“Eşyalarını toparla” dedi Murat, valizi kapının yanına bırakıp kollarını göğsünde kavuşturarak duvara yaslanırken

Hikâyeler
Bu karar acımasız, haksız ve utanç verici.

Belki bir anlık öfkeyle yapmıştır. İnsan bazen ağzından çıkanı tartamaz. Erkek milletinin damarına basılınca ne diyeceği belli olmaz. Biraz sakinleşir, sonra da senden eve dönmeni ister. İki çocukla tek başına ne yapacaksın?

“Anne,” dedim, sesimi yükseltmemeye çalışarak, “bavulumu kendi elleriyle hazırladı. Eşyalarımı tek tek katlayıp içine yerleştirmiş.”

“E ne olmuş?” diye karşılık verdi annem. “Baban, Allah rahmet eylesin, bir keresinde benim bavulumu kapının önüne koymuştu. Sonra yine kendi elleriyle içeri taşıdı. Kırk yıl aynı yastığa baş koyduk biz.”

Cevap vermedim.

Ona, babamla Murat’ın birbirine hiç benzemediğini anlatmadım.

Babam fabrikada çalışan, kendisinden rica edilince musluğu tamir eden, akşam evine yorgun ama mahcup dönen bir adamdı.

Murat ise bir inşaat şirketi kurmuş, ardından karısını evdeki hizmetli gibi görmeye başlamıştı; canı isteyince kapının dışına koyabileceği biri gibi.

Saat onda Ahmet’in bürosundaydım.

İçerisi eskisi gibiydi: daracık oda, köşede kahve makinesi, raflarda dosyalar. Benim dosyam da çoktan masasının üzerine konmuştu.

Belli ki beni bekliyordu.

“Anlatın bakalım,” dedi, defterini önüne çekerek. “Ne olduysa baştan sona, ayrıntısıyla dinlemek istiyorum.”

Ona bavulu, Murat’ın “Bu ev benim” deyişini, her şeye yeniden başlamak istediğini söylediğini anlattım.

Ahmet dinledi, arada başını sallayıp notlar aldı.

“Elif,” dedi sonunda, “önce mal varlığına bakalım. Daire ne zaman alındı?”

“2016’da. Evlendikten iki yıl sonra. Konut kredisi Murat’ın adına çekilmişti ama ödemeler ortak gelirimizden yapıldı. O zamanlar bir şirkette maaşlı çalışıyordu, maaşı banka hesabına yatardı. Hesap dökümlerini ben de görürdüm.”

“Kredi kapandı mı?”

“Evet. 2022’de. İşleri büyüyünce borcu erkenden kapattı.”

Ahmet dosyayı açıp birkaç kâğıda göz gezdirdi.

“Daire evlilik içinde alınmış. Türk Medeni Kanunu’na göre edinilmiş mal sayılır. Tapuda kimin adı yazdığı ya da taksitleri kimin ödediği tek başına sonucu değiştirmez. Evlilik birliği içinde alınmışsa paylaşılır. BMW de evliyken alındı, değil mi?”

“Evet, 2023’te.”

“M-İnşaat Ltd. Şti. de aynı yıl kuruldu?”

“Evet. Oraya ortak birikimimizi koydu. Ortak hesaptan yaklaşık beş yüz yirmi beş bin lira aktardı.”

Ahmet kaleminin ucuyla defterdeki satırın sonuna bir nokta koydu. Sonra gözlüğünün üzerinden bana baktı.

“Elif, eşiniz sizi hayatından çıkardığını sanıyor. Oysa aslında kendi rahat alanını dağıtmış. Dairenin yarısı sizin hakkınız. Arabanın yarısında da payınız var. Şirket evlilik sırasında, ortak birikimle kurulduğu için orada da talep hakkınız doğar. Ayrıca iki çocuk için nafaka ödemek zorunda kalacak. Gelirinin önemli bir kısmı çocuklara ayrılır. Ben dava dilekçesini hazırlayacağım.”

Saatimin kayışını düzelttim. Kendimi tutamadım.

“Bu ne kadar sürer?” diye sordum.

“İki üç gün içinde başvuruyu yaparım. O zamana kadar Murat’la doğrudan görüşmeyin. Ne konuşulacaksa benim üzerimden yürüsün.”

Annemin evine dönerken telefonumu açtım. Murat’ın bir paylaşım yaptığını gördüm.

Fotoğrafta bizim mutfak vardı. Yeni perdeler takılmıştı. Masanın üzerinde de bir şişe gazoz duruyordu.

Altına şöyle yazmıştı:

İkinci gün. Özgürlük.

