Kayınvalidesinin bu kadar ileri gidebilmesi, Ayşe’nin aklının ucundan bile geçmemişti.
— Sizin yazlığınıza gitmeyeceğim, — dedi, sesini titretmemeye çalışarak ama kesin bir tavırla.
Fatma’nın kaşları çatıldı.
— Ne demek gitmeyeceksin? Ben her şeyi ayarladım bile.
— O zaman bensiz ayarlamaya devam edin, — diye kesti Ayşe. — Benim işim var.
— İşmiş, işmiş… — Fatma küçümsercesine elini salladı. — Genç bir gelin, ailesine destek olmayı bilmelidir.
Ayşe kanepeden kalktı. İçinde yıllardır biriken kırgınlık, suskunluk, aşağılanma ve sürekli hayatına müdahale edilmesi artık taşacak noktaya gelmişti. Sabrının son kırıntısı da tükenmişti.
— Fatma, — dedi ağır ağır, her kelimeyi bilinçli seçerek. — Lütfen evimden çıkın.
Kadın bir an donup kaldı.
— Sen bana ne dedin?
Ayşe kapıya doğru yürüdü.
— Dışarı çıkmanızı söyledim, — diye yineledi. — Hemen.
Fatma yavaşça ayağa kalktı. Gözlerinde öfkenin sert parıltısı vardı.
— Bunu pişman olacaksın, — diye tısladı ve kapıya yöneldi.
Ayşe kapıyı kapattıktan sonra sırtını kapıya yasladı. Elleri sinirden titriyordu. Yine de uzun zamandan beri ilk kez kendi sınırını korumuş, kendi evinde söz sahibi olduğunu hissetmişti.
Mehmet eve geç döndü. Annesi, olanları çoktan kendi istediği biçimde anlatmıştı. Adam öfkeyle içeri daldı.
— Annemi evden kovmaya nasıl cesaret edersin? — diye bağırdı.
Ayşe sakin kalmaya çalıştı.
— O haddini fazlasıyla aştı.
— Annem sadece yardım istemiş!
— Senin annen beni hizmetçi yerine koymak istedi.
Mehmet o gün ilk kez açıkça karısının karşısında yer aldı. Söyledikleri acımasızdı; sesinde anlayıştan eser yoktu. Ayşe o an bütün çıplaklığıyla fark etti: Bu evde artık iki kişiye karşı tek başınaydı.
Aradan bir hafta geçti. Ayşe işten dönüp eve girdiğinde antrede duraksadı. İçerideki odadan ışık sızıyordu. Birilerinin adımları duyuluyordu.
Odaya geçtiğinde Fatma’yı dolabın önünde buldu. Kadın kendi kıyafetlerini askılara geçiriyor, sanki yıllardır orada yaşıyormuş gibi rahat davranıyordu. Köşede duran valiz ise niyetinin geçici olmadığını açıkça gösteriyordu.
— Burada neler oluyor? — diye sordu Ayşe.
Fatma başını bile çevirmeden cevap verdi:
— Yanınıza taşınıyorum. Mehmet de kabul etti.
Ayşe’nin içi buz kesti. Bunun, geçen seferki reddedişin ve kapı dışarı edilmenin intikamı olduğunu hemen anladı. Kayınvalidesinin yüzsüzlüğü artık sınır tanımıyordu.
— Fatma, derhal evimden çıkın.
Kadın hiç oralı olmadı. Elindeki elbiseyi ağır ağır askıya yerleştirdi. Hareketleri özellikle yavaş, özellikle kışkırtıcıydı.
— Burası artık benim de evim sayılır, — dedi sakin bir edayla. — Mehmet izin verdi.
Ayşe’nin şakaklarında kan zonklamaya başladı. Yumruklarını sıktı, öfkesini dizginlemeye çalıştı. Bu kadın yıllardır hayatını zehir etmişti; şimdi de son sığınağı olan evini ele geçirmeye kalkıyordu.
— Burada yaşamaya hakkınız yok! — diye yükseldi sesi. — Bu ev benim mülküm!
Fatma nihayet ona döndü. Yüzünde kendinden emin, tepeden bakan bir ifade vardı.
— Artık ortak sayılır, — diye karşılık verdi. — Aile büyüklerine sahip çıkmak gerekir.
Bunu bir öğüt verir gibi değil, akılsız bir çocuğa ders anlatan biri gibi söylüyordu. Her kelimesinde üstünlük, her bakışında küçümseme vardı.
Tam o sırada kapı sertçe kapandı; Mehmet içeri girdi.
