“Git, kendi paranı kendin kazan!” dedi Ayşe, kırılan sabrıyla ilk kez kocasına meydan okudu

Hikâyeler
Bu utanç verici, boğucu düzenin iç çığlığı.

Akşam olup da Ayşe nihayet topuklu ayakkabılarını ayağından çıkarınca, bütün günün yorgunluğu omuzlarından dökülür gibi oldu. Kendini salondaki kanepeye bırakmıştı ki mutfak tarafından tuhaf, yapmacık bir boğaz temizleme sesi duyuldu. Bu sesi artık tanıyordu. Fatma Kaya, belli ki yine “aile meselesi” adı altında bir mahkeme kurmaya hazırlanıyordu.

Ayşe mutfağa geçtiğinde yanılmadığını anladı. Mehmet ile annesi masanın başına kurulmuştu. Önlerinde kareli bir kâğıt, bir kalem, hatta ortamı daha ciddi göstermek ister gibi buharı tüten bir bardak çay duruyordu. Hava öylesine ağırdı ki, sanki evin bütçesini değil de memleketin yeni ceza kanununu yazacaklardı.

Fatma Kaya ağırbaşlı bir ifadeyle sandalyesini işaret etti.

— Ayşeciğim, otur bakalım. Mehmet’le uzun uzun konuştuk.

Mehmet de hemen başını salladı.

— Evet. Artık bir karara varmamız gerekiyor.

Ayşe dudaklarının kenarında ince bir gülümsemeyle onların karşısına oturdu.

— Öyle mi? Doğrusu vardığınız kararı merak ettim.

Mehmet kalemi parmaklarının arasında çeviriyor, kendini büyük bir planın mimarı sanan biri gibi bakıyordu.

— Şuna karar verdik: Para gerçekten güvenli bir yerde durmalı. Ama idaresi ortak olmalı. Sen de içinde olacaksın tabii. Maaşının yarısı evin giderlerine ayrılır, kalan yarısı da senin kişisel payın olur.

Ayşe başını hafifçe eğdi.

— Güzel düşünmüşsünüz. Yalnız anlamadığım küçük bir nokta var. Bu para “benim maaşım” mı, yoksa “bizim paramız” mı?

Fatma Kaya hemen söze girdi.

— Aile içinde olan şey ortak sayılır kızım. Bunun neresi anlaşılmayacak?

— Yani benim kazancım ortak oluyor da sizin boş hesaplarınız özel mesele sayılıyor, öyle mi? — diye sordu Ayşe, sesini hiç yükseltmeden.

Kayınvalidesi kaşlarını çattı.

— Bak yine iğnelemeye başladın. Biz sadece adaletli olsun istiyoruz.

— Adalet mi? — Ayşe yavaşça ayağa kalktı, iki avucunu masanın üzerine koydu. — Peki. Madem adaletten söz ediyoruz, o zaman gerçekten adil olalım.

Çantasını açtı, içinden üç sayfa çıkarıp her birinin önüne birer tane bıraktı.

— Bunlar son altı ayın harcama dökümleri. Kartlardan yapılan bütün ödemeler. Benim yaptıklarım da var, sizin yaptıklarınız da. Buyurun, birlikte bakalım.

Mehmet’in yüzü bir anda gerildi.

— Sen kendini muhasebeci mi sandın şimdi?

Ayşe gözünü ondan ayırmadan cevap verdi:

— Hayır. Ben sadece bütün bunların parasını ödeyen aptal kişiyim.

Sonra parmağıyla kâğıttaki bazı satırları gösterdi. “Yeğene borç”, “komşulara hediye”, “iddaa ödemesi” gibi kalemler açıkça görünüyordu.

— Söyleyin bakalım, bunları da aile gideri diye kabul etmem mi gerekiyordu?

Mehmet bir şeyler söylemeye çalıştı.

— O sadece… yani…

Fatma Kaya onun sözünü kesti.

— O yardım! Sen bunu anlamıyorsun işte!

Ayşe bu kez doğrudan kayınvalidesine döndü.

— Çok iyi anlıyorum, Fatma Kaya. Yardım dediğiniz şeyin sonunda insan hiç değilse bir teşekkür duyar. Siz ise bunu benim görevimmiş gibi görüyorsunuz.

Fatma Kaya sandalyesinden fırladı. Gözleri öfkeyle parlıyordu.

— Sen nankörsün! Ben olmasaydım sen evlenemezdin bile!

— Anne! — Mehmet onu yatıştırmak ister gibi araya girdi.

Ama Fatma Kaya duracak halde değildi.

— Hayır, duysun! Oğlumu senin evine ben getirdim. Şimdi kalkmış bir de ona hesap soruyorsun!

Ayşe’nin içinde uzun zamandır bastırdığı her şey bir anda kabarmaya başladı.

— Oğlunuzu buraya siz getirmediniz. Ben onunla evlendim, bu kadar. Hem biliyor musunuz? Artık yeter.

Masadaki banka kartını aldı. Telefonunu açtı. İkisinin de gözleri önünde hesapta kalan bütün parayı yeni açtığı hesaba aktardı. Ekrandaki işlem onaylandığında mutfakta sanki hava bile durdu.

— Bitti. Bugünden sonra herkes kendi sorumluluğunu kendisi taşıyacak. Yemek istiyorsan çalışacaksın. Akrabalarına destek olmak istiyorsan, bunun parasını da kendin kazanacaksın.

Mehmet birden ayağa kalktı.

— Sen aklını mı kaçırdın? Aileyi dağıtıyorsun!

Ayşe kısa bir kahkaha attı; ama bu kahkahanın içinde neşe yoktu, yalnızca acı bir yorgunluk vardı.

— Aile mi? Bizim aile dediğin şeyden eser yok Mehmet. Burada maaşı olan bir ben varım, iştahı olan da sizsiniz.

Mehmet ona doğru bir adım atıp kolundan tuttu.

— Böyle konuşamazsın!

Ayşe sertçe kolunu çekip kurtardı.

— Bırak beni. Ve şunu aklına iyice yaz, Mehmet: Yemlik kapandı. Hem de bir daha açılmamak üzere.

Fatma Kaya eliyle ağzını kapattı, dizlerinin bağı çözülmüş gibi yeniden sandalyesine çöktü. Mehmet ise olduğu yerde kalakaldı; göğsü hızlı hızlı inip kalkıyor, söyleyecek söz bulamıyordu.

Ayşe o an beklemediği bir hafiflik hissetti. Sanki yıllardır göğsüne bastırılmış ağır bir taş yerinden kalkmış, kapalı bir odaya pencere açılmıştı. İkisine de baktı. Uzun yıllardan sonra ilk kez suçluluk duymuyordu.

Sesi alçaktı ama içindeki kararlılık apaçıktı.

— Bundan sonra herkes kendi yoluna bakacak. Yetişkin hayatına hoş geldiniz.

Sonra arkasını döndü, yatak odasına girdi ve kapıyı sertçe kapattı.

Mutfakta geriye yalnızca derin bir sessizlik kaldı.

Şükrüye'nin Penceresinden