— Annem bir haftada bu evi hizaya sokardı! Çocukları da adam gibi yetiştirirdi; senin gibi başıboş bırakmazdı. Emre bütün gün “üniversiteye gidiyorum” diye ortalıkta oyalanıyor, Elif de o arkadaşlarıyla…
Ayşe avucunu kaldırıp sözünü kesti.
— Yeter. Gerçekten yeter artık.
— Yetmez! — Mehmet’in sesi iyice yükseldi. — Yarın bankaya gidiyorsun, anladın mı? Ya o krediyi çekersin ya da eşyalarını toplarsın!
Tam o sırada Elif’in odasının kapısı aralandı. Küçük kızın solgun yüzü göründü; gözleri yaşla doluydu.
— Anne?
Ayşe bir anda kendini toparladı, yüzüne zoraki bir sakinlik yerleştirdi.
— Bir şey yok yavrum. Sen odana dön, uyu.
— Hiçbir şey yolunda değil! — diye bağırdı Mehmet. — Gel buraya Elif! Annenin nasıl biri olduğunu sen de bil! Açgözlü, bencil…
Ayşe bir adımda Mehmet’le kızının arasına girdi.
— Derhâl sus! — sesi titremiyordu artık. — Çocukları bu işe karıştırmaya kalkma. Buna izin vermem.
Elif hıçkırarak kapıyı kapattı. Birkaç saniye sonra odasından yüksek sesle müzik yükseldi; belli ki onları duymamak için sesi sonuna kadar açmıştı.
Mehmet hızlı hızlı nefes alıyordu. Ayşe ise onun karşısında dimdik durmuş, yıllardır ilk kez kocasının gerçek yüzüne bakıyordu. Ne sevgi dolu eş maskesi vardı ne de aile babası rolü. Karşısında sadece almaya alışmış, vermeyi hiç öğrenmemiş, insanları suçluluk duygusuyla yöneten bencil bir adam duruyordu.
Ayşe kelimeleri tek tek seçerek, ağır ağır konuştu:
— O hâlde beni iyi dinle. Bankaya falan gitmiyorum. Kredi çekmiyorum. Annen için araba da almıyorum.
Mehmet’in gözlerinde öfkeyle karışık bir parıltı belirdi.
— O zaman boşanırız! Ve sana hiçbir şey kalmaz!
— Bunu mahkeme görür, — dedi Ayşe.
Sonra yatak odasına geçti. Dolabın altından küçük bir valiz çıkardı ve birkaç parça eşyayı içine koymaya başladı. Mehmet peşinden gelmişti.
— Ne yaptığını sanıyorsun?
— Çoktan yapmam gereken şeyi yapıyorum. Gidiyorum. Birkaç gün uzak kalacağım. Düşüneceğim.
— Ayşe! — Bu kez sesinde başka bir şey vardı. Şaşkınlık mıydı, korku mu, belli değildi. — Ciddi misin sen?
— Hiç olmadığım kadar ciddiyim.
— Nereye gideceksin? Kimsen yok senin!
Ayşe valizin fermuarını çekti. Mehmet’in söylediği şey acımasızdı ama tümüyle yalan da değildi. Anne babası yıllar önce vefat etmişti. Yakın dostluklar kurmaya vakti olmamıştı; hayatı hep iş, ev, çocuklar arasında geçmişti. Yine de artık bunun bir önemi yoktu.
— Bir yer bulurum. Gerekirse birkaç gece otelde kalırım.
Mehmet dudak büktü.
— Neyle kalacaksın? O üç kuruşluk maaşınla mı?
Ayşe telefonunu ve çantasını aldı.
— Kendi paramla. Alın terimle kazandığım parayla.
Kapıya geldiğinde durdu, arkasına dönüp son kez baktı.
— Bir şeyi daha unutma Mehmet. O ev yalnızca senin değil. On yedi yıl boyunca konut kredisini seninle birlikte ödedim. Her ödeme kaydı duruyor. Beni bununla korkutmaya çalışma. Çocukları da benden alamazsın. Sabah çıkıp gece dönüyorsun; onlara kim bakacak? Annen mi?
Cevap beklemeden çıktı.
Merdiven boşluğu, apartman kapısı, ardından geceye açılan sokak… Şehrin serin havası yüzüne çarptı. Ayşe kaldırımda birkaç saniye öylece durdu, derin bir nefes aldı.
Yıllar sonra ilk kez gerçek bir korku duyuyordu. Ama korkunun yanında tuhaf, hafifletici bir duygu da vardı. Sanki omuzlarına yıllardır yüklenmiş koca bir taş çuvalını yere bırakmıştı.
Boşanma davası üç ay sürdü. Mehmet evi tamamen kendi üzerine geçirmek için uğraştı; ödemelerin çoğunu kendisinin yaptığını iddia etti. Annesini de tanık olarak getirdi. Kadın mahkeme salonunda gözyaşı döküp Ayşe’nin hiç çalışmadığını, evde oturup kocasının parasını harcadığını söyleyerek yeminler etti.
Fakat Ayşe’nin avukatı bambaşka biriydi: yaşı ilerlemiş, bakışları çelik gibi sert, kolay kolay geri adım atmayacak bir kadındı. Dosyasından çıkardığı kalın evrak destesini hâkimin önüne koydu. On yedi yıla ait banka dökümleri… Konut kredisinin her taksiti, yarı yarıya ödenmişti. Elektrik, su, doğal gaz, aidat gibi bütün faturaların makbuzları Ayşe’nin hesabından çıkmıştı. Çocukların kıyafetleri, okul masrafları, yiyecek alışverişleri, ilaçları… Hepsinin fişleri dosyadaydı. Hatta Mehmet’in iş yerinde gururla giydiği o talihsiz 10.500 liralık takım elbisenin bile Ayşe’nin kartıyla alındığı açıkça görünüyordu.
Avukat sakin ama salondaki herkesin duyacağı kadar tok bir sesle konuştu:
— Sayın hâkim, karşınızda eşinin sırtından geçinen bir ev kadını yok. Karşınızda, ailesinin yükünü kocasıyla eşit biçimde omuzlamış, çocuklarını büyütmüş, üstelik yıllar boyunca ağır bir psikolojik baskı altında yaşamış bir kadın var. Belgeler çok açık: Müvekkilimin evlilik içinde edinilmiş mal varlığının yarısı üzerinde tam hakkı bulunmaktadır.
Kaşları ağarmış, yaşlı hâkim dosyaları uzun uzun inceledi. Sonra gözlüğünün üzerinden Mehmet’e baktı.
— Bu belgelere dayalı bir itirazınız var mı?
Mehmet sustu. Yanında oturan annesi dudaklarını ince bir çizgi gibi birbirine bastırmıştı.
Karar netti: Ev iki taraf arasında eşit paylaştırılacaktı. Mehmet ya Ayşe’nin payını ödeyecek ya da ev satışa çıkarılacaktı.
