“Oğlunu buradan götür, biraz sessiz olsun!” dedi Mehmet sert bir sesle, ardından salon kapısını sekiz yaşındaki Ahmet’in yüzüne kapadı

Hikâyeler
Evdeki sessizlik adaletsiz ve acımasızdı.

Yanında en sevdiği koltuğunu da taşımıştı. Yeni bir ev bulma meselesine gelince, Fatma’nın hiç acelesi yok gibiydi. Emlakçı bir türlü “geri dönmüyor”, semtler “içine sinmiyor”, kiralar “el yakıyordu”. Haftalar ağır ağır aylara karıştı. Bavullar dolapların içine yerleşti, sanki başından beri oradaymış gibi görünmez oldu. Koltuk ise pencerenin yanındaki en güzel köşeyi sahiplendi.

Ayşe evin havasının değiştiğini fark ediyordu, ama sesini çıkarmıyordu. İçinden, “Zamanla düzelir,” diye geçiriyordu.

Kurallar da kendiliğinden değil, usul usul değişti. Sanki biri geceleri herkes uyurken evin düzenini sessizce yeniden kuruyordu.

İlk olarak Ahmet’in koridorda koşmasına laf edildi.

— Çocuk at gibi tepişiyor, dedi Fatma bir akşam sofrada, belli birine bakmadan.

Mehmet başını oğluna çevirdi:

— Ahmet, biraz daha sessiz olur musun? Babaannen zorlanıyor.

Ayşe yine sustu. Ardından çizgi filmlerin kulaklıksız izlenmesi yasaklandı; televizyonun sesi Fatma’yı “rahatsız ediyordu”. Sonra arkadaşlarla hoparlörden konuşmak sorun oldu. Bir süre sonra arkadaşların eve gelmesi de istenmez hâle geldi; Fatma, yabancı çocukların evi dağıttığını söyledi. Ahmet’in oyun oynamasına yalnızca kendi odasında ve sadece akşam yediye kadar izin vardı. Hatta kahkahası biraz fazla yükselse, salondan hoşnutsuz bir bakış mutlaka geliyordu.

Ayşe ne zaman itiraz edecek olsa Mehmet aynı cümleyi kuruyordu:

— Annemin huzura ihtiyacı var. Biraz anlayış göster. Yaşlı kadın sonuçta.

Ayşe de anlayış gösteriyordu. Bir kere değil, her seferinde.

Kendi kendine bunun geçici olduğuna inanmaya çalıştı. Kayınvalidesi yoruluyordu, Mehmet kavga çıksın istemiyordu, hepsi buydu belki. Fakat Ahmet hafta hafta içine kapanıyordu. Artık sabahları odaya koşa koşa dalmıyordu. Salondaki masanın üstünde oyuncak parçalarını bırakmıyordu. Çoğu zaman odasında, elinde tablet ya da kitapla sessizce oturuyor; dışarı çıkmak için bile izin ister gibi davranıyordu.

Bir akşam Ayşe oğlunun odasına uğradı. Ahmet yatağına uzanmış, gözlerini tavana dikmişti.

— Neden uyumadın hâlâ? diye sordu Ayşe alçak sesle.

Ahmet bir süre cevap vermedi. Sonra başını annesine doğru çevirdi.

— Anne… Ben size yük mü oluyorum?

Ayşe yatağın kenarına oturdu ve oğluna planladığından daha sıkı sarıldı. Söyleyecek tek kelime bulamadı. Ahmet de başka bir şey sormadı.

Pazar günü hep birlikte yürüyüşten döndüler; Ayşe, Mehmet, Ahmet ve Fatma. Dışarıda hava güzeldi. Sonbahar güneşi yumuşak yumuşak parlıyor, Ahmet ayaklarıyla kuru yaprakları savurup gülüyordu. Ayşe ona bakarken içinden, “Aslında böyle olmalı,” diye geçirdi.

Eve girer girmez akşam yemeğine koyuldu. Ahmet yanında dolanıyor, tabakları masaya diziyor, ekmeği sepete koyup koyamayacağını soruyordu.

Şükrüye'nin Penceresinden