Babam hiçbir zaman ayyaş biri olmadı. Ben on iki yaşındayken, sağlığa zararlı bir işte yıllarca çalışmasının bedelini akciğer kanseriyle ödedi ve vefat etti. Onun hatırasının kirletilmesine de kimseye müsaade etmem.
Sonra yüzünü kocasına çevirdi. Murat başını öne eğmiş, suçüstü yakalanmış bir çocuk gibi olduğu yerde dikiliyordu.
— Ya sen? — diye sordu Ayşe, sesi artık buz gibiydi. — Bir şey söylemeyecek misin? Az önce annemle babama, aileme, bana hakaret etti. Sen buna göz mü yumacaksın? Onun yanında mı duruyorsun?
Murat nihayet başını kaldırdı. Gözlerinde öyle derin bir çaresizlik vardı ki Ayşe’nin içi bir anlığına burkuldu. Ama yalnızca bir an.
— Ayşe, annemi bilirsin işte, — diye geveledi. — Kötü niyetinden söylemedi. Birden parladı sadece. Yaşlandı artık. Sen de çocuk gibi her söze alınma. Ağzından saçma bir şey çıktı, kimin başına gelmez ki?
— Saçma bir şey çıktı, öyle mi? — Ayşe onun sözünü ağır ağır tekrarladı. — Yıllardır beni adım adım yok sayıyor, kişiliğimi eziyor; sen buna “saçma bir söz” diyorsun. Benim kazancımı nasıl paylaşacaklarını arkamdan konuşuyorlar; sen “olur böyle şeyler” diyorsun. Bana da aileme de en ağır hakareti ediyor; sen benden kırılmamamı istiyorsun.
— Peki ne yapayım yani, annemle kavga mı edeyim? — Murat bir anda sesini yükseltti. O bağırışın içinde öyle büyük bir acizlik vardı ki Ayşe her şeyi o anda, bütün çıplaklığıyla gördü. — Onu kapı dışarı mı atayım? O benim annem, anlıyor musun? Annem!
— Ben de senin karınım, — dedi Ayşe. — On iki yıldır senin ailenim. Ama anlaşılan sen bunu hiç kavrayamamışsın.
Daha fazla durmadı. Mutfağı terk edip yatak odasına geçti. Gardırobun en üst rafından küçük seyahat çantasını indirdi ve eşyalarını içine yerleştirmeye başladı. Elleri öylesine titriyordu ki bluzlar, kazaklar parmaklarının arasından kayıp yatağın üzerine düşüyordu.
Bir dakika bile geçmeden Murat kapıda belirdi.
— Ne yapıyorsun sen? — diye sordu korkuyla.
— Eşyalarımı topluyorum. Bir süre Elif’te kalacağım.
— Ayşe, saçmalama Allah aşkına! Sıradan bir tartışma yüzünden evi mi terk edeceksin? Kendini mi ağırdan satıyorsun? Annem pişman olmuştur, eminim!
Koridordan Emine Hanım’ın sesi duyuldu:
— Bırak gitsin! Nereye isterse oraya gitsin! Gelin dediğin bulunur, bundan iyileri de çıkar karşımıza! Kendini ne sanıyor, prenses mi?
Ayşe acı acı gülümsedi, makyaj çantasını bavulun içine attı.
— Duydun mu? — dedi kocasına dönerek. — Annen pişman değil. Umurunda bile değil. Galiba senin de umurunda değil. Senin için önemli olan tek şey düzenin bozulmaması. O istediği saatte gelsin, beni ezsin, sen de hiçbir şey yokmuş gibi davran. Ben susayım, gülümseyeyim ve ödemeye devam edeyim.
— Bunu yarın konuşalım! — Murat çantayı elinden almaya yeltendi. — Şu an sinirlisin, ağzından istemediğin laflar çıkacak, sonra sen pişman olacaksın!
Ayşe fermuarı sertçe çekti; az kalsın Murat’ın parmakları arada kalıyordu.
— On iki yıl, — dedi, gözlerini onun gözlerine dikerek. — Tam on iki yıl bir şeylerin değişeceğini umdum. Sen ise bütün bu zaman boyunca oturup annenle benim kendi kendimize hesaplaşmamızı bekledin. Sen koca değilsin, Murat. Sen aynı evde kalan bir kiracısın. Benimle aynı çatının altında yaşayıp maaşımdan, emeğimden faydalanan birisin sadece.
— Bu doğru değil! — diye bağırdı Murat. — Ben seni seviyorum! Bunu biliyorsun!
— Seviyor musun? — Ayşe paltosunu giyerken ona baktı. — O zaman neden bir kez olsun annene “Dur, o benim karım, ona minnettarım” demedin? Neden konut kredisini ben öderken sen kendi maaşına dokunmadan oturuyorsun, bunu ona söylemedin? Emekli maaşı yetmediğinde onu doktor doktor gezdirenin, pahalı ilaçlarını alanın ben olduğumu neden hatırlatmadın? Beni her seferinde “pazarcı” gibi, “sonradan görme” gibi aşağılamasına neden izin verdin de aynı gün gelip benden yakıt parası istedin?
Murat sustu. Ağzı açılıp kapanıyor, ama tek kelime çıkmıyordu; karaya vurmuş balık gibiydi.
— İşte bu yüzden, — dedi Ayşe. — Verecek cevabın yok.
Çantasını omzuna aldı ve çıkışa yöneldi. Kapıya geldiğinde bir kez daha dönüp kayınvalidesine baktı. Emine Hanım mutfağın eşiğinde, kollarını göğsünde kavuşturmuş duruyordu. Yüzünde zafer kazanmış birinin kibirli ifadesi vardı.
— Ne oldu, hâlâ duruyor musun? — diye alay etti. — Gidiyorsan git. Yolun açık olsun. Ama şunu aklından çıkarma: Bu daire bizim. Geri dönersen bizim kurallarımıza göre yaşayacaksın.
Ayşe ona uzun uzun, sanki ilk kez görüyormuş gibi baktı. Ardından bakışlarını Murat’a çevirdi.
— Biliyor musun Murat, — dedi sakin, neredeyse gündelik bir sesle, — ben gerçekten gidiyorum. Ama geçici olarak değil. Boşanma davası açacağım. Merak etmeyin, sizin dairenizde de gözüm yok. Çok şükür, benim kendime ait bir evim var. Geçen yıl aldığım ev. Siz burada beni nasıl daha ustaca sömürürüz diye planlar yaparken ben onu satın almıştım.
Emine Hanım’ın yüzünün rengi değişti. Böyle bir karşılık beklemediği her hâlinden belliydi.
— Ne evi? — diye sertçe sordu. — Ne evinden söz ediyorsun?
