Yüzü bir anda kıpkırmızı kesildi.
— Ah… Ah, kalbim… Batıyor… Murat! Su getir! Ambulans çağır! Doktorlara da söylerim artık, öz oğlu annesini kalpten götürüyordu diye!
Murat’ın benzi attı. Yerinden fırlayıp mutfağa koştu; dolapları açıp kapatarak telaş içinde damla, ilaç ne bulursa aramaya başladı.
— Anne, yapma ne olur! Anne, sakinleş!
Sonra Zeynep’e baktı. Bakışı, azarlanmış bir köpeğinki gibiydi; korkmuş, ezilmiş ve yalvarır halde.
— Zeynep… Görüyorsun, fenalaştı… Verelim gitsin, olur mu? Gerçekten Merve’nin daha çok ihtiyacı var. Biz de… biz sonra bir ara gideriz…
Zeynep, on beş yıldır aynı yastığa baş koyduğu adama baktı ve o an anladı: Murat teslim olmuştu.
Annesinin bu açıkça oynadığı oyuna kanmış, Zeynep’i de, birlikte kurdukları hayali de gözden çıkarmıştı.
— Yani gerçekten bizim tatilimizi onlara vereceksin, öyle mi? — diye sordu, sesi neredeyse fısıltıydı.
— Zeynep, lütfen başlama! O benim annem!
Emine Hanım gözlerinden birini aralayıp oğlunun “mesajı” alıp almadığını kontrol etti. Murat’ın yumuşadığını görünce yeniden inlemeye başladı; gözlerini devirdi, elini kalbine bastırdı.
— Peki, — dedi Zeynep buz gibi bir sesle. — Alsınlar.
— Çocuğun deniz görmesi lazım, siz de yazlıkta idare edersiniz! — diye hükmünü verdi Emine Hanım; hâlâ kalbini tutuyor, ama sesi eskisi kadar diri çıkıyordu.
Zeynep kocasından tek bir cümle bekledi. Bir “Hayır anne” demesini, bir kez olsun yanında durmasını… Fakat Murat yalnızca yalvaran gözlerle ona bakıyordu. O bakış her şeyi anlatmıştı: onların tatili bitmişti.
Emine Hanım on dakika sonra kapıdan çıktı. Az önce yaklaşan kalp krizinden eser kalmamış, maşallah turp gibi olmuştu.
— Yarın sabah Elif evraklar için uğrar, — diye kapı eşiğinden seslendi. — Biletleri onların adına çevirtirsiniz. Bir de yol parası verirsiniz, gezmeye tozmaya lazım olur. Otuz beş bin lira yeter, sakın cimrilik etmeyin.
Kapı gürültüyle kapandı.
Zeynep koridorun ortasında donup kaldı.
Murat temkinli bir hareketle yanına sokulup ona sarılmaya çalıştı.
— Zeynep’im, kızma ne olur… Annem böyle yapınca dayanamıyorum…
Zeynep onu sertçe itti.
— Bana dokunma.
Banyoya girdi, musluğu sonuna kadar açtı. Suyun uğultusu bütün evi doldurunca küvetin kenarına çöktü ve ağlamaya başladı.
Tatil için değildi ağlaması. İçine işleyen aşağılanma yüzündendi.
Gözünün önüne ertesi gün Elif’in gelişi geldi. O “zavallı dul” Elif… Oysa mahallede herkesin bilmediğini sandığı bir gerçeği vardı: Pazarda tezgâh açan Ermeni bir adamla aynı evde yaşıyor, sosyal yardımı kesilmesin diye bunu gizliyordu.
Yanında Merve de gelecekti. On üç yaşında ama koca kız gibi duran, sigara içmeye başlamış, öğretmenlerine ağza alınmayacak sözlerle karşılık veren Merve.
Biletleri alacaklardı. Sonra da arkalarından kıs kıs güleceklerdi:
“Enayiler yine bizim yerimize para ödedi.”
Zeynep ise yazlığa gidip bahçede ot yolacak, domates fidelerinin arasında kavrulacaktı.
“Onlardan nefret ediyorum,” diye geçirdi içinden. “Hepsinden nefret ediyorum. Murat’tan da… Şu korkak, hamur gibi adamdan da.”
O an bavulunu toplayıp evi terk etmek istedi. Ama nereye gidecekti? Ev krediyle alınmıştı; daha beş yıl ödemesi vardı. Çekip gitmek demek, her şeyi onların önüne bırakmak demekti.
Hayır. Gidemezdi.
Zeynep gözyaşlarını sildi, aynaya baktı.
Yüzü şişmiş, kızarmıştı. Ama gözleri… Gözleri öfkeyle yanıyordu.
— Demek Antalya istiyorsunuz, öyle mi? — dedi aynadaki yansımasına. — Size öyle bir Antalya tatili vereceğim ki, ömrünüz boyunca unutamayacaksınız.
— Ağlama canım, seneye biz gideriz, — diye avutmaya çalıştı Murat.
Zeynep cevap vermedi. Çünkü Murat hâlâ onun üzüntüden ağladığını sanıyordu. Oysa artık keder kalmamıştı; yerini keskin, berrak bir öfke almıştı. Zeynep’in zihninde “unutulmaz” akraba tatilinin bütün planı çoktan şekillenmeye başlamıştı.
O gece uyumadı. Murat yanında horlarken sırtüstü yatıp tavanı seyretti. Düşündü, ölçtü, biçti. Sabaha karşı kafasında plan netleşmişti: çirkin, sert, ama tam da halk işi bir intikam.
Sabah Murat işe gider gitmez — aslında Zeynep’in gözlerine bakmamak için normalden erken kaçmıştı — Zeynep telefonu eline aldı ve Hatice’yi aradı.
Hatice, tatili satın aldıkları seyahat acentesinde çalışıyordu; Zeynep’in çocukluk arkadaşıydı, güvenilir bir insandı.
