“Mert, orada on iki metreküp sıcak su nasıl harcanmış olabilir? Ev boş duruyor, içinde kimse yaşamıyor ki” diyen Elif, faturaya bakıp öfke ve çaresizlikle Mert’in umursamaz tavrına karşı çıktı

Hikâyeler
Bu haksızlık kabul edilemez, içimi kavuruyor.

Hem de mümkünse bunu polisi aramak zorunda kalmadan önce açıklayın.

Adamın kaşları çatıldı; yüzüne tiksintiyle karışık küçümseyici bir ifade yerleşti. Ellerini eşofmanının yanlarına sildi, sonra alaycı bir hırıltıyla güldü.

— Ne sahibiymiş? Hanımefendi, siz herhâlde yanlış kapıya geldiniz. Biz bu evi altı aydır kiralıyoruz. Sözleşmemiz var, her şey usulüne uygun. Fatma Hanım verdi burayı bize. O yüzden uzatmadan çıkın gidin, yoksa izinsiz girdiğiniz için polisi ben çağıracağım.

Kayınvalidesinin adı daracık antrede bir silah sesi gibi yankılandı. Elif’in zihnindeki dağınık parçalar bir anda birleşti; ortaya iğrenç ve son derece net bir tablo çıktı. On iki metreküp su. İki yüz kilovat elektrik. Balkondaki fideler.

Kollarını göğsünde kavuşturdu, sesi buz gibi kesilmişti.

— O sözleşmeyi hemen görmek istiyorum. Şimdi. Bu dairenin tek tapu sahibi benim. Fatma’nın bu evi kiraya verme yetkisi yok, hiçbir zaman da olmadı. Bana belgeleri derhâl göstermezseniz karakolu arıyorum.

Adam, belli ki Elif’in sesindeki tartışma kabul etmeyen sertliği fark etmişti. Ağır bir iç çekti, homurdanarak içeri kayboldu. Bir dakika sonra elinde buruşmuş şeffaf bir dosyayla geri döndü. İçinden zımbalanmış birkaç sayfa çıkardı ve isteksizce Elif’e uzattı.

Bu, internetten indirilmiş sıradan bir konut kira sözleşmesiydi. “Kiraya veren” bölümüne kayınvalidesinin iri, gösterişli el yazısıyla Fatma’nın adı yazılmıştı. “Kiracı” kısmında ise Kerem Yılmaz adı geçiyordu. Kira bedeli piyasanın biraz altındaydı ama yine de azımsanacak bir para değildi.

Elif başını kaldırıp Kerem’e baktı. İçinde bastırılmış, ağır bir öfke kaynamaya başlamıştı.

— Siz bu kâğıdı imzalarken tapuyu, yetki belgesini, herhangi bir resmî evrakı kontrol etmediniz mi?

Adam gerçekten şaşırmış görünüyordu.

— Niye kontrol edelim? Kadın düzgün birine benziyordu, yaşını başını almış, saygılı biri. Ev oğluyla gelinininmiş, onlar yurt dışına gitmiş, masraflar çıksın diye kiraya vermesini istemişler, öyle söyledi. Biz de her ayın beşinde parayı kartına gönderiyoruz. Bugüne kadar da bir sıkıntı çıkmadı.

Elif telefonunu çıkardı. Sözleşmenin her sayfasını tek tek fotoğrafladı; özellikle imzaları ve kira tutarını yakın çekti. Ardından Kerem’in kimliğini de görüntüledi. Adam önce yüzünü buruşturdu, vermek istemedi; fakat Elif’in kararlı bakışları karşısında sonunda kimliğini uzatmak zorunda kaldı.

Belgeleri geri verirken sesi artık daha da soğuktu.

— Durum şu, Kerem Bey: Siz kandırılmışsınız. Bu kadının bu daireyle hiçbir bağı yok; yalnızca eşimin annesi. İmzaladığınız sözleşmenin hukuken geçerliliği bulunmuyor. Kanuna göre şu anda burada izinsiz oturuyorsunuz.

Kerem’in yüzü uzadı. Az önceki kabadayılığı sanki üstünden silinip gitmişti.

— Peki şimdi ne olacak? — diye boğuk bir sesle sordu. — Biz bu ayın parasını peşin ödedik.

— Onu Fatma’yla aranızda çözersiniz. Size eşyalarınızı toplamanız ve evi boşaltmanız için tam üç gün veriyorum. Çarşamba akşamı buraya polis ve çilingirle geleceğim; kilitleri değiştireceğim. Eşyalarınız hâlâ burada olursa apartman boşluğuna çıkarılır. Yeterince açık mı?

Adam itiraz etmeye yeltendi, ödediği paradan söz etmeye başladı; fakat Elif artık onu dinlemiyordu. Arkasını döndü, daireden çıktı ve kapıyı öyle sert kapattı ki apartman tavanından ince bir sıva tozu döküldü.

Arabaya bindiğinde motoru çalıştırması zaman aldı. Parmakları direksiyonun üzerinde belli belirsiz titriyordu. Altı ay. Tam altı ay boyunca kayınvalidesi, onun evini gizlice yabancılara kiraya vermişti. Elif vergileri düzenli düzenli öderken, şimdi de akıl almaz faturalara katlanmak zorunda kalırken, Fatma bütün o parayı kendi cebine indirmişti.

Düşünceler zihninde ateş gibi dönüp duruyordu. Fatma bu kadar parayı nereye harcıyordu? Emekli maaşı fena değildi; kimseye muhtaç yaşadığı da yoktu. Sonra Elif’in aklına bir şey geldi.

Mert’in küçük kardeşi Emre.

Otuz yaşında, hâlâ ne istediğini bilmeyen, kendini arayıp durduğunu söyleyen o sorumsuz adam. İki ayda bir iş değiştirir, her seferinde patronlarının anlayışsızlığından yakınır, sonra da annesinden para isterdi. Birkaç ay önce aile yemeğine yepyeni, ithal bir arabayla gelmişti. Mert arabanın nereden çıktığını sorunca Emre umursamaz bir tavırla kredi çektiğini, annesinin de peşinat için yardım ettiğini söylemişti. Daha geçen ay da servet değerindeki yeni oyun bilgisayarıyla övünüyordu.

Elif direksiyonu var gücüyle kavradı. Demek mesele buydu. Kayınvalidesi, onun sırtından sevgili küçük oğluna para akıtıyordu.

Eve dönerken aklında yapacağı konuşmayı defalarca kurdu. Bağırıp çağırmaya niyeti yoktu. Öfke nöbeti zayıflık göstergesiydi. Onun ihtiyacı olan şey soğukkanlılık, kesin belgeler ve tanıklardı.

Kendi dairesinin kapısından içeri girdiğinde mutfaktan gelen canlı sesleri duydu. Mert marketten dönmüştü; onunla birlikte, sanki özellikle çağrılmış gibi, Fatma da gelmişti. İçeriye fırında pişmiş tavuk kokusu yayılmıştı. Kayınvalidesi, Elif’in önlüğünü beline bağlamış, ocağın başında evin gerçek sahibesiymiş gibi telaşla dolaşıyordu.

— Aaa, Elifciğim gelmiş! — diye sevinçle seslendi Fatma.

Şükrüye'nin Penceresinden