledi.

Emine, seyircisini kaybettiğini anlamıştı. Çantasını sertçe kavradı, banktan kalktı ve dişlerinin arasından konuştu:

— Hiçbir şey bitmedi. Haklı olan benim. Kiminle uğraştığınızı daha anlayacaksınız.

Sonra hızlı adımlarla, neredeyse koşar gibi avludan çıktı. On adım ilerlemeden güneş gözlüklerini de çıkarıp çantasına attı.

Hasan onun arkasından bir süre baktı. Ardından kızına döndü.

— Hadi içeri girin. Annen çok korktu.

Fatma onları kapının içinde bekliyordu. Yüzü solmuş, elleri hâlâ titriyordu.

— Gitti mi?

Hasan yumuşak bir sesle cevap verdi:

— Gitti. Merak etme, kolay kolay tekrar gelmez. Her şeyi de kaydettik.

Eşinin koluna girip onu mutfağa götürdü, sandalyeye oturmasına yardım etti. Sonra bir bardak su doldurup eline verdi. Fatma bardağı iki eliyle tutuyor, yine de parmaklarının titremesini engelleyemiyordu.

Selin ise vakit kaybetmeden mutfak masasının bir köşesine geçti. Dizüstü bilgisayarını açtı, notlarını düzenlemeye başladı.

— Bugünkü olay da dosyaya girecek, dedi. — Tehdit, iftira, baskı kurma girişimi… Mahkemeler bu tür davranışlara iyi gözle bakmaz. Emine Hanım ileride “Ben hastaydım, mağdurdum,” demeye kalkarsa elimizde bugünkü gösterisinin ses ve görüntü kayıtları olacak.

Ayşe sandalyeye oturdu. Kendini yorgun hissediyordu ama içinde eskisi gibi çaresiz bir boşluk yoktu. Annesinin elini tuttu. Fatma kızının avucunu sımsıkı kavradı.

— Kızım, dedi kısık sesle. — Bunlar daha ne yapacak?

Ayşe cevap vermeden önce Selin’e baktı. Selin sakin bir şekilde bilgisayar ekranından başını kaldırdı.

— Ne yaparlarsa yapsınlar kayıt altına alacağız, dedi. — Bundan sonra hiçbir şey sözde kalmayacak.

Ertesi sabah Selin çok erken saatte aradı. Ayşe telefonun sesiyle uyandı. Henüz oda tam aydınlanmamıştı.

— Ayşe Hanım, gelişme var, dedi Selin. — Savcılık talimatıyla dolandırıcılık dosyasında soruşturma derinleştirildi. Emniyet bugün öğleden sonra Emine Hanım’ın evinde arama yapacak.

Ayşe yatağın kenarına oturdu. “Soruşturma” kelimesi kulağına ağır gelmişti. Bir zamanlar aile içinde yutulması beklenen her şey, artık resmi bir dosyanın içinde ilerliyordu. Bu durum ona karşı değil, onlara karşıydı; fakat yine de insanın içini ürperten bir gerçekliği vardı.

— Mehmet ne olacak? diye sordu.

— O da ifadeye çağrılacak. Dosyada şüpheli olarak yer alıyor. İmzaların sahte olduğu bilirkişi incelemesiyle kesinleşirse ikisi de sorumluluktan kaçamaz.

Ayşe o gün işe gitti ama ne önündeki evraklara ne bilgisayar ekranına odaklanabildi. Saatler ağır ağır ilerledi. Öğleden sonra üçe doğru Selin’den bir mesaj geldi:

“Arama tamamlandı. Dizüstü bilgisayar, belgeler ve banka kartları alındı. Emine Hanım banyoya kapanmaya çalışmış. İşe yaramadı.”

Ayşe mesajı birkaç kez okudu. Sonra telefonu masaya bıraktı. Kendisini zafer kazanmış gibi hissetmiyordu. İçinde sevinç yoktu. Sadece, uzun süredir üstüne çöken haksızlığın ilk defa yerinden oynadığını görüyordu.

Bir saat sonra Mehmet aradı.

Ayşe bir süre ekrana baktı. Sonra açtı.

Mehmet’in sesi boğuk, kırık ve telaşlıydı.

— Ayşe… Ayşeciğim… Sen ne yaptın böyle? Eve geldiler. Annemi neredeyse hastaneye götürüyorlardı. Tansiyonu iki yüze çıkmış. Yatıyor, kalkamıyor. Onu öldürdüğünü anlıyor musun?

Ayşe pencereye doğru döndü. Karşı binanın camlarında gri bir gökyüzü yansıyordu.

— Ben annenin sağlığı için şikâyette bulunmadım. Dolandırıcılık için suç duyurusunda bulundum. Bunlar ayrı şeyler.

— Ne dolandırıcılığı ya! — Mehmet’in sesi bir an yükseldi, sonra yeniden çöktü. — Biraz para aldık işte. Harcadık. Aileyiz biz! Geri öderdik. Vallahi ödeyecektik. Sadece zaman bulamadık.

Ayşe’nin içinden acı bir gülüş geçti ama gülmedi.

— Bir buçuk yılın vardı Mehmet. Hiçbir şey ödemedin. Kendine bilgisayar aldın, bana “prim verdiler” dedin. O sırada ben pazardan neyi eksik alsam diye hesap yapıyordum, işe otobüsle gidip geliyordum. Hatırlıyor musun bunları? Bir kez olsun bana yol param var mı diye sordun mu?

Telefonun diğer ucunda sessizlik oldu.

— Ben bilmiyordum, dedi Mehmet sonunda. — Her şeyin olduğunu sanıyordum.

— Benim hiçbir şeyim yoktu Mehmet. Sen sadece görmek istemedin.

Mehmet sustu. Ayşe onun nefesini duyuyordu; ağır, düzensiz ve sık.

— Şikâyeti geri çekebilir misin? Lütfen. Hepsini ödeyeceğim. Annemle birlikte ödeyeceğiz. Yeter ki geri çek.

Ayşe gözlerini kapattı. Bu cümleyi duymayı bekliyordu. Selin haklı çıkmıştı.

— Hayır. Artık bu benim iki dudağımın arasında olan bir şey değil. Ceza soruşturması başladı. İstesem de geri alamam.

— O zaman ne olacağını bilmiyorum, dedi Mehmet.

Sonra telefonu kapattı.

Aynı akşam Ayşe anne babasının evindeydi. Mutfakta çaydanlık ocağın üzerinde kaynıyor, ince buhar pencereye doğru yükseliyordu. Hasan pencerenin önünde durmuş, avluya bakıyordu. Omuzları dimdikti ama yüzündeki çizgiler o günlerde daha da derinleşmiş gibiydi.

Bir süre sessiz kaldıktan sonra arkasını dönmeden konuştu:

— O aradı. Şikâyeti geri çekmeni istiyordu.

Şükrüye'nin Penceresinden