— Sen gerçekten her şeyi bağ evi yüzünden yaptığımı mı sanıyorsun?
— Başka ne için olacak? Beş yıldır tek kelime etmedin, evrakları görünce birden dilin çözüldü.
Elif kısa, acı bir gülüş bıraktı.
— Hangi evraklar? Sizin bağ evinizde gözüm yok benim.
— Herkes başta öyle der zaten.
— Ayşe, yeter artık! — diye çıkıştı Fatma.
Ayşe, kırılmış gibi annesine döndü.
— Anne, ben seni korumaya çalışıyorum. Şimdi malını mülkünü onun üzerine yapacaksın, sonra bir bakmışsın Elif ona da hak iddia ediyor. Ne de olsa evin direği o, herkesi o geçindiriyor ya!
Elif’in sesi bu kez dümdüz çıktı:
— Ben hiçbir şeye hak iddia etmiyorum. Bağ evini isterseniz yarın devredin, beni ilgilendirmez.
— Ne kadar da yüce gönüllüsün.
— Ayşe, sana sus dedim! — Mehmet’in sesi yükseldi; elini sandalyenin arkalığına sertçe vurdu. — Bunu buraya neden karıştırıyorsun?
— Ben mi karıştırıyorum? Kadın oturmuş seni herkesin içinde yerin dibine sokuyor!
— Ben ona soru soruyorum, — dedi Elif.
— Annesinin yanında. Üstelik doğum gününde.
— Çünkü annesinin yanında yalan söylüyordu!
Ayşe birden ayağa fırladı.
— Doğru düzgün bir eş, kocasını böyle rezil etmez!
Elif bakışlarını Mehmet’e çevirdi. Mehmet masayla pencerenin arasında durmuştu; yüzü kıpkırmızıydı, gömleğinin en üst düğmesi açılmış, nefes alışverişi hızlanmıştı.
— Peki doğru düzgün bir koca, yıllarca karısının sırtından geçinmediğini, tam tersine karısını kendisinin taşıdığını anlatır mı? Size göre normal olan bu mu?
— Ben öyle bir şey demedim! — diye yine bağırdı Mehmet.
Fatma, beklenmedik bir sakinlikle konuştu:
— Gösterin.
Herkes aynı anda ona döndü.
Mehmet kaşlarını çattı.
— Neyi göstereceğiz?
— Kimin ödediğini. Madem şimdi birbirinizi duymuyorsunuz, kâğıt üzerinde gösterin de bu mesele kapansın.
— Anne, sen ne diyorsun? Mahkemede değiliz.
— Ben sana söylemedim Mehmet.
Fatma’nın gözleri Elif’in üzerindeydi. Sesinde suçlama yoktu; daha çok, basit bir yanlış anlaşılma bulup her şeyi eski yerine koymak isteyen bir insanın şaşkınlığı vardı. O eski yerde, oğlu hâlâ güvenilir, güçlü ve her şeyi yoluna koyan adamdı.
Elif çantasından telefonunu çıkardı.
Mehmet dudaklarının kenarında buruk bir alayla mırıldandı:
— Harika. Şimdi hesap dökümü dinleyeceğiz demek.
Elif ona cevap vermedi. Banka uygulamasını açtı, kayıtlı dekontların arasında gezindi, ev alımı için yapılan para transferlerini buldu. İlk ödeme tutarı ekranda neredeyse bütün satırı kaplıyordu.
Telefonu Fatma’ya uzattı.
— Bu ilk peşinat. Tarih de burada yazıyor.
Fatma gözlüğünü taktı, ekranı yüzüne yaklaştırdı.
— Burada senin soyadın görünüyor.
— Çünkü parayı ben gönderdim.
Ayşe hemen araya girdi:
— Belki ortak hesaptandır.
— Benim kişisel hesabımdan. O zaman ortak hesabımız bile yoktu.
Elif telefonu geri aldı. Fotoğrafların olduğu klasörü açtı; ileride gerekebilir diye sakladığı elektronik tapu kaydının görüntüsünü buldu. Ekranda dairenin adresi, tescil tarihi ve maliklerin isimleri görünüyordu.
— Daire ikimizin üzerine kayıtlı, — dedi. — O dönem böyle anlaşmıştık. Ben bunu hiçbir zaman sorun etmedim.
