Bu gerçekle birlikte Ayşe’nin göğsünde bir sıkışma başladı. Madem daire için gereken ödeme yapılmıştı, o hâlde Mehmet neden onun cipinin satışından gelecek beş yüz yirmi beş bin liraya bu kadar ihtiyaç duyuyordu?
Dosyaları karıştırmayı sürdürdü. Stüdyo daireye ait evrakların bulunduğu şeffaf dosyanın altında başka bir sözleşme daha vardı. Kalın, parlak beyaz kâğıdın üst köşesinde tanınmış bir otomobil bayisinin amblemi duruyordu. Bu, bir araç alım satımına ilişkin ön sözleşmeydi. Alıcı hanesinde Mehmet’in adı yazılıydı. Satın alınacak araç ise gösterişli, iri gövdeli, siyah boyası ve krom detaylarıyla dikkat çeken, pahalı bir Çin markasına ait arazi aracıydı. Bedeli neredeyse bir milyon yedi yüz elli bin liraydı.
Ödeme planı bölümünde ise her şey açıkça yazılmıştı: peşinat, beş yüz yirmi beş bin lira. Yatırılması beklenen tarih de önlerindeki salı günüydü.
Ayşe elindeki kâğıtlarla birlikte ağır ağır sandalyeye çöktü. Parmakları belgeleri öyle sıkıyordu ki kâğıtların kenarları buruşmuştu. Dağınık duran bütün parçalar bir anda birleşmiş, karşısında iğrenç ve apaçık bir tabloya dönüşmüştü.
Daha dün göğsünü tutup acıklı yüz ifadeleriyle onu vicdansızlıkla suçlayan, kendisini sevecen ve fedakâr bir eş gibi gösteren Mehmet, meğer yalnızca arabasını yenilemek istiyordu. Meslektaşlarının ve hafta sonu birlikte vakit geçirdiği adamların gözünde daha güçlü, daha varlıklı görünmek için kocaman bir arazi aracına binmeyi kafasına koymuştu. Kendi birikimi yoktu. Bunun üzerine aklınca parlak bir yol bulmuştu: kızının ev meselesini Ayşe’nin duygularını sıkıştıracak bir kaldıraç gibi kullanmak. Görünüşe bakılırsa Elif ve annesi de bu oyunun içindeydi. Mehmet’e ayak uydurmuş, ortada acil bir ihtiyaç varmış gibi davranmışlardı. Mehmet de Ayşe’nin arabasını sattıracak, parayı “çocuğa yardım” bahanesiyle alacak, sonra doğruca otomobil bayisine götürecekti.
Ayşe kâğıtlara bakarken ne gözyaşı döktü ne de bağırıp çağırma isteği duydu. Tam tersine, içine buz gibi bir sakinlik yayıldı. Yıllar boyunca verdiği tavizler, susup sineye çektiği kırgınlıklar, karşısındakini anlamaya ve affetmeye çalıştığı bütün zayıflıklar bir sabah sisi gibi dağılıp gitti. O an, Mehmet’in gözünde gerçekte ne olduğunu bütün çıplaklığıyla gördü: gerektiğinde hoyratça harcanabilecek, bedava ve kullanışlı bir kaynak.
Pazar akşamı Mehmet eve döndü. Yüzü açık havadan kızarmıştı; üstüne sinmiş is, duman ve dışarıda geçirilmiş uzun bir günün kokusunu da beraberinde getirmişti. Antrede ayakkabılarını gürültüyle çıkardı, sonra alıştığı sıcak yemeği masada bulacağından emin adımlarla mutfağa yöneldi.
Fakat ocak bomboştu. Ayşe mutfak masasının başında oturuyordu. Önünde düzenli biçimde ayrılmış iki deste çıktı vardı. Yan tarafta ise bir seyahat çantası duruyordu. Daha doğrusu bu, Mehmet’in büyük spor çantasıydı; Ayşe onun eşyalarını çoktan içine yerleştirmişti.
Mehmet boş buzdolabına göz atarak neşeli görünmeye çalıştı.
— Hayırdır, bize misafir mi geliyor? Bu çantalar ne böyle? Ayşe, sen markete de mi uğramadın? Açlıktan midem kazınıyor.
Ayşe başını kaldırdı. Sesi dümdüzdü; içinde öfke de yoktu, kırgınlık da. Sanki her şey çoktan bitmişti.
— Otur, Mehmet.
Mehmet döndü, karısının bedenindeki gerginliği fark etti. Keyfi bir anda kaçtı ama yine de isteksizce karşısındaki tabureye oturdu.
— Yine ne oldu? Arabayı hâlâ alıcıya göstermedin mi? Adam beni aradı, söylenip durdu. Senin yüzünden elin adamına mahcup oldum.
Ayşe ilk kâğıt destesini onun önüne itti.
— Sen asıl kendi karşında mahcupsun, Mehmet. Şunlara bak. Bu, Elif’in dairesi için yapılan sözleşmenin kopyası. İlk ödeme iki yüz on bin lira. Üç gün önce annesi tarafından eksiksiz yatırılmış. Elif’in eve yerleşebilmesi için senden ya da benden yedi yüz bin lira istenmiyor.
Mehmet’in yüzündeki kızarıklık bir anda silindi. Az önce sağlıklı ve keyifli görünen teni soluk, eski bir kâğıt gibi renksizleşti. Yerinde kıpırdandı, ağzını açtı; fakat Ayşe ona konuşma fırsatı vermeden ikinci deste kâğıdı önüne sürdü.
— Bu da otomobil bayisiyle yaptığın arazi aracı ön sözleşmesi. Peşinat tutarı tam beş yüz yirmi beş bin lira. Benim Kia’yı satarak elde etmeyi planladığın para. Yani beni toplu taşımaya mahkûm edip kendi keyfine yeni bir araç almak için ayarladığın para.
Mehmet güçlükle yutkundu. Gözleri mutfağın içinde oradan oraya kaçtı; sanki tutunabileceği bir bahane arıyordu.
— Ayşe… Sen yanlış anlamışsın. Onlar eski evraklar. Sadece fiyatlara bakmıştım, insan hayal de mi kuramaz? Daire meselesine gelince… Evet, eski eşim parayı son anda bulmuş. Sana söyleyecektim, aklımdan çıkmış işte.
Ayşe yorgun bir ifadeyle başını hafifçe iki yana salladı.
— Kendini daha fazla küçük düşürme, Mehmet. Sözleşmelerin tarihleri yeni. Otomobil bayisine verdiğin sembolik on bin liralık kaporanın dekontu da geçen salı gününe ait. Hani bana zavallı kızın kalacak yeri yok diye acıklı bir gösteri yaptığın gün. Elif’le birlikte bu oyunu, beni arabasız bırakıp sana yeni oyuncağını aldırmak için kurmuşsunuz.
