— Aklını mı kaçırdın sen, Murat? — diye patladı Elif. — Seni evime aldım çünkü bana huzurlu bir hayat, ilgi, emek, güven vaat ettin. Daha ilk günden karşıma geçip annenin bitmek bilmeyen isteklerini benim karşılamamı mı bekliyorsun? Benim kazancım bana aittir. Annen de senin meselen. Eski eşinin sırtına binmeye alışmış olabilir ama bu, gelip benim sırtıma da yerleşeceği anlamına gelmez.
Murat ne diyeceğini bilemeden gözlerini kırpıştırdı. Bugüne kadar annesiyle ilgili para meselelerinin tamamını Zeynep halletmişti. Gerekli tutarı bir şekilde bulan, ortam gerildiğinde sözleri yumuşatan, Hatice’yi sakinleştirmeyi başaran hep Zeynep olmuştu. Elif ise bambaşka biriydi. Kendi sınırlarını keskin çizgilerle belirliyor, başkasının derdini kendi yükü saymıyordu.
— Ama Elif… sonuçta annem, — dedi Murat çaresizce. — Ustalar yarın geleceklermiş. Ben şimdi ona ne söyleyeceğim?
Elif koltuktan kalkarken sesi buz gibi çıktı:
— Ustaları iptal etmesini söyle. Bir de özel numaramı bir daha aramasın. Onun yakınmalarını dinlemek zorunda değilim. Eğer sen beni kendi akrabalarının dertlerinden uzak tutamıyorsan, o zaman bizim ilişkimizi de yeniden düşünmemiz gerekir.
Murat kanepede olduğu yerde kaldı. Sanki bastığı zemin bir anda altından çekilmişti. Genç ve güzel bir kadınla kuracağını sandığı rahat, gösterişli hayat hayali daha ilk günden derin bir çatlak vermişti.
Ertesi gün Hatice, ne Zeynep’e ne de oğluna ulaşamayınca, yıllardır işe yaradığını düşündüğü yönteme başvurmaya karar verdi: herkesin ortasında olay çıkarmak. Doğruca Zeynep’in çalıştığı kamu hizmetleri merkezine gitti.
Geniş salonda sıra bekleyen çok sayıda insan vardı. Kimi elindeki evrakları karıştırıyor, kimi ekrandaki numaraları takip ediyordu. Tam o sırada giriş kapıları gürültüyle açıldı ve Hatice kararlı adımlarla içeri daldı. Hiç oyalanmadan danışma bankosuna yöneldi. Bankonun arkasında Zeynep, yaşlı bir adama emeklilik işlemleriyle ilgili bilgi veriyordu.
— Zeynep! — diye bağırdı Hatice, sesi bütün salona yayıldı. — Telefonları niye açmıyorsun? Beni hayatından böyle kolayca silebileceğini mi sandın?
Zeynep, karşısındaki vatandaşa kibarca gülümsedi, bir dakika beklemesini rica etti ve başını Hatice’ye çevirdi. Yüzünde mesleğinin gerektirdiği sakin ifade vardı; oysa göğsünün içinde bir şey sıkışıp kalmış gibiydi.
— Merhaba Hatice Hanım, — dedi ölçülü, resmi bir sesle. — Şu anda görevimin başındayım. Eğer evrak ya da başvuru işlemleri için geldiyseniz lütfen cihazdan sıra numarası alın. Kişisel bir mesele için buradaysanız, sizden ricam dışarı çıkmanız. Çalışma düzenini aksatıyorsunuz.
— Evrak mı? — Hatice’nin sesi daha da yükseldi. — Benim yazlıkta ustalar para bekliyor! Sen burada taş gibi yüzle oturuyorsun! O on altı bin lirayı bana göndermek zorundaydın! On iki yıl sana katlandım, sana aile olmayı öğrettim, yol gösterdim. Sen de kocanla ilk kavganızda acısını benden, zavallı yaşlı bir kadından çıkarmaya kalktın!
Salonun üzerine ağır bir sessizlik çöktü. Bekleyenlerin çoğu başını kaldırmış, gözlerini bankoya dikmişti. Kimse numarasını takip etmiyor, herkes bu beklenmedik sahneyi izliyordu.
Zeynep bakışlarını kaçırmadı. Yıllarca “aile sorumluluğu” sözlerinin arkasına saklanarak onu istediği gibi yönlendiren kadının gözlerinin içine doğrudan baktı. İçinde yükselen eski korkuya rağmen bu kez geri adım atmayacaktı.
— Hatice Hanım, — diye söze başladı Zeynep; sesi artık yalnızca ona değil, salondaki herkesin duyacağı kadar net ve güçlüydü.
