“Senin Kia’yı tabii ki!” dedi Mehmet, mutfakta sevinçle haber verirken Ayşe elindeki spatulayla dona kaldı

Hikâyeler
Böylesi acımasızlık kabul edilemez artık.

— Benim evraklarımı karıştırmaya nasıl cüret edersin sen?! — diye birden parladı Mehmet; köşeye sıkışınca saldırıya geçmeyi seçmişti. Belli ki en iyi savunmanın hücum olduğuna karar vermiş, bu yolu sonuna kadar zorlayacaktı. — Orası benim özel alanım! Sınırlarımı çiğnedin!

Ayşe’nin sesi buz gibi sakindi.

— Aidatını, faturalarını benim ödediğim bu evde, beni zarara uğratmak için yaptığın planları saklayabileceğin bir “özel alanın” yok.

— Zarara uğratmak mı? — Mehmet’in yüzü kıpkırmızı kesildi. — Ben senin kocanım! Bu evin erkeğiyim! Eski püskü Ford’la geziyorum, insanların içine çıkmaya utanıyorum. Sen kadınsın, gösterişli arabayla ne işin olur? Küçük bir arabaya da binerdin, olmadı otobüse binerdin. Ben ailemiz için uğraşıyorum; yazlığa, bağ evine rahat rahat gidelim diye düşünüyorum. Sen ise her kuruşun hesabını yapıyorsun. Cimri, hesapçı, dar kafalı bir kadın olmuşsun!

Mehmet ayağa fırladı, kollarını savura savura odanın içinde dolanmaya başladı. Erkeklik gururundan, Ayşe’nin onun sözünü hiçe saymasından, evde kendisine gereken saygının gösterilmediğinden dem vurdu. Bir ara işi duygu sömürüsüne kadar vardırıp üç yıl önce koridordaki süpürgelikleri kendi elleriyle monte ettiğini hatırlattı. Ona göre bütün bunlar anlaşılmayı hak ettiğinin kanıtıydı. Üstelik Ayşe’nin ondan derhâl özür dilemesi, bu güvensizliğini telafi etmesi gerekiyordu.

Ayşe, çenesini avucuna dayamış, sessizce onu dinledi. İçinde artık kırgınlığa benzer bir şey bile kıpırdamıyordu. Sadece derin, soğuk bir tiksinti vardı.

Mehmet’in sesi kısılıp nefesi tükendiğinde Ayşe yerinden kıpırdamadan konuştu:

— Çantan hazır, Mehmet. Olta takımlarını da koridorda kılıflarına koydum. Bu evin anahtarlarını komodinin üzerine bırak. Sonra da istersen otomobil bayisine yürüyerek git; vitrinin arkasından o arazi aracına bakıp bakıp iç geçirirsin.

Mehmet, gerçekten şaşırmış gibi gözlerini açtı.

— Beni bu saatte kapının önüne mi koyuyorsun?

— Elif’in yeni, ferah stüdyo dairesine gidebilirsin. Ha, doğru ya, orası hâlâ kaba inşaat hâlindeydi. Zararı yok; betonun üstüne bir yatak serersin. Hem böylece kendini iyice sert ve dayanıklı bir erkek gibi hissedersin.

Mehmet’in evden çıkması uzun sürdü ve oldukça gürültülü oldu. Merdiven boşluğuna kadar gidip birkaç kez geri döndü. Boşanmakla tehdit etti, mal paylaşımından söz etti, Ayşe’nin ömrünün sonuna kadar yalnız kalacağını, bir gün dizlerinin üzerine çöküp ona geri dönmek için yalvaracağını söyledi. Sonunda kapı kesin olarak kapandı.

Ayşe kilidi iki kez çevirdi. Ardından mutfağa geçti, masanın üzerinde duran bütün kâğıtları tek hamlede çöpe attı. Kendine demli, mis gibi kekik kokan bir çay hazırladı. Fincanı avuçlarının arasına aldığında, göğsünün üzerindeki ağır taş sanki yerinden kalkmıştı. Nefes almak, uzun zaman sonra ilk kez bu kadar kolay geliyordu.

Aradan dört ay geçti.

Şehir, kirli kış artıklarını üzerinden silkeleyip ilkbaharın serin yağmurlarıyla yıkanmıştı. Ayşe, yıkamadan yeni çıkmış gibi parlayan Kia’sını mobilya fabrikasının önüne park etti. O sabah içi hafifti; uzun süredir hissetmediği kadar huzurluydu. Daha birkaç gün önce, düzenli biçimde yüksek satış rakamlarına ulaşmasını ve karmaşık tasarım sorunlarını sakinlikle çözmesini takdir eden müdür, onu proje bölümünün başına getirmişti. Artık ağır numune çantalarını taşımasına gerek kalmıyordu; bu işleri genç çalışanlar üstleniyor, Ayşe ise aydınlık odasından bütün süreci yönetiyordu.

Boşanma da beklediği kadar sancılı geçmemişti. Mehmet’in mal paylaşımıyla ilgili savurduğu tehditler, gerçeklerin duvarına çarpıp dağılmıştı. Dairenin kredisi evlilikten önce Ayşe tarafından kapatılmıştı; Mehmet’in yıllardır anlattığı, tadilata büyük katkılar yaptığı masalıysa hiçbir belgeyle desteklenememişti.

Ortak tanıdıklar aracılığıyla kulağına bazı haberler geliyordu. O gösterişli arazi aracının alınması elbette gerçekleşmemişti. Mehmet, otomobil bayisine verdiği kaporayı da geri alamamıştı. Eski eşi ve Elif’le aynı çatı altında yaşamak sandığı gibi kolay olmamış; stüdyo dairenin tadilatına para yetmediği için orada her gün kavga çıkmaya başlamıştı. Sonunda Mehmet, şehrin uzak bir semtinde küçücük bir oda kiralamak zorunda kalmıştı. Hâlâ eski Ford’una biniyor, iş yerindeki insanlara da kurnaz eski karısının onun parlak maddi planlarını nasıl mahvettiğini anlatıp duruyordu.

Birkaç kez Ayşe’yi aramayı denedi. Uzun uzun mesajlar yazdı; hatalarını anladığını, geçmişlerinin hatırına her şeye tertemiz bir sayfa açmaya hazır olduğunu söylüyordu. Ayşe bu yazıların sonuna bile gelmiyordu. Numarayı görür görmez engelliyor, mesajları da hiç düşünmeden siliyordu.

Eski oyunların artık onun üzerinde hiçbir etkisi kalmamıştı. Ayşe, kendisine ve emeğine değer vermeyi öğrenmişti. Gerçek ilginin insanı kendinden vazgeçmeye zorlamadığını, sevginin de bir başkasının bencilliği uğruna elde avuçta ne varsa feda etmekle ölçülemeyeceğini anlamıştı.

Akşamları güvenli, sıcak ve düzenli evine dönerken içi sessiz bir sevinçle doluyordu. Şimdi tatil planı yapıyordu; yıllar sonra ilk kez, eski kocasının tasarruf bahanesiyle seçtiği ucuz pansiyonlardan birine değil, denizi gören güzel bir otele gidecekti. Üstelik bu kez kimse için değil, yalnızca kendisi için.

Şükrüye'nin Penceresinden