On yedi beğeni almıştı.

Arkadaşı Emre yorum yapmıştı:

Helal olsun. Zaten çoktan yapman gerekiyordu!

Can adında biri de yazmıştı:

İmreniyorum sana kardeşim.

Parmağımla ekranı kaydırdım.

Bir sonraki fotoğrafta televizyon kumandası, koltuğun üzerinde bir paket patates cipsi ve Murat’ın sehpanın üstüne uzattığı ayakları görünüyordu.

İşte hayat bu.

Kırk bir yaşındaydı. İki çocuğu vardı. Karısı bir bavulla annesinin evinde kalıyordu. O ise dersten kaçmış bir lise talebesi gibi seviniyordu.

Sonra Zeynep aradı.

“Anne, ne zaman döneceksin?” dedi. “Babam, anneannenin yanına dinlenmeye gittin dedi. Kerem ağlıyor. Seni istiyor.”

“Yakında canım,” dedim. “Çok yakında.”

Telefonu kapattıktan sonra annemin yatağının kenarına oturdum.

Yan odadan tabak çanak sesleri geliyordu.

On iki yılın vardığı yer buydu.

Eski bir bavul. Annemin yatağı. Benim dinlenmeye gittiğimi sanan kızım.

Belki de annem haklıydı.

Belki aramalı, özür dilemeli, eve dönmeliydim.

Çocuklar için.

Dans kursuna giden Zeynep için. Sonbaharda birinci sınıfa başlayacak Kerem için.

Herkes böyle yapmıyor muydu zaten?

Katlanıyorlardı. Affediyorlardı. Geri dönüyorlardı.

Sonra Murat’ın sayfasını yeniledim ve yeni paylaşımı gördüm.

Bu kez fotoğraf, bizim giriş kapımızın yakın planıydı.

Yeni bir kilit takılmıştı. Pirinç kısmı ışıl ışıldı.

Altına şunu yazmıştı:

Yenilenme. Yeni hayat, yeni anahtarlar.

On iki yıl sonra artık kendi evime giremiyordum.

Eşyalarımı almak için bile.

Antredeki rafta duran çocuk fotoğraflarını almak için bile.

İkinci gün kilidi değiştirmişti.

Uygulamayı kapattım, pencereye çevirdim gözlerimi.

Hayır.

Annem yanılıyordu.

Dönebileceğim bir ev kalmamıştı.

O kapıyı kendi eliyle kapatmıştı.

Ertesi gün Ahmet, mal varlığına ilişkin resmî belgeleri isteyecekti.

Bir gün sonra da Murat “özgürlüğünün” bir bedeli olduğunu öğrenecekti.

Hem de çok ağır bir bedeli.

Murat hızlı davranıyordu.

İki gün içinde yalnızca kilidi değiştirmekle ve sosyal medyada özgürlüğünü kutlamakla kalmamış, akrabalara da kendi anlattığı biçimiyle bir hikâye ulaştırmıştı.

Onun hikâyesi.

İlk arayan annesi oldu.

“Elif,” dedi telefonda, sesi titrek ama suçlayıcıydı, “sen benim oğlumu bırakıp gitmişsin, doğru mu? Her şeyi anlattı bana. Eşyalarını toplamış, çekip gitmişsin. O seni yedirdi, içirdi, giydirdi, ev aldı; sen de onu terk ettin öyle mi?”

Telefonu öbür elime aldım. Sert bir cevap vermemek için boşta kalan elimi bacağıma bastırdım.

“Fatma Hanım,” dedim olabildiğince sakin, “bavulumu kapının önüne koyan Murat’tı. Bana toplanmamı söyleyen de oydu. Ben onu terk etmedim. O beni evden gönderdi.”

“Yalan söylüyorsun!” diye bağırdı. “Benim oğlum böyle bir şey yapmaz!”

Ardından telefonu yüzüme kapattı.

Bir saat sonra aile grubuna mesaj düştü. Grupta Murat’ın annesiyle babası, erkek kardeşi ve iki teyzesi vardı.

Murat yazmıştı:

Elif gitmeye karar verdi. Ben de zorla tutacak değilim. Çocuklar benimle kalacak. Daire de şirket de benim, çünkü hepsini ben kazandım. Umarım işi büyütmeden hallederiz.

Sevgi teyze mesaja beğeni bıraktı.

Kardeşi Ozan da şöyle yazdı:

Olay çıkarmamana sevindim. Kadın mı yok, daha iyisini bulursun.

Onun ailesinden hiç kimse, tek bir kişi bile, gerçekte ne olduğunu sormadı.

Şükrüye'nin Penceresinden