Benim maaşımla har vurup harman savuruyor, üstüne bir de kendi akrabalarına para yetiştiriyor; bana düşen de her şeyi ödeyip susmak mı?
— Abartıyorsun, — dedi Mehmet, sesini özellikle sakin tutarak ve yine telefonuna uzandı. — Her şeyin bir çaresi bulunur.
— Elbette bulunur, — Ayşe başını salladı. — Nedense o çareyi bulmak da her seferinde bana kalıyor.
Birden elindeki fincanı lavaboya bıraktı. Porselenin çıkardığı sert ses, daracık mutfakta sanki bir şey patlamış gibi yankılandı.
— Ayşeciğim, — diye araya girdi kayınvalidesi, ortalığı yumuşatmaya çalışarak. — Biz aile değil miyiz? Zor günlerden geçiyoruz, ama Allah’ın izniyle hepsi düzelir.
— Ne zaman? — Ayşe başını kaldırıp ona baktı. — Altmışıma gelip emekliliğin yanında hâlâ çalıştığımda mı? Siz yine evde oturabilin diye mi?
Bu kez kimsenin verecek cevabı çıkmadı.
Ayşe derin bir nefes aldı. Aklından acı bir düşünce geçti:
“Belki de suç bende. Onları ben alıştırdım. Önce bir kere yardım ettim, sonra bir daha, sonra yine… Şimdi de karşılarında iki yetişkin asalak var ve bunu dünyanın en doğal şeyi sanıyorlar.”
Telefonu titredi. Konut kredisinin yaklaşan taksitini hatırlatan bildirim ekrana düştü. Ayşe ekrana bakar bakmaz midesinin düğümlendiğini hissetti.
— Bu arada, — dedi birden hatırlayarak, — dün kartımdan 17.500 ₺’yi kim çekti?
Mehmet şaşırmış gibi kaşlarını kaldırdı.
— Ben çekmedim. Zaten kartına erişimim yok, — dedi.
Fatma Kaya ise öksürür gibi yaptı; gözlerini tabağından ayırmadı.
— Anne? — Ayşe’nin sesi buz gibi çıktı.
— Şey… Yani… — Fatma Kaya dudaklarını ıslattı. — Yeğenimin başı dertte. Borca girmiş. Biz de aileyiz, yardım etmek gerekir.
— Hangi yeğen? — Ayşe sesini yükseltmemek için kendini zor tuttu. — Benim de konut kredim var, faturalarım var, masraflarım var. Bir kere bile sorma gereği duymadın mı?
— Ayşeciğim, — dedi kayınvalidesi yumuşacık, neredeyse okşar gibi bir sesle, — sen bunu şimdi anlayamıyorsun. Geçici bir şey bu. Sonra yerine koyarız.
— Siz mi? Yerine mi koyacaksınız? — Ayşe güldü; öyle bir güldü ki gözlerinden yaş geldi. — İkiniz birlikte mi? Biri bahisten medet umuyor, öteki el âlemin derdini benim cebimden çözüyor. Bana parayı siz geri ödeyeceksiniz, öyle mi?
— Çok katılaştın, — dedi Mehmet kısık sesle, başını iki yana sallayarak. — Eskiden böyle değildin.
— Hayır, Mehmet. Ben hep böyleydim, — dedi Ayşe. — Sadece eskiden susuyordum.
İkisinin yüzüne teker teker baktı. O anda zihninde bir şey berraklaştı; artık düzeni değiştirmenin vakti gelmişti.
— Bitti. Bu evdeki açık hesap kapandı, — dedi ve çantasından kartını çıkardı. — Bugün bütün kartları kapattırıyorum. Parayı da dokunamayacağınız bir hesaba aktaracağım. Bundan sonra herkes kendi imkânıyla yaşayacak.
Mehmet ağzı aralık kalmış halde öylece durdu; sanki bir şey söyleyecekti ama sesi çıkmadı. Fatma Kaya ellerini birbirine vurdu.
— Ayşe! Aklını mı kaçırdın? Biz aile değil miyiz?
— Tam da bunu söylüyorum, — diye karşılık verdi Ayşe soğukça. — Aile destek demektir. Bizdeki ise başkasının sırtından geçinmek olmuş.
Arkasını döndü, mutfakta onları ağır bir sessizliğin içinde bırakıp odaya geçti.
“Yaptım. Gerçekten söyledim. Bakalım bundan sonra ne olacak.”
Bir önceki gün mutfakta söylenen o sözlerden sonra eve öyle koyu, öyle bunaltıcı bir sessizlik çökmüştü ki, sanki tavanda asılı duran eski kristal avize herkesin başına inecekmiş de kimse yerinden kıpırdamaya cesaret edemiyormuş gibiydi. Ayşe yatak odasına geçti; uzun süre tavana bakıp durdu. Sanki bundan sonra ne yapması gerektiğinin cevabı oraya yazılmıştı. Ama cevap, inadına, bir türlü gelmedi.
Sabah kapıların sertçe kapanmasıyla başladı. Mehmet koridorda terliklerini yere sürte sürte dolaşıyordu. Belli ki her adımını özellikle gürültülü atıyor, Ayşe’nin duymasını istiyordu. Salona gitti, geri döndü, poşetleri hışırdattı, sonra yeniden çıktı. Evde, karnı ağrıyan huysuz bir hayalet dolaşıyor gibiydi.
Sonunda sessizliği o bozdu.
— Ayşe, — dedi. — Dün söylediklerinde ciddi miydin? Parayı gerçekten sakladın mı?
Ayşe o sırada kendine kahve koyuyordu.
— Saklamadım, — dedi fincanı eline alırken. — Sizin ulaşamayacağınız bir yere aldım. Buna saklamak değil, korumak denir.
— Bu ihanettir, — Mehmet hemen saldırıya geçti. — Bunca şeyden sonra bana bunu mu layık gördün?
— Bunca şeyden sonra mı? — Ayşe kaşlarını kaldırdı. — İki yıldır seni ve anneni geçindirmemden sonra mı yani?
— Ben senin kocan değil miyim? — Mehmet’in sesi yükseldi. — Hakkım var!
— Var, — dedi Ayşe sakinliğini bozmadan. — Kendi kazancın üzerinde.
Tam o anda Fatma Kaya mutfağa daldı.
