“Bugün akşama kadar bana on beş bin yedi yüz elli” diye para isteyen kayınvaliye Zeynep, Murat’ın gitmesinin şokuyla sessizce telefonu açtı

Hikâyeler
Bu adaletsiz, aşağılayıcı sessizlik dayanılmazdı.

— Oğlunuz Murat beni başka bir kadın için terk etti. Artık biz bir aile değiliz. Sizin çitinizden, tadilatınızdan, isteklerinizden ben sorumlu değilim. Bir oğlunuz var; maddi yardım isteyecekseniz ona başvuracaksınız. Şimdi lütfen bu kamu kurumunu terk edin. Aksi hâlde, düzeni bozduğunuz için güvenliği çağırmak zorunda kalacağım.

Hatice Hanım’ın yüzü bir anda kıpkırmızı kesildi. Zeynep’in yine eskisi gibi sineceğini, kalabalığın içinde mahcup olup susacağını, insanların bakışlarından korkup geri adım atacağını sanmıştı. Yıllarca böyle olmuştu çünkü. Birkaç sert söz, biraz suçlama, biraz da “el âlem ne der” baskısı yetmişti.

Ama karşısında artık o eski Zeynep yoktu.

Bankonun arkasında dimdik duran kadın, ne bakışını kaçırıyor ne de sesini titretmemeye çalışıyordu. Kendinden emin, özgürlüğünün farkına varmış, başkalarının ayıplamasından korkmayı bırakmış biriydi artık. Dedikoduların, sitemlerin, akrabalık adı altında yüklenen borçların onun üzerinde eski gücü kalmamıştı.

— Sen… sen bunun bedelini ödeyeceksin! — diye bağırdı Hatice Hanım.

Fakat bu çıkışın içinde eskiden olduğu gibi keskin bir tehdit yoktu. Sesi kırılmış, öfkesi bile gücünü yitirmişti. Bir an daha orada kalırsa herkesin gözünde daha da küçüleceğini anlamış gibi sertçe arkasını döndü. Çantasını koluna sıkıştırıp hızlı adımlarla kapıya yöneldi. Salondaki insanların sessiz ama ağır bakışları sırtına birer taş gibi çarpıyordu.

Az önce işlem için bankoya yaklaşmış olan yaşlı adam, Hatice Hanım’ın çıkışını izledikten sonra Zeynep’e saygıyla başını eğdi.

— Aferin kızım, — dedi yumuşak ama içten bir sesle. — Doğru olanı yaptın. İnsan başkasının yükünü ömür boyu sırtında taşıyamaz. Hadi, biz de şu formumuza dönelim.

Zeynep derin bir nefes aldı. Parmakları hâlâ hafifçe titriyordu ama bu titreme korkudan çok, yıllardır içinde biriken düğümün çözülmesindendi. Önündeki evraka baktı, kalemini eline aldı ve işine devam etti. Sanki az önce hayatında görünmez bir kapı kapanmış, başka bir kapı sessizce aralanmıştı.

Aynı akşam Hatice Hanım, bomboş yazlığında tek başına oturuyordu. Bahçedeki yarım kalmış işler öylece duruyor, çitlerin yenilenmesini bekleyen alan akşam karanlığında daha da bakımsız görünüyordu. Ustalar gelmemişti; çünkü peşinatı yatıramamıştı. Murat telefonlarına cevap vermiyordu. Belli ki yeni hayatındaki kadının öfkesinden çekiniyor, annesiyle uğraşmayı göze alamıyordu.

Hatice Hanım uzun yıllardan sonra ilk kez bulunduğu yeri bütün çıplaklığıyla gördü. Rahat düzeni, yazlığı, bitmeyen istekleri, her seferinde bir şekilde karşılanan ihtiyaçları aslında kendi gücüne dayanmıyordu. Bütün o alışılmış konfor, hor gördüğü gelinin sabrının ve dürüstlüğünün üzerinde yükselmişti. O temel çekilince geriye ne güvence kalmıştı ne de eski hükmü.

Zeynep ise mesaisini bitirmiş, akşamın serinliğinde evine doğru yürüyordu. Sokak lambaları yeni yeni yanmış, şehrin gürültüsü günün telaşından yavaşça sıyrılmaya başlamıştı. Ciğerlerine dolan serin havayı uzun uzun içine çekti. Onu bekleyen ev sessizdi, evet. Ama bu sessizlik artık ürkütücü değildi. Aksine, ilk kez yalnızlık ona boşluk değil, geniş bir nefes alanı gibi geliyordu.

Hafta sonu için kimseye hesap vermek zorunda değildi. İsterse uzun zamandır aklında olan o dinlenme tesisine gidebilirdi. İsterse öğlene kadar uyur, sonra kendine güzel bir kahvaltı hazırlar, günü ağır ağır geçirirdi. Belki de evine yeni eşyalar alırdı; yalnızca kendi zevkine göre seçeceği, kimsenin beğenip beğenmemesini umursamayacağı şeyler.

Büyük bir alışveriş merkezinin vitrininden geçerken gözleri bir valize takıldı. Koyu zümrüt renginde, şık, sağlam ve pahalı görünen bir valizdi bu. Zeynep istemsizce durdu. Camın ardındaki valize bakarken içinde yıllardır bastırdığı bir arzu kıpırdadı. Hep yolculuk yapmak istemişti. Yeni yerler görmek, deniz kenarında yürümek, kendisi için bir çay söyleyip saatlerce oturmak… Ama para her defasında Murat’ın ailesinin bitmeyen ihtiyaçlarına gitmişti.

Şimdi öyle olmayacaktı.

Camdaki yansımasına baktı. Gördüğü kadın yorgundu ama kırılmış değildi. Dudaklarına hafif, sakin bir gülümseme yerleşti. Ardından hiç tereddüt etmeden mağazanın cam kapısını itti ve içeri girdi.

Hayat, sanki ilk kez gerçekten ona aitmiş gibi başlıyordu. Bu yeni hayatta Zeynep’in kimseye borcu yoktu; ne sabrını, ne kazancını, ne de mutluluğunu başkalarına teslim etmek zorundaydı.

Valizin parasını ödeyip dışarı çıktığında telefonu cebinde sessizdi. Ne buyurgan aramalar, ne suçlayıcı mesajlar, ne de başkalarının sorunları vardı artık. Yalnızca özgürlük ve kendi mutluluğunu kendi elleriyle kuracağına dair berrak bir inanç vardı.

Aradan altı ay geçti. Zeynep sakin, huzurlu ve kendine ait bir düzen kurmuştu. Eski akrabalarını neredeyse unutmuşken, bir akşam kapısının önünde solgun yüzlü, dağınık hâlde Murat belirdi. Her şeyini kaybetmiş gibi görünüyordu. Onu dinlemesi için yalvarıyordu; çünkü anlaşılan o parlak görünümlü Elif büyük bir sır saklamıştı ve bu sır şimdi Murat’ı hem büyük bir maddi yıkımın hem de tek evini kaybetmenin eşiğine sürüklüyordu.

Şükrüye'nin Penceresinden