Ardından uygulamaya yeniden girip Mehmet’in kredi ödemesine ait havaleyi gösterdi. Sonra da bankanın ayrı işlem olarak kaydettiği araba ödemesini buldu.
Telefon bu kez masanın üstünde, Fatma’nın önünde duruyordu. Ayşe boynunu uzatıp ekrana yaklaşmaya çalıştı, parmaklarıyla görüntüyü büyütmek istedi; fakat Fatma telefonu ondan uzaklaştırdı.
— Mehmet, — dedi ağır ağır. — Bize neden yalan söyledin?
Mehmet yeniden sandalyeye oturmak istedi, ama kenarı tutturamayınca sandalye kaydı; eliyle düzeltip öyle oturabildi.
— Yalan söylemedim… Sadece ayrıntılara girmedim.
— Sen daireyi kendi başına aldığını söyledin. Bunu yıllarca anlattın.
— Çünkü biz aileyiz! Parayı kimin gönderdiğinin ne önemi var?
Fatma’nın sesi daha da inceldi:
— O zaman neden bunun Elif’in parası olduğunu söylemedin?
— Çünkü sen üzül diye istemedim.
— Neye üzülecektim?
Mehmet önce kız kardeşine, sonra Elif’e baktı. Derin bir nefes aldı.
— O zaman iş konusunda sıkıntılarım vardı. Sen de her telefonda tansiyonun çıkıyordu, unuttun mu?
— Benim tansiyonum gerçeği duyunca çıkmazdı!
— Anne, lütfen başlama.
— Ben başlamıyorum. Beş yıldır herkese oğlum kendi emeğiyle ev aldı diye anlattım. Demek ki ben de yalan söylemişim.
— Ben mi senden herkese anlatmanı istedim?
Ayşe masaya doğru biraz daha yaklaştı.
— Tamam, diyelim ki bir kere yalan söyledi. Ne yapalım şimdi, adamı darağacına mı çıkaralım? Utanmış işte. Bir erkek işini kaybetmiş, karısı ondan fazla kazanıyormuş. İnsan bunu anlayabilir.
— Anlaşılabilir, — dedi Elif. — Ben de o zaman onu anlamıştım zaten.
— O hâlde anlamaya devam etseydin! Şimdi mesele ne?
— Sonra çalışmaya başladı. Ama yine de her şeyi kendisi almış gibi anlatmayı sürdürdü.
— Çünkü sen buna izin verdin!
Mehmet başını hızla kaldırdı.
— Ayşe!
— Ne var Ayşe’de? Beş yıl sustu. Bağ evi senin üzerine yapılacak denene kadar hiçbir şeyden rahatsız değildi.
Elif telefonu çantasına koydu.
— Bir konuda haklısın. Ben sustum.
Ayşe zafer kazanmış gibi atıldı:
— İşte.
— Çünkü bu hikâyeyi sizin kendiliğinizden kurduğunuzu sandım. Mehmet’i olduğundan daha başarılı görmeye alıştınız zannettim. Size hazır hazır ayrıntılar verdiğini bilmiyordum.
Mehmet’in yüzü gerildi.
— Ne ayrıntısıymış bunlar?
— Sözde sattığın eski araba mesela. Sözde biriktirdiğin peşinat. Benim de o sırada işte daha yeni alışmaya çalıştığım masalı.
— Belki bir kere söylemişimdir!
— Üç ayrı hikâye bir kere söylenerek mi oluştu?
— Allah aşkına Elif, daha ne kadar uzatacaksın?
— Ben de tam onu merak ediyorum, ne kadar uzayacak?
Mehmet ona baktı; fakat göz göze gelmeleri bir saniyeden uzun sürmedi. Hemen bakışlarını kaçırdı.
Fatma, bağ eviyle ilgili evrakların bulunduğu dosyayı kapattı.
— Ben şimdilik hiçbir yere imza atmıyorum.
— Anne, bağ evinin bununla hiçbir ilgisi yok, — dedi Mehmet.
— Biliyorum. Zaten o yüzden atmıyorum.
Dosyayı eline aldı, salonun köşesindeki dolaba doğru yürüdü ve eski albümlerin durduğu rafın arasına kaldırdı.
