“Git, kendi paranı kendin kazan!” dedi Ayşe, kırılan sabrıyla ilk kez kocasına meydan okudu

Hikâyeler
Bu utanç verici, boğucu düzenin iç çığlığı.

Fatma Kaya, her zamanki sabahlığıyla içeri süzüldü; yüzünde de sanki sahnede en acıklı rolünü oynayan bir oyuncunun ifadesi vardı.

— Ayşeciğim, seni anlıyorum, yoruldun, — dedi iç çekerek. — Ama böyle bir anda her şeyi kesip atamazsın. Biz aileyiz sonuçta!

— Aile dediğin yerde kararlar birlikte alınır, — diye karşılık verdi Ayşe. — Bana sormadan 17.500 lirayı çektiğinizde bunun adı aile olmak değil, hırsızlık olur.

— Beni hırsızlıkla mı suçluyorsun? — Fatma Kaya iki elini yana açtı. — Ben ne yaptıysam bu ev için yaptım!

— Teyzenin kızı için yaptın, — diye düzeltti Ayşe. — Bu evdeki aile sensin, Mehmet ve benim. Yeğenin de borcunu kendi ödesin.

— Çok acımasızsın, — diye burnunu çekti Fatma Kaya. — Taş gibi olmuş kalbin.

— Hayır, — dedi Ayşe. — Sadece yoruldu.

Mehmet, annesinin duygu sömürüsünü görünce fırsatı kaçırmadı.

— Demek kendini bu evin tek sahibi sanıyorsun, öyle mi Ayşe? Yanılıyorsun. Bu daire ortak. Yarısı benim!

Ayşe fincanını yavaşça masaya bıraktı.

— Evet, yarısı senin, yarısı benim. Fark şu ki bütün faturaları ben ödüyorum.

— Yani bana asalak mı diyorsun? — Mehmet’in yüzü kızarmaya başladı.

— İma etmiyorum, açık açık söylüyorum, — dedi Ayşe sakin bir sesle.

— İstesem çoktan işe girerdim! — diye bağırdı Mehmet. — Ama üç kuruş için kendimi ezdirmem.

Ayşe’nin dudağında acı bir tebessüm belirdi.

— Ama telefona para istemek için karının eline bakmak seni hiç ezmiyor, öyle mi?

— Benimle alay ediyorsun.

— Hayır Mehmet. Sadece gerçeği söylüyorum.

Fatma Kaya artık sabrını yitirmişti; avucunu masaya sertçe indirdi.

— Yeter artık bu rezalet! Ayşe, şunu anlamalısın: erkeklerin işi bugünlerde zor. Düzgün iş yok. Sen iyi kazanıyorsun, o yüzden şikâyet etmeye hakkın yok!

Ayşe başını ona çevirdi.

— Anne, sen de çalışmıyorsun. Neden ikinize birden ben bakmak zorundayım?

— Çünkü sen gençsin, güçlüsün. Ben yaşımı aldım, artık dinlenmek benim de hakkım.

— Yaşını mı aldın? — Ayşe’nin gözleri büyüdü. — Beş yıl önce arkadaşınla Antalya’ya gidip eğlence yerlerinde sabaha kadar oynayan sen değil miydin? Enerjin benden fazla.

Mehmet istemsizce güldü, fakat annesinin bakışı üzerine hemen sustu.

— Oynamışsa ne olmuş? — diye homurdandı. — Onun da hakkı.

— Elbette hakkı var, — dedi Ayşe başını sallayarak. — Ama kendi parasıyla. Benimkiyle değil.

Mutfağa yine ağır bir sessizlik çöktü. Öyle ki buzdolabının uğultusu bile susmuş gibiydi.

Fatma Kaya sonunda gerilmiş bir gülümsemeyle konuştu:

— Peki. Madem bu kadar prensip sahibisin, biz de başımızın çaresine bakarız.

Ayşe’nin içi kasıldı. O “başımızın çaresi” sözünü çok iyi bilirdi. Birkaç gün sonra gözyaşları, telefonlar, sitemler başlardı: “Evde ekmek yok”, “İlaca paramız kalmadı”, “Bizi aç mı bırakacaksın?”

Nitekim aynen öyle oldu. Akşam işten döndüğünde mutfak masasının üzerinde bir not buldu:

“Ekmek yok. Para da yok. Bari çocuğa acı, aç oturuyoruz.”

Altında imza vardı: “Annen ve Mehmet.”

Ayşe kâğıdı okurken yüzü buruştu.

— Çocuğa mı acıyayım? — diye mırıldandı. — Kırk iki yaşındaki çocuğa? Bu çocuk değil, eşofmanlı emekli adayı.

Beş dakika sonra Mehmet eve geldi ve kapıdan girer girmez gösterisine başladı.

— Ayşe, sen ne yapmaya çalışıyorsun? Bütün gün ağzıma lokma koymadım. Annem de yemedi.

— Bunun benimle ilgisi ne? — Ayşe omuz silkti. — Her yerde iş ilanı var. Gidersin, çalışırsın, ekmeğini alırsın.

— Şaka mı yapıyorsun? Ben mühendisim! — Mehmet öfkeyle dikildi. — Kasada çalışmak bana yakışır mı?

— Karından para istemek yakışıyor ama?

— O başka! Biz aileyiz!

— Aile, bir kişinin didinip iki kişinin keyif çatması demek değildir, — dedi Ayşe. — Bu kadar, Mehmet. Biraz aklını kullan.

Mehmet sustu. Yüzü karardı, bakışları sertleşti.

— Tamam, — dedi alçak bir sesle. — Demek beceremeyeceğimi sanıyorsun. Göreceğiz.

Ardından kapıyı öyle bir çarptı ki mutfaktaki bardaklar titredi.

Ayşe bir süre tek başına masanın yanında kaldı. Yıllardır ilk kez bir şeylerin gerçekten değişmeye başladığını hissediyordu. Yine de içindeki huzursuzluk geçmiyordu. O ikisini fazla iyi tanıyordu; bu kadar kolay pes etmezlerdi.

“Peki,” diye düşündü. “Para musluğu kapandıysa kapandı.”

Kartların iptal edilmesinden sonraki üçüncü gün evde tam da Ayşe’nin beklediği şey yaşandı.

Şükrüye'nin Penceresinden