“Zeynep, senin çalışmana ne gerek var?” diye çıkıştı; Zeynep telefonu kapatıp eşyalarını toplamaya devam etti

Hikâyeler
Bu bencillik utanç verici, beklenmedik ve korkutucu.

Yine de sustu, içine attı. Bunun kalıcı olmadığına inanmak istiyordu. Mehmet’in bu bunalımı atlatacağını, bir gün kendine gelip yeniden eskisi gibi olacağını düşündü.

Derken o gün geldi.

Zeynep ofisteydi. Büyük bir müşteri için hazırlanan sunumun ana fikri üzerinde çalışıyordu. Teslim tarihi ertesi sabah doluyordu; üstelik tasarımcı gerekli dosyaları ancak bir saat önce gönderebilmişti. O gece geç vakte kadar masadan kalkamayacağını biliyordu.

Saat yediye doğru telefonu çaldı.

— Alo, — dedi Mehmet, daha ilk kelimesinden memnuniyetsizliği belli oluyordu. — Saat sekizde evde ol. Murat’la Emre geliyor. Dana eti pişirirsin, yanına da ayran, meşrubat falan alırsın. Anlaşıldı mı?

Zeynep derin bir nefes aldı.

— Mehmet, yetiştirmem gereken bir iş var. Bugün çıkmam mümkün değil…

— Ne dedin sen? — Sesi bir anda alçaldı; ama bu alçalış, bağırmasından daha ürkütücüydü.

— Önemli bir teslim var. Sabah müşteriye sunulacak. Sekizde evde olamam.

— Senin işin de teslimin de umurumda değil! Evde olacaksın!

Cümleyi bitirir bitirmez telefonu kapattı.

Zeynep bir süre kararan ekrana baktı. Ofiste herkes çoktan gitmişti. Koca katta yalnızca onun masasındaki lamba yanıyordu. Önündeki taslaklara eğildi, ajansa büyük bir sözleşme kazandırabilecek o işi tamamlamaya çalıştı. Harfler, renkler, çizgiler birbirine karışıyor; ama o yine de kendini toparlayıp devam ediyordu.

Saat sekiz buçuğu geçtiğinde telefon yeniden çalmaya başladı.

— Nerede sürtüyorsun sen?! — diye kükredi Mehmet. — Sana misafirim gelecek demedim mi?

Zeynep cevap vermedi. Telefonu kulağında tuttu, sadece dinledi. Mehmet’in bağırışlarını, hakaretlerini, suçlamalarını… Ona bencil dediğini, kendisine saygı duymadığını söylediğini, kötü bir eş olduğunu haykırdığını duydu.

Sonra tek kelime etmeden aramayı sonlandırdı.

Bilgisayarın başından kalktı, çantasını topladı, dosyalarını kapattı ve eve doğru yola çıktı.

Dairenin kapısı aralıktı. Misafirler balkonda sigara içiyordu. Mehmet salonda bir aşağı bir yukarı yürüyor, ellerini savura savura arkadaşlarına bir şeyler anlatıyordu. Zeynep’i görür görmez üzerine yürüdü.

— Neredeydin?! İki saattir seni bekliyoruz! Murat’la Emre geldi, ortada yiyecek hiçbir şey yok!

Zeynep onun yanından sessizce geçti, yatak odasına girdi. Dolabın üstünden büyük bir çanta indirdi ve Mehmet’in eşyalarını içine koymaya başladı. Gömleklerini, kotlarını, çoraplarını, iç çamaşırlarını tek tek yerleştirdi.

Mehmet kapının eşiğinde kalakaldı.

— Ne yapıyorsun sen?

Zeynep konuşmadı. Hareketleri sakindi, hatta ürkütücü bir düzen içindeydi. Kıyafetlerin ardından kitaplarını, tıraş takımını, küçük eşyalarını topladı.

— Zeynep, sana diyorum! Ne yapıyorsun? — Bu kez sesi yükselmişti.

Yine cevap alamadı. Zeynep çantanın fermuarını kapattı, iki eliyle kaldırdı ve antreye taşıdı. Mehmet peşinden geldi, bir şeyler söyleyip duruyordu; fakat Zeynep artık onu duymuyor gibiydi.

Kapıyı açtı, çantayı apartman boşluğuna bıraktı. Ardından hiç oyalanmadan odasına geri döndü, kalan eşyaları toplamaya başladı.

— Zeynep, aklını mı kaçırdın?! — diye bağırdı Mehmet. — Bu neyin nesi?

Balkondaki konuşmalar bir anda kesildi. Murat ile Emre, merakla ve mahcubiyetle içeriye doğru bakmaya başladılar.

Zeynep başını onlara çevirdi. Sesi şaşırtıcı biçimde sakindi.

— Çocuklar, kusura bakmayın. Bu akşam burada bitti. Lütfen gidin.

Murat’la Emre aceleyle montlarını aldılar. Ne yapacaklarını bilemeyen bir hâlde kapıya yöneldiler. “Biz yanlış zamana denk geldik galiba,” “Sonra konuşuruz,” gibi anlaşılmaz sözler mırıldanarak dışarı çıktılar.

Zeynep ise Mehmet’in eşyalarını taşımaya devam etti. Ayakkabılarını, evrak çantasını, eski çalıştığı şirketin amblemi olan en sevdiği kupasını bile aldı.

— Zeynep! — Mehmet bu kez kolundan yakaladı. — Sana ne oluyor? Hiç değilse söyle!

Zeynep kolunu sertçe çekip kurtardı. Son kalan parçaları da kapıya doğru götürdü. Tam o sırada torbalardan biri elinden kayıp yere düştü.

Şükrüye'nin Penceresinden