Havluyu iki ucundan kıvırıp sıkı bir düğüm attı.
— Doğru antreye. Hemen.
Murat hâlâ üstünlük taslamaya çalışıyordu:
— Sen kendini ne sanıyorsun da…
Emine bir adım daha yaklaştı, düğümlenmiş havluyu elinde hafifçe salladı. Murat refleksle geri sıçradı.
— Ali! Sen de niye sus pus duruyorsun?!
Ali, gözlerinde muzip bir parıltıyla sakin sakin konuştu:
— Bence Murat, karımın sözünü dinlesen iyi edersin. Hani şu benim sözde terbiye edemediğim kadının.
— Üstünüzü giyinin. Çabuk, — diye emretti Emine.
Zeynep telaşla çocukları toparlamaya koyuldu.
— Kerem, Elif, hadi yavrum, çabuk olun!
Murat son bir itiraz hakkı varmış gibi söylendi:
— Ama bizim dönüş biletimiz yarına!
— O sizin meseleniz. Gidin bir otelde kalın.
Emine onları kapıya doğru adım adım sürdü. Bunu yaparken de gözlerini bir an olsun Murat’ın üzerinden ayırmadı. Murat, nankörlükten, saygısızlıktan, aile kavramının ayaklar altına alınmasından söz ederek homurdanıyordu; fakat ev sahibesi öyle bir bakıyordu ki, lafı uzatmaya cesaret edemeden eşyalarını alelacele topladı.
Kapının eşiğinde dönüp son kozunu oynadı:
— Bu iş burada bitmedi!
Emine hiç sesini yükseltmeden cevap verdi:
— Benim için bitti.
Ardından kapıyı yüzüne kapattı.
Ev birdenbire sessizliğe gömüldü. Ali hâlâ masanın yanında oturuyordu; karısına bakışında şaşkınlıkla hayranlık birbirine karışmıştı.
— Allah Allah… Ben senin böyle biri olduğunu hiç bilmiyormuşum.
Emine kaşlarını kaldırdı.
— Nasıl biri?
— Güçlü. Cesur. — Ali ayağa kalkıp onu kollarının arasına aldı. — O kaba adama bunu çoktan yapmak lazımdı.
Emine başını eşinin göğsüne yasladı.
— Kendimi kaybettiğim için kusura bakma. Ama artık dayanacak hâlim kalmamıştı.
— Özür dileme. Asıl benim çok önce sınırı çizmem gerekirdi. Hep “aile”, “ağabeyim” diye düşündüm. Oysa o bize zerre kadar saygı göstermedi.
Emine dudaklarının ucuyla gülümsedi.
— Bundan sonra gösterir.
Yemeklerini tamamladılar, sofrayı kaldırdılar, bulaşıkları yıkayıp mutfağı düzene soktular. O akşam evde uzun zamandır eksik olan bir huzur vardı. Emine ilk kez her çıtırtıda irkilmiyor, her an yeni bir alaycı söz işitecekmiş gibi kendini kasmıyordu.
Ertesi gün Ali, iş yerinde yaşananları arkadaşlarına anlattı. Beklediğinin aksine herkes tek ağızdan Emine’nin tarafını tuttu.
— Hanımın çok doğru yapmış! — dedi amiri gülerek. — Böyle zorbalara bazen ancak böyle haddini bildirebilirsin.
Aradan bir ay geçti. Ali’nin doğum gününden bir gün önce telefon çaldı. Ekranda Murat’ın adı görünüyordu.
— Ali?
— Evet, Murat.
— Dinle… O günkü davranışlarım için özür dilemek istiyorum. Haksızdım.
Ali şaşkınlığını gizleyemedi.
— Ciddi misin?
— Ciddiyim. Zeynep dönüş yolunda başımın etini yedi. “Kütük gibi davranıyorsun,” dedi durdu. Sonra annem de öğrenmiş, o da bir güzel fırçaladı… — Murat kısa bir süre sustu. — Gerçekten sizi kırmak istememiştim. Sadece büyüğüm diye alışmışım işte…
— Bu, Emine’yi küçük düşürme hakkı vermez sana.
— Artık anladım. Ona söyle, özür diliyorum. Bir de… Doğum gününe gelebilir miyiz? Söz veriyorum, doğru düzgün davranacağım.
Ali mutfakta yemek hazırlayan karısına baktı.
— Emine, Murat özür diliyor. Doğum günüme gelmek istediklerini söylüyor.
Emine arkasını döndü, ellerini havluya kuruladı.
— Adam gibi davranacağını garanti ediyorsa gelsinler. Ama ilk kırıcı sözünde onları sonsuza dek evlerine gönderirim.
