— Gidelim.
— Sen ne yaptığını sanıyorsun? — Mehmet sandalyesini geriye itip ayağa fırladı. — O benim karım!
— Ama sen ona insan gibi davranmıyorsun.
— Bu bizim aile meselemiz! Ayşe, sana otur dedim. Hemen!
Ayşe olduğu yerde kalakaldı. Yılların alışkanlığı, içine işlemiş korku, bir anlığına yine onu geriye çekti. Üç yıl boyunca susmayı, eğilmeyi, itiraz etmemeyi öğrenmişti.
Fatma yanına yaklaştı, sesini yumuşattı.
— Ayşe, benimle gel. Bu gece bizde kalırsın.
— Hepiniz aklınızı mı kaçırdınız? — Mehmet’in yüzü öfkeden kıpkırmızı kesilmişti. — Burası benim evim, o da benim karım! Ayşe hiçbir yere gidemez!
Ayşe, neredeyse duyulmayacak kadar sakin bir sesle konuştu:
— Gideceğim.
Odada çıt çıkmadı. Herkes ona bakarken Ayşe başını kaldırdı ve ilk kez Mehmet’in gözlerinin içine kaçmadan baktı.
— Ben gidiyorum, Mehmet.
— Ne? Sen mi? Nereye gideceksin aptal kadın? Elinde hiçbir şey yok!
— Kendim varım. Bana şimdilik bu yeter.
— Seni kim ister sanıyorsun? Otuz yaşına geldin, kendini saldın, eski hâlinden eser kalmadı! Ben sana acıdığım için katlanıyorum!
Ayşe’nin yüzünde acı bir tebessüm belirdi.
— Gözümü açtığın için sağ ol.
Sonra antreye yöneldi. Mehmet hemen peşinden geldi.
— Dur! Ciddi misin sen? İki laf söyledik diye evi mi terk edeceksin?
— Bunlar iki laf değil, Mehmet. Bunlar hakaret. Aşağılama.
— Abartma artık! Ben seni seviyorum!
— Hayır. Sen beni ezmeyi seviyorsun. İkisi aynı şey değil.
— Peki nereye gideceksin? Ha? Annenin köyüne mi? Orada inek mi sağacaksın?
— Sağarım. İnekler en azından insanı aşağılamaz.
Montunu askıdan aldı. Parmakları titriyordu; fermuarı çekmekte zorlandı ama sonunda başardı.
Mehmet’in sesi bu kez öfke kadar korku da taşıyordu.
— Ayşe, saçmalama! Gel konuşalım. Bir daha yapmam.
— Yaparsın. Çünkü başka türlü davranmayı bilmiyorsun.
— Öğrenirim!
— Hayır. Hoşça kal, Mehmet.
Kapıyı açıp dışarı çıktı. Ahmet ile Fatma da arkasından yürüdüler. Mehmet antrede öylece kaldı. Önce yüzünde öfke vardı, sonra neye uğradığını anlamamış bir şaşkınlık. Bir süre sonra salona döndü. Misafirler sessizce oturuyor, gözlerini nereye çevireceklerini bilemiyordu.
Mehmet kendini toparlamaya çalışarak alaycı bir ses çıkardı.
— Döner. Nereye gidecek? Arkadaşında bir gece kalır, sonra sürüne sürüne geri gelir. Kadınların hepsi böyledir.
Ama Ayşe dönmedi. Ertesi gün de dönmedi, bir hafta sonra da. Bir ay geçti, yine dönmedi.
Mehmet ilk zamanlar öfkeyle aradı. Telefonda bağırdı, eve dönmesini emretti. Sonra sesi değişti; yalvarmaya başladı. Düzeleceğine söz verdi. İş yerine çiçek gönderdi. Okulun önüne kadar geldi. Ayşe ise hiçbirine karşılık vermedi, başını çevirmeden yanından geçip gitti.
Üç ay dolmadan boşanma davası açtı. Bir süre Fatma ile Ahmet’in yanında kaldı, ardından eski bir apartmanda küçücük bir oda kiraladı. Dar, mütevazı ama kendisine ait bir yerdi. Orada kimse ona “inek” demiyordu.
Altı ay sonra Ahmet onu yolda görünce durdu.
— Nasılsın?
Ayşe derin bir nefes aldı.
— Yeniden yaşamayı öğreniyorum. Aynaya bakıp orada çirkin bir kadın görmemeyi öğreniyorum. Yemek yerken kendimden utanmamayı, her lokmada o sözleri hatırlamamayı öğreniyorum. Zor oluyor ama başarıyorum.
Ahmet bir an tereddüt etti.
— Mehmet seni sordu.
— Lütfen. Onunla ilgili hiçbir şey duymak istemiyorum.
— Değişmiş gibi.
Ayşe gözlerini yere indirdi, sonra sakince cevap verdi:
— Belki